Sayfa 20/20 İlkİlk ... 101617181920
196 sonuçtan 191 ile 196 arası

Konu: Gül dili...

  1. #191
    Cahillik Dönemi
    Üyelik tarihi
    Nov 2016
    Mesajlar
    583

    Standart

    14.İman edenlere söyle ki: Allah'ın ceza günlerinin gelip çatacağını beklemeyenlerin ezalarına aldırış etmesinler, kusurlarını bağışlasınlar. Çünkü nasılsa Allah, herkese yaptıklarının karşılığını verecektir (iman edenlere de sabır ve aflarının ödülünü verecektir.)

    Müminler, kâfirlerin dilleriyle, kalemleriyle veya her hangi bir vasıta ile yaptıkları suçlamalara karşı, o ahlâksız ve düşüncesiz insanların seviyelerine inmek sûretiyle, kendi yüksek vasıflarına zarar vermesinler. Onların işlerini Allah'a havale etsinler.

    15. Kim güzel ve makbul bir iş yaparsa, kendisi için yapar. Kim de kötülük işlerse kendi aleyhinedir. Sonunda Rabbinizin huzuruna götürüleceksiniz.

    16. Gerçekten Biz İsrailoğullarına, kitap, hükümranlık, hikmet ve nübüvvet verdik. Onları helâl ve has nimetlerle rızıklandırdık ve onları insanlara üstün kıldık.

    Âyette geçen "hükm" şu üç anlama gelebilir: 1. Kitaba dair bilgi, feraset. 2. Kitaba göre amel etme. 3. Muamelatta muhakeme yeteneği. Burası İsrailoğullarının daimî bir üstünlükleri mânasına gelmeyip, o dönemde Allah'ın dinine hizmet için seçildikleri ve hakkı tebliğ için kitabın taşıyıcıları kılındıklarını gösterir.


    17. Onlara din işinde parlak deliller, mûcizeler verdik. Şimdi onların din konusunda ihtilaf etmeleri, sırf kendilerine gerçeğe dair ilim geldikten sonra haset ve ihtirastan dolayıdır. Senin Rabbin kıyamet günü, ayrılığa düştükleri hususlarda aralarında hükmünü verecektir.

    18. Sonra din işinde, seni ayrı bir şeriat yoluna koyduk. Sen ona tâbi ol, gerçeği bilmeyenlerin keyiflerine uyma. [42,13-15]

    İsrailoğulları bütün insanlara yönelik din hizmetini yürütemeyince Allah bu hizmeti Hz. Muhammed (a.s.)'ın ümmetine verdiğini bildirmektedir.

    19. Çünkü Allah'tan gelecek herhangi bir cezayı önleme hususunda, onlar sana hiçbir fayda veremezler. Zalimler birbirinin dostudur. Allah ise müttakilerin dostudur.

    20. Bu Kur'ân, delilleri ile, fikirleri ve kalpleri aydınlatan basiret nurlarıdır ve iman edecek kimseler için hidâyet rehberi ve rahmettir.

    21. Yoksa o kötülükleri işleyip duranlar, iman edip güzel ve makbul işler gerçekleştirenlere yaptığımız muameleyi, kendilerine de göstereceğimizi, hayatlarında ve ölümlerinde onları bir tutacağımızı mı sanıyorlar? Ne kötü, ne yanlış bir muhakeme! [59,20]

    Kâinatta atomlardan güneşlere kadar herşeyde hikmet, intizam, adalet ve ölçü ile hükmeden bir rubûbiyet vardır. Onun, yaratma gayesine uygun hareket ederek ömürlerini geçiren müminleri takdir, bunun aksine hayata tuzak kuran, nizamı bozan kâfir ve fâsıkları tekdir etmemesi, adalet ve hikmetinden vazgeçmesi mânasına gelir. Gerek müminler mükâfatlarını, gerek kâfirler cezalarını ekseriya bu dünyada almadıklarına göre, demek ki netice, büyük bir mahkemeye bırakılmaktadır.

    22. Halbuki Allah gökleri ve yeri hak ve hikmetle, gerçek bir maksatla ve bir de herkesin ne kazanmışsa, kendilerine asla haksızlık edilmeksizin, ona göre karşılık görmesi için yaratmıştır.

    23. Baksana kendi heva ve hevesini ilah edinen, ilmi olduğu halde Allah'ın kendisini şaşırtıp, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözlerine de perde çektiği kimsenin haline! Hakkı görmemekte ve azgınlıkta ısrar etmesi sebebiyle Allah'ın şaşırttığı bu kimseyi kim yola getirebilir? Düşünmüyor musunuz? [7,186]

    Bu meal, "alâ ilmin" kısmının mef'ul zamirinden hal kabul edilmesi durumuna göre verilmiştir. İnsan, aklını ve ilmini, ilahî vahyin ışığı ile aydınlatmaz da, benlik iddiasına girerse, güneşin aydınlığından kendisini mahrum bırakıp, azıcık ışığına güvendiği için kendisini gecenin karanlığına mahkûm eden ateş böceği durumuna düşer. Çünkü heva ve şehvet, gözü kör, kulağı sağır, kalbi duygusuz eder. O kimse bilgin de olsa, ilmine rağmen hakkı duymaz olur. Nitekim filozofların ve dünya menfaatlarına düşkün din bilginlerinin birçoğu böyle olmuştur. Diğer muhtemel mâna ise, "alâ ilmin" kaydını: failden hal saymaktır. Buna göre "Allah'ın, durumunu bildiği için şaşırttığı, yahut Allah'ın bir bilgiye göre şaşırttığı" demek olur. Âhireti inkâr etmek insanın ahlâkını tamamen felç eder. Zira insanı insanlık dairesinde tutan şey, yaptıklarından âhirette hesap verme inancıdır. Bu inanç olmazsa insan vahşi hayvanlardan daha zalim olabilir.

    24. Âhireti inkâr eden kâfirler bir de şöyle dediler: "Hayat, sadece bu dünyada yaşadığımız hayattan ibarettir: Ölürüz, yaşarız. Bizi yalnız zamanın akışı helâk eder." Aslında, buna dair hiçbir kesin bilgileri yoktur, onlar sadece zanlarıyla böyle söylüyorlar.

    25. Kendilerine iman esaslarına ve bu arada âhirete dair âyetlerimiz açık açık okunduğunda, onların ileri sürdükleri tek iddia: "Eğer siz bu inancınızda tutarlı iseniz, gelip geçmiş atalarımızı diriltin de önümüze getirin!" demekten başka bir şey olmaz. [2,28; 30,27]

    26. De ki: "Size hayatı veren Allah'tır. Sonra sizi yine O öldürür, sonra da hepinizi, hakkında hiç şüphe olmayan kıyamet günü bir araya toplar; ama insanların çoğu bu gerçeği bilmezler." [64,9; 77,12-13; 11,104; 70,6-7]

    27. Göklerin ve yerin hakimiyeti Allah'ındır. Kıyamet saati gelip çattığı gün, işte o gün batıl dâva peşinde olanlar, en büyük kayba uğrayacaklardır.

    28. O gün bütün ümmetleri, bir araya toplanmış ve diz çökmüş vaziyette görürsün. Her ümmet, hesap defterlerini okumaya çağırılır. Daha önce ne yaptıysanız bugün sadece onun karşılığını alırsınız. [17,14; 75,13-15; 18,49]

    29. İşte karşınızda sadece gerçekleri dile getiren defterimiz. Biz sizin yaptığınız her işi bir yere kaydediyorduk. [17,14; 18,49]

    Kaydetme şekillerinden biri de yazmaktır. Fakat dünyada insanlar bile kaydetmenin çeşitli şekillerini bulmuşlardır. Allah Teâla insanların davranışlarını, düşüncelerini kim bilir hangi tarzda kaydettirmek sûretiyle önlerine serecektir.

    30. İman edip makbul ve güzel işler yapanların yüce Rab'leri, kendilerini rahmetine alır. İşte en kesin başarı, en büyük mutluluk budur.

    31. Kâfirlere ise yüce Allah tarafından, şöyle denilir: "Âyetlerim size okunduğunda siz büyüklük taslamış ve hep suç işleyen kimseler olmuştunuz değil mi?"

    32. Size: "Allah'ın vâdi gerçektir, kıyamet saati mutlaka gelecektir" denildiğinde siz: "Kıyamet neymiş bilmeyiz, biz olsa olsa bir zan ve tahminde bulunabiliriz, ama biz kesin bir tarzda ona inanmayız." demiştiniz.

    33. Derken, yaptıkları ne kadar kötü, pis iş varsa karşılarına çıktı. Alay ettikleri cehennem azabı, kendilerini her taraftan sardı.

    34-35. Ve kendilerine şöyle denildi: "Siz Bizi, daha önce nasıl unutup terk ettiyseniz, Biz de bugün sizi unutup kendi halinize bırakacağız! Kalacağınız yer ateştir. Hiçbir yardımcınız da yoktur. Bu böyle olacak, çünkü siz Allah'ın âyetlerini alay konusu yaptınız, dünya hayatı sizi aldattı." Bugün artık ne oradan çıkarılırlar, ne de özürleri kabul edilip dünyaya gönderilirler.

    36. Demek ki bütün hamdler, övgüler göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.

    37. Dolayısıyla göklerde ve yerde ululuk yalnız O'na aittir. Azîz ve hakîm O'dur (üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibidir).

    https://kuran-ikerim.org/meal/suat-y.../casiye-suresi

  2. #192
    Cahillik Dönemi
    Üyelik tarihi
    Nov 2016
    Mesajlar
    583

    Standart

    HAYATI YAŞANILIR KILMANIN YOLU:
    DİN VE MANEVİYAT

    Muhterem Müslümanlar!

    İnsanoğlu, doğumundan ölümüne kadar sevgiye,
    şefkate ve yarenliğe ihtiyaç duyar. Hayatı boyunca
    manevi boşluklarına ve ruhsal sarsıntılarına merhem
    olacak bir dost arar. İnsanı dünyada ve ahirette
    huzura kavuşturacak olan yegâne destek Rabbimizin
    merhametidir. Nitekim Allah Teâlâ, yarattığı insana
    şah damarından daha yakındır. Dua ettiğinde ona
    icabet edendir. Onu akıl, gönül, şuur ve vicdanla
    donatan, meşakkatler içinde asla yalnız
    bırakmayandır. Çaresiz kaldığını düşünen insana
    Sevgili Peygamberimizin örnekliğinde çıkış kapıları
    bahşedendir.

    Kıymetli Müminler!

    Hayatın her dönemi kendine has nimetleri ve
    külfetleri ile beraber yaşanır. Çocukluk, gençlik,
    yetişkinlik ve yaşlılık yılları kimi zaman güzel
    hatıralarla, kimi zaman da sıkıntı ve üzüntüler
    içerisinde geçer. Hayatta karşılaştığımız imtihanlara
    göğüs germek ve çözüm bulmak öncelikle selim bir
    kalbe sahip olmakla mümkündür. Kalb-i selim,
    Allah’a teslim olmakla huzur bulan kalptir. Mümin,
    kalbini imanla besler. Maneviyatını güçlü tutar.
    Enerjisini ibadetten alır. Gönül doktoru olan Sevgili
    Peygamberimiz (s.a.s), kalbte karar bulan
    maneviyatın önemini şöyle anlatmıştır: “Dikkat
    edin! Vücutta öyle bir et parçası vardır ki, o iyi,
    doğru ve düzgün olursa bütün vücut iyi, doğru ve
    düzgün olur; o bozulursa bütün vücut bozulur.
    Dikkat edin! O kalptir.”1

    Değerli Müslümanlar!

    Allah’ın eşsiz rahmeti ve koruması altında
    olduğuna ve onun her an kendisini görüp duyduğuna
    inanan insan yalnız ve kimsesiz kalma korkusu
    yaşamaz. Hayatı yaşanılır kılmada, zorlukları
    aşmada, iyilikleri çoğaltmada imandan ve
    maneviyattan güç alır. Manevi dünyasını sağlıklı
    yollarla besledikçe gerilim ve çatışmadan uzaklaşır.
    Huzura kavuşur, ümidi artar. Zira yüce dinimizin bize
    öğrettiğine göre, insanın maddi ihtiyaçları kadar
    manevi ihtiyaçları da vardır. Maneviyat, hayatın
    doğal bir parçasıdır. Umut, sabır ve hoşgörü
    kaynağıdır.

    Aziz Müslümanlar!

    Günümüzde iletişim imkânları artsa da maalesef
    insanoğlu yalnızlaşmıştır. Aile bağları zayıflamış,
    akrabalık ilişkileri canlılığını yitirmiştir. İsraf ve
    gösterişe dayalı tüketim kültürü, ruhen ve bedenen
    insanlığı tükenmenin eşiğine getirmiştir. İşte böyle
    bir zamanda her yaştan insan için manevi destek ve
    rehberlik vazgeçilmez bir ihtiyaçtır. Manevi destek;
    zor günlerden geçen, ayakta kalmak için yardıma
    ihtiyacı olan kişilere azim aşılar. Şiddete ve zulme
    dur diyerek merhameti yayar. Acı ve kederle başa
    çıkmada, bağımlılıktan kurtulmada umut olur.

    Muhterem Müminler!

    Cenâb-ı Hak, bir âyet-i kerimede şöyle
    buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Hayat verecek
    şeylere sizi çağırdığında Allah ve Resûlü’nün
    davetine gönülden uyun ve bilin ki, şüphesiz Allah
    kişi ile kalbinin arasına girer. Yine bilin ki, O’nun
    huzurunda toplanacaksınız.”2

    Hayat veren İslam ile toplumu aydınlatma
    vazifesini günümüzde hademe-i hayrat olan din
    görevlilerimiz üstlenmiştir. Onlar, sahih dini bilgi ve
    geleneğimizin köklü tecrübesi ile gece gündüz
    topluma hizmet etmektedir. Camiler ve Kur’an
    kursları başta olmak üzere hastaneler, ceza infaz
    kurumları, huzurevleri, sağlık kurumları ve öğrenci
    yurtları gibi hayatın her alanında milletimize manevi
    danışmanlık ve rehberlik yapmaktadır.

    Aziz Müminler!

    İmtihan dünyasında bunalan insan için hayatı
    anlamlı kılacak yegane kurtuluş, özüne dönmesi,
    hakikati araması ve maneviyatını canlı tutmasıdır.
    Unutmayalım ki yorulan gönüller, imanla ve
    muhabbetle tazelenir. Aşınan değerler vicdanla
    onarılır. Savrulan hayatlar, manevi destek ve
    rehberlikle istikrara kavuşur.

    Hutbemi Cenâb-ı Hakk’ın Sevgili
    Peygamberimiz’e ve O’nun şahsında bütün insanlığa
    iç huzuru olarak bahşettiği İnşirah Suresinin meâliyle
    sonlandırıyorum: “Ey Muhammed! Senin göğsünü
    açıp genişletmedik mi? Belini büken yükünü
    üzerinden kaldırmadık mı? Senin şanını
    yüceltmedik mi? Elbette zorluğun yanında nice
    kolaylıklar vardır. Gerçekten, zorlukla beraber
    nice kolaylıklar vardır. Öyleyse, bir işi bitirince
    hemen diğerine koyul. Ve yalnız Rabbine yönel.”3

    1 Buhârî, Îmân, 39.
    2 Enfâl, 8/24.

    *****

    Bugün ki Cuma hutbesi...

    Cumanız mübarek olsun.

  3. #193
    Cahillik Dönemi
    Üyelik tarihi
    Nov 2016
    Mesajlar
    583

    Standart

    Kalbiniz hilalse, onun dolunay olması,hakkı tam yansıtabilmesi için zaman lazımdır.

    Soru odur ki kalbinize yön veren kutup yıldızınız kimdir?

    İşte hayatınızın akışını değiştirecek anahtar soru budur.

    Barış Manço'nun Anahtar diye bir şarkısı vardı;

    İçinde şu sözler vardı;

    Düşün,taşın bütün gece,

    Benim kalbim bir bilmece,

    Kalbimin bir kilidi var,

    İşte sana anahtar.

    *****

    Eskiler gökte Ay-Yıldızın çok özel zamanlarda ortaya çıktığına inanırlarmış.

    Bu remz atılan okun,yapılan işin,gök alemince muhabbetle karşılandığını ve hedefin 12'den,tam kalbinden vurulduğunu gösterirmiş.
    Konu Denge tarafından ( 3 Gün önce Saat 09:48 AM ) değiştirilmiştir.

  4. #194
    Cahillik Dönemi
    Üyelik tarihi
    Nov 2016
    Mesajlar
    583

    Standart

    Güvercin ve zeytindalı ise barış remzleridir.

    Bugün bir afişte güvercinle Ay-yıldızı yanyana görünce aklıma bunları yazmak geldi.

  5. #195
    Cahillik Dönemi
    Üyelik tarihi
    Nov 2016
    Mesajlar
    583

    Standart

    6. Hiç üzerlerindeki göğe bakmazlar mı? Bakıp da Bizim onu nasıl sağlamca bina ettiğimizi, onda en ufak bir çatlaklık, dengesizlik olmadığını düşünmezler mi? [67,3-4]

    Gökyüzü âlemi akıllara durgunluk verecek derecede geniş ve muazzamdır. Dünyamızdan yüzbinlerce defa daha büyük gezegenler uzayda top gibi, saniyede birkaç kilometre hızla yüzerler. Güneş sistemi samanyolu galaksisinin bir köşesine sıkışmış küçük bir yer işgal eder. Oysa daha başka bir milyon kadar galaksi mevcuttur. Bunları yaratıp varlıkta tutan muazzam kudretin ilkin yoktan yarattığı hayatı, ölüm uykusundan sonra diriltmeye gücü yetmez olur mu?

    7. Yeri de döşedik, oraya dengeyi sağlayacak sağlam ulu dağlar yerleştirdik. Orada, gönüller, gözler açan her çeşit bitkiden çiftler bitirdik. [51,49; 36,36]

    8. Bütün bunları, Allah'a yönelecek her kula Yaradan'ın kudretini hatırlatması, dersler veren birer basiret nişanesi ve ibret numunesi olması için yaptık.

    9-10. Gökten bereketli bir su indirdik. Onunla bahçeler ve biçilen ekinler, salkım salkım meyveleriyle ulu hurma ağaçları yetiştirdik.

    11. Bütün bunlar kullarımıza rızık vermek içindir. Hem o su ile ölü toprağa hayat verdik. İşte ölmüş insanların mezarlarından çıkışı da böyle olacaktır. [40,57; 46,33; 41,39]

    12-14. Onlardan önce Nûh halkı, Ashab-ı Ress, Semûd, Âd, Firavun halkları. Lût'un hemşehrileri, Ashab-ı Eyke ve Tübba' halkı da hakkı yalanladılar. Evet onların hepsi peygamberleri yalancı saydılar da tehdidime müstehak oldular, azaba çarptırıldılar.

    Arap kaynaklarında Ress adında iki yer bilinmektedir. Biri Necid, diğeri Hicaz'ın kuzeyinde olup birincisi daha meşhurdur.

    15. Biz ilkin yoktan yaratmadan bir âcizlik, becerisizlik mi gösterdik ki bu tekrar yaratmada acze düşelim? Hayır! Öyle değil, onlar da böyle olmadığını bilirler. Ama yine de onlar bu yeniden yaratılıştan (dirilmeden) şüphe içindedirler. [30,27]

    16. İnsanı Biz yarattık. Onun için, nefsinin kendisine neler fısıldadığını, neler telkin ettiğini de Biz pek iyi biliriz. Çünkü Biz ona şahdamarından daha yakınız.

    17-18. Zaten onun sağında ve solunda yerleşmiş iki kayıtçı vardır. Ağzından çıkan bir tek söz olmaz ki yanında, bu iş için hazırlanmış gözcü olmasın, onun söylediğini ve yaptığını kaydetmiş olmasın. [82,10-12]

    İnsanlar yirminci asırda sesleri ve görüntüleri kaydeden nice aletler geliştirdiler. Bu aletler Allah'ın kâinatta zerrelere yaptırdığı kayıt işlemini tesbit etmeye çalışmaktadırlar. Allah'ın melekleri bu aletlere muhtaç değildirler. İnsanın kendi vücudu ve çevresindeki şeyler, onun bütün yaptıklarını ve konuştuklarını en ince ayrıntıları ile kaydeden bir kamera veya teyp gibidir. Kıyamet günü, kendi kulağı ile dünyada söylediklerini işitecek ve yaptıklarını gözleriyle görecektir. Demek Allah kullarına sırf kendi ilmine göre muamele etmeyecek, bilakis adâletin; iddia, delil, inkâr, şahit, savunma gibi bütün şartlarını yerine getirecektir.

    19. Vakti geldiğinde ölüm sekeratı başlayınca, can çekiştiği sırada insana "İşte" denir, "senin en çok nefret edip kaçtığın şey!"

    20. Sûra üfürülür kalk borusu çalar. İşte bu da tehdit edilen azabın günüdür.

    21. O gün herkes beraberinde bir muhafız, bir de şahit olarak Yüce Divana gelir.

    22. Allah ona buyurur: "Sen bundan gaflet içindeydin. İşte gözünün önünden perdeyi kaldırdık, şimdi artık gözün pek keskindir!" [19,38; 32,12]

    23. Yanındaki arkadaşı "İşte!" der, "onun defteri! Her ne yapmışsa, burada yazılı!"

    Yanındaki arkadaşı, bazı müfessirlere göre şahit melektir.

    24-26. Allah muhafızla şahide veya cehennem görevlisi iki meleğe: "Atın!" buyuracak, "atın cehenneme, her nankör, inatçı kâfiri: Hayra mani olan, haddi aşıp azan, şüpheye dalanı! Allah'ın yanısıra başka bir tanrı benimseyeni! Atın onu o çetin azaba!"

    Hayır; bazan mal, bazan iyilik mânasına kullanılır. Burada her ikisi de mümkündür. O şahsın, malından Allah'ın ve kullarının haklarını vermediğini ifade eder. Yahut hayır ve iyilikten, hem kendisini hem de başkalarını engellediği mânasına gelir.

    27. Yanındaki arkadaş: "Ya Rabbî," der, "onu ben saptırmadım, kendisi zaten haktan iyice uzak bir sapıklık içinde idi." [14,22]

    Yanındaki arkadaşı, şeytan onun cehenneme atılacağını anlayınca böyle diyecektir. Burada siyaktan, Allah'ın mahkemesinde bu iki yoldaşın birbirini suçladıkları anlaşılmaktadır. Anlaşılan kâfir insan, şeytan arkadaşının kendisini saptırdığını ileri sürünce o, bu cevabı vermektedir.

    28-29. "Çekişmeyin huzurumda!" buyurur Allah, "Çünkü Ben daha önce gelecek tehlikeyi size bildirmiştim. Benim verdiğim kararlar değiştirilmez. Ben, kullarıma asla zulmetmem!"

    https://kuran-ikerim.org/meal/suat-yildirim/kaf-suresi
    Konu Denge tarafından (1 gün önce Saat 09:08 PM ) değiştirilmiştir.

  6. #196
    Cahillik Dönemi
    Üyelik tarihi
    Nov 2016
    Mesajlar
    583

    Standart

    6. Ey iman edenler, herhangi bir fâsık size bir haber getirecek olursa, onu iyice tahkik edin, doğruluğunu araştırın. Yoksa, gerçeği bilmeyerek, birtakım kimselere karşı fenalık edip sonra yaptığınıza pişman olursunuz.

    Peygamberimiz Velid İbn Ukbe adlı sahabîyi Beni Mustalık kabilesine zekât toplamak için gönderdi. Velid ile onlar arasında daha önce bir kin vardı. Kabîleye yaklaştığı zaman karşısına gelen atlıların kendi aleyhinde oldukları intibaına kapılıp korkarak geri döndü ve zekât vermediklerini söyledi. Hz. Peygamber ordu toplayıp üzerlerine hücum edeceği sırada tesbitin asılsız olduğu kendisine bildirildi. Hâlid bin Velîd'i durumu tahkik etmekle görevlendirdi. Geceleyin onlara çaktırmadan gelen Halid, onların ezan okuyup cemaatla namaz kıldıklarını, hatta gece namazı bile kıldıklarını tesbit etti ve zekâtlarını alarak döndü. Bu âyet bunun üzerine nazil oldu. Bu âyete dayanarak hadis ravileri cerh ve ta'dile tâbi tutulmuşlardır. Fakihler her haberin değil, ama nebe' tarzında önemli haberlerin tahkik edilmesini şart görürler. Fâsık kelimesi burada, "çizgi dışına çıkmış, itaatsiz, emirleri yerine getirmeyen" anlamındadır.

    7-8. İyi düşünün ki Allah'ın resulü sizin aranızda bulunmaktadır. Şayet o birçok işte size uysaydı, haliniz yaman olurdu. Ama Allah size imanı sevdirdi ve onu kalplerinizde güzelleştirdi; inkârdan, fâsıklıktan ve isyandan ise sizi iğrendirdi. İşte Allah'tan bir lütuf ve nimet olarak doğru yolda yürüyenler onlardır. Allah her şeyi hakkıyla bilir, tam hüküm ve hikmet sahibidir.

    Bu ifadeden anlaşıldığına göre müminlerin tümü bu hataya düşmemiş, sadece azınlıkta olan bazı kimseler bunu ileri sürmüşlerdir. "Şayet o size uysaydı (..)" hitabı, bütün sahâbeye değil, Beni Mustalık üzerine asker göndermeyi öneren sahabîleredir. "Ama Allah size imanı sevdirdi" hitabı geneldir. Bu âyet, görüşlerinde ısrar eden sahabîlerin imandan çıktıklarını değil, hata yaptıklarını gösterir. Allah Teâla hata yapanları şöyle uyarmaktadır: "İmanın gereği, diğer sahâbe gibi Peygambere güvenip onun görüşüne tâbi olmaktır."

    9. Eğer müminlerden iki topluluk birbirleriyle vuruşursa, onların aralarını bulun. Buna rağmen biri öbürüne saldırırsa, bu saldıran tarafla, Allah'ın emrine dönünceye kadar siz de vuruşun. Döndüğü takdirde aralarını hakkaniyetle düzeltin ve hep âdil olun, çünkü Allah âdil davrananları sever.

    10. Müminler sadece kardeştirler. O halde ihtilaf eden kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah'a karşı gelmekten sakının ki O'nun merhametine nail olasınız.

    Bu âyet, dünyanın neresinde olursa olsun müminleri kardeş olarak ilan etmektedir. Ashabdan Cerir b. Abdullah, Hz. Peygamberin, kendisinden şu üç şeyi yapmak üzere biat istediğini bildirir: "Namaz, zekât ve bütün müslümanların hayrını isteme (nasihat)." "Müslümana kötü söz söylemek fâsıklık, onunla savaşmak küfürdür" (hadis-i şerif). "Müslüman müslümanın kardeşidir; ona zulmetmez, onu desteğinden mahrum bırakmaz. Bir kimse için müslüman kardeşini hakir görmek kadar büyük bir kötülük yoktur." (hadis-i şerif)

    11. Ey iman edenler! Sizden hiçbir topluluk bir başka toplulukla alay etmesin. Ne mâlum? Belki alay edilenler edenlerden daha hayırlıdır. Kadınlar da başka kadınlarla alay etmesinler. Belki de alay edilenler edenlerden daha hayırlıdır. Birbirinizi, (daha doğrusu kendilerinizi) karalamayın. Birbirinize kötü lakaplar takmayın. İman ettikten sonra insanın adının kötüye çıkması, fâsık damgası yemesi ne fena bir şeydir! Kim tövbe etmezse işte onlar tam zalim kimselerdir. [104,1; 68,11; 4,29]

    12. Ey iman edenler! zandan çok sakının. Çünkü zanların bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizli hallerini araştırmayın. Kiminiz kiminizi gıybet etmesin. Hiç sizden biriniz ölmüş kardeşinin cesedini dişlemekten hoşlanır mı? İşte bundan hemen tiksindiniz! Öyleyse Allah'ın azabından korkun da bu çirkin işten kendinizi koruyun. Allah tevvabdır, rahîmdir (tövbeleri kabul eder, merhamet ve ihsanı boldur).

    Zannın çeşitleri vardır. Hüsnüzan kısmı makbul olup müminin Allah, Resulü, müminler ve aksine sebep olmadıkça bütün insanlar hakkında bu zannı beslemesi gerekir. Bazan başka çare kalmayınca zanna dayanarak hüküm verme ihtiyacı olur. Günah olan kısım ise, insanlar hakkında haksız yere suizan besleyip onlar hakkında iyi tarafa değil de kötü tarafa yorumlar yapmaktır. Tecessüs, insanların gizli hallerini araştırmak, keza onların gıybetini yapmak da bu âyetle şiddetle yasaklanmıştır. Gizli halleri araştırmak fertlere olduğu gibi devlet yetkililerine de haramdır. "İdareci, halkın mahrem ve gizli hallerini araştırırsa onların ahlâkını ve düzenlerini bozar." (hadis-i şerif).

    13. Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizi tanıyıp sahip çıkmanız için milletlere, sülâlelere ayırdık. Şunu unutmayın ki Allah'ın nazarında en değerli, en üstün olanınız, takvâda (Allah'ı sayıp haramlardan sakınmada) en ileri olandır. Muhakkak ki Allah herşeyi mükemmelen bilir, her şeyden hakkıyla haberdardır.

    https://kuran-ikerim.org/meal/suat-y...hucurat-suresi

Sayfa 20/20 İlkİlk ... 101617181920

Benzer Konular

  1. bükçe (kadın dili)
    By malahit in forum Kişisel Gelişim & Kariyer Planlama
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 17-08-2010, 02:24 AM
  2. Beden dili
    By Nefertiti in forum Kişisel Gelişim & Kariyer Planlama
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 13-04-2009, 03:12 PM
  3. Kadınların dili
    By Nefertiti in forum Gülmece / Eğlenmece Bölümü
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 21-05-2008, 10:54 PM
  4. Kedi Dili.....
    By BeYaZ_KeLeBeK in forum Gülmece / Eğlenmece Bölümü
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 04-05-2008, 03:26 PM
  5. Beden Dili
    By BeYaZ_KeLeBeK in forum Paylaşım Köşesi
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 27-03-2008, 11:46 PM

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •