Sayfa 20/21 İlkİlk ... 10161718192021 SonSon
207 sonuçtan 191 ile 200 arası

Konu: Gül dili...

  1. #191
    Cahillik Dönemi
    Üyelik tarihi
    Nov 2016
    Mesajlar
    607

    Standart

    14.İman edenlere söyle ki: Allah'ın ceza günlerinin gelip çatacağını beklemeyenlerin ezalarına aldırış etmesinler, kusurlarını bağışlasınlar. Çünkü nasılsa Allah, herkese yaptıklarının karşılığını verecektir (iman edenlere de sabır ve aflarının ödülünü verecektir.)

    Müminler, kâfirlerin dilleriyle, kalemleriyle veya her hangi bir vasıta ile yaptıkları suçlamalara karşı, o ahlâksız ve düşüncesiz insanların seviyelerine inmek sûretiyle, kendi yüksek vasıflarına zarar vermesinler. Onların işlerini Allah'a havale etsinler.

    15. Kim güzel ve makbul bir iş yaparsa, kendisi için yapar. Kim de kötülük işlerse kendi aleyhinedir. Sonunda Rabbinizin huzuruna götürüleceksiniz.

    16. Gerçekten Biz İsrailoğullarına, kitap, hükümranlık, hikmet ve nübüvvet verdik. Onları helâl ve has nimetlerle rızıklandırdık ve onları insanlara üstün kıldık.

    Âyette geçen "hükm" şu üç anlama gelebilir: 1. Kitaba dair bilgi, feraset. 2. Kitaba göre amel etme. 3. Muamelatta muhakeme yeteneği. Burası İsrailoğullarının daimî bir üstünlükleri mânasına gelmeyip, o dönemde Allah'ın dinine hizmet için seçildikleri ve hakkı tebliğ için kitabın taşıyıcıları kılındıklarını gösterir.


    17. Onlara din işinde parlak deliller, mûcizeler verdik. Şimdi onların din konusunda ihtilaf etmeleri, sırf kendilerine gerçeğe dair ilim geldikten sonra haset ve ihtirastan dolayıdır. Senin Rabbin kıyamet günü, ayrılığa düştükleri hususlarda aralarında hükmünü verecektir.

    18. Sonra din işinde, seni ayrı bir şeriat yoluna koyduk. Sen ona tâbi ol, gerçeği bilmeyenlerin keyiflerine uyma. [42,13-15]

    İsrailoğulları bütün insanlara yönelik din hizmetini yürütemeyince Allah bu hizmeti Hz. Muhammed (a.s.)'ın ümmetine verdiğini bildirmektedir.

    19. Çünkü Allah'tan gelecek herhangi bir cezayı önleme hususunda, onlar sana hiçbir fayda veremezler. Zalimler birbirinin dostudur. Allah ise müttakilerin dostudur.

    20. Bu Kur'ân, delilleri ile, fikirleri ve kalpleri aydınlatan basiret nurlarıdır ve iman edecek kimseler için hidâyet rehberi ve rahmettir.

    21. Yoksa o kötülükleri işleyip duranlar, iman edip güzel ve makbul işler gerçekleştirenlere yaptığımız muameleyi, kendilerine de göstereceğimizi, hayatlarında ve ölümlerinde onları bir tutacağımızı mı sanıyorlar? Ne kötü, ne yanlış bir muhakeme! [59,20]

    Kâinatta atomlardan güneşlere kadar herşeyde hikmet, intizam, adalet ve ölçü ile hükmeden bir rubûbiyet vardır. Onun, yaratma gayesine uygun hareket ederek ömürlerini geçiren müminleri takdir, bunun aksine hayata tuzak kuran, nizamı bozan kâfir ve fâsıkları tekdir etmemesi, adalet ve hikmetinden vazgeçmesi mânasına gelir. Gerek müminler mükâfatlarını, gerek kâfirler cezalarını ekseriya bu dünyada almadıklarına göre, demek ki netice, büyük bir mahkemeye bırakılmaktadır.

    22. Halbuki Allah gökleri ve yeri hak ve hikmetle, gerçek bir maksatla ve bir de herkesin ne kazanmışsa, kendilerine asla haksızlık edilmeksizin, ona göre karşılık görmesi için yaratmıştır.

    23. Baksana kendi heva ve hevesini ilah edinen, ilmi olduğu halde Allah'ın kendisini şaşırtıp, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözlerine de perde çektiği kimsenin haline! Hakkı görmemekte ve azgınlıkta ısrar etmesi sebebiyle Allah'ın şaşırttığı bu kimseyi kim yola getirebilir? Düşünmüyor musunuz? [7,186]

    Bu meal, "alâ ilmin" kısmının mef'ul zamirinden hal kabul edilmesi durumuna göre verilmiştir. İnsan, aklını ve ilmini, ilahî vahyin ışığı ile aydınlatmaz da, benlik iddiasına girerse, güneşin aydınlığından kendisini mahrum bırakıp, azıcık ışığına güvendiği için kendisini gecenin karanlığına mahkûm eden ateş böceği durumuna düşer. Çünkü heva ve şehvet, gözü kör, kulağı sağır, kalbi duygusuz eder. O kimse bilgin de olsa, ilmine rağmen hakkı duymaz olur. Nitekim filozofların ve dünya menfaatlarına düşkün din bilginlerinin birçoğu böyle olmuştur. Diğer muhtemel mâna ise, "alâ ilmin" kaydını: failden hal saymaktır. Buna göre "Allah'ın, durumunu bildiği için şaşırttığı, yahut Allah'ın bir bilgiye göre şaşırttığı" demek olur. Âhireti inkâr etmek insanın ahlâkını tamamen felç eder. Zira insanı insanlık dairesinde tutan şey, yaptıklarından âhirette hesap verme inancıdır. Bu inanç olmazsa insan vahşi hayvanlardan daha zalim olabilir.

    24. Âhireti inkâr eden kâfirler bir de şöyle dediler: "Hayat, sadece bu dünyada yaşadığımız hayattan ibarettir: Ölürüz, yaşarız. Bizi yalnız zamanın akışı helâk eder." Aslında, buna dair hiçbir kesin bilgileri yoktur, onlar sadece zanlarıyla böyle söylüyorlar.

    25. Kendilerine iman esaslarına ve bu arada âhirete dair âyetlerimiz açık açık okunduğunda, onların ileri sürdükleri tek iddia: "Eğer siz bu inancınızda tutarlı iseniz, gelip geçmiş atalarımızı diriltin de önümüze getirin!" demekten başka bir şey olmaz. [2,28; 30,27]

    26. De ki: "Size hayatı veren Allah'tır. Sonra sizi yine O öldürür, sonra da hepinizi, hakkında hiç şüphe olmayan kıyamet günü bir araya toplar; ama insanların çoğu bu gerçeği bilmezler." [64,9; 77,12-13; 11,104; 70,6-7]

    27. Göklerin ve yerin hakimiyeti Allah'ındır. Kıyamet saati gelip çattığı gün, işte o gün batıl dâva peşinde olanlar, en büyük kayba uğrayacaklardır.

    28. O gün bütün ümmetleri, bir araya toplanmış ve diz çökmüş vaziyette görürsün. Her ümmet, hesap defterlerini okumaya çağırılır. Daha önce ne yaptıysanız bugün sadece onun karşılığını alırsınız. [17,14; 75,13-15; 18,49]

    29. İşte karşınızda sadece gerçekleri dile getiren defterimiz. Biz sizin yaptığınız her işi bir yere kaydediyorduk. [17,14; 18,49]

    Kaydetme şekillerinden biri de yazmaktır. Fakat dünyada insanlar bile kaydetmenin çeşitli şekillerini bulmuşlardır. Allah Teâla insanların davranışlarını, düşüncelerini kim bilir hangi tarzda kaydettirmek sûretiyle önlerine serecektir.

    30. İman edip makbul ve güzel işler yapanların yüce Rab'leri, kendilerini rahmetine alır. İşte en kesin başarı, en büyük mutluluk budur.

    31. Kâfirlere ise yüce Allah tarafından, şöyle denilir: "Âyetlerim size okunduğunda siz büyüklük taslamış ve hep suç işleyen kimseler olmuştunuz değil mi?"

    32. Size: "Allah'ın vâdi gerçektir, kıyamet saati mutlaka gelecektir" denildiğinde siz: "Kıyamet neymiş bilmeyiz, biz olsa olsa bir zan ve tahminde bulunabiliriz, ama biz kesin bir tarzda ona inanmayız." demiştiniz.

    33. Derken, yaptıkları ne kadar kötü, pis iş varsa karşılarına çıktı. Alay ettikleri cehennem azabı, kendilerini her taraftan sardı.

    34-35. Ve kendilerine şöyle denildi: "Siz Bizi, daha önce nasıl unutup terk ettiyseniz, Biz de bugün sizi unutup kendi halinize bırakacağız! Kalacağınız yer ateştir. Hiçbir yardımcınız da yoktur. Bu böyle olacak, çünkü siz Allah'ın âyetlerini alay konusu yaptınız, dünya hayatı sizi aldattı." Bugün artık ne oradan çıkarılırlar, ne de özürleri kabul edilip dünyaya gönderilirler.

    36. Demek ki bütün hamdler, övgüler göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.

    37. Dolayısıyla göklerde ve yerde ululuk yalnız O'na aittir. Azîz ve hakîm O'dur (üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibidir).

    https://kuran-ikerim.org/meal/suat-y.../casiye-suresi

  2. #192
    Cahillik Dönemi
    Üyelik tarihi
    Nov 2016
    Mesajlar
    607

    Standart

    HAYATI YAŞANILIR KILMANIN YOLU:
    DİN VE MANEVİYAT

    Muhterem Müslümanlar!

    İnsanoğlu, doğumundan ölümüne kadar sevgiye,
    şefkate ve yarenliğe ihtiyaç duyar. Hayatı boyunca
    manevi boşluklarına ve ruhsal sarsıntılarına merhem
    olacak bir dost arar. İnsanı dünyada ve ahirette
    huzura kavuşturacak olan yegâne destek Rabbimizin
    merhametidir. Nitekim Allah Teâlâ, yarattığı insana
    şah damarından daha yakındır. Dua ettiğinde ona
    icabet edendir. Onu akıl, gönül, şuur ve vicdanla
    donatan, meşakkatler içinde asla yalnız
    bırakmayandır. Çaresiz kaldığını düşünen insana
    Sevgili Peygamberimizin örnekliğinde çıkış kapıları
    bahşedendir.

    Kıymetli Müminler!

    Hayatın her dönemi kendine has nimetleri ve
    külfetleri ile beraber yaşanır. Çocukluk, gençlik,
    yetişkinlik ve yaşlılık yılları kimi zaman güzel
    hatıralarla, kimi zaman da sıkıntı ve üzüntüler
    içerisinde geçer. Hayatta karşılaştığımız imtihanlara
    göğüs germek ve çözüm bulmak öncelikle selim bir
    kalbe sahip olmakla mümkündür. Kalb-i selim,
    Allah’a teslim olmakla huzur bulan kalptir. Mümin,
    kalbini imanla besler. Maneviyatını güçlü tutar.
    Enerjisini ibadetten alır. Gönül doktoru olan Sevgili
    Peygamberimiz (s.a.s), kalbte karar bulan
    maneviyatın önemini şöyle anlatmıştır: “Dikkat
    edin! Vücutta öyle bir et parçası vardır ki, o iyi,
    doğru ve düzgün olursa bütün vücut iyi, doğru ve
    düzgün olur; o bozulursa bütün vücut bozulur.
    Dikkat edin! O kalptir.”1

    Değerli Müslümanlar!

    Allah’ın eşsiz rahmeti ve koruması altında
    olduğuna ve onun her an kendisini görüp duyduğuna
    inanan insan yalnız ve kimsesiz kalma korkusu
    yaşamaz. Hayatı yaşanılır kılmada, zorlukları
    aşmada, iyilikleri çoğaltmada imandan ve
    maneviyattan güç alır. Manevi dünyasını sağlıklı
    yollarla besledikçe gerilim ve çatışmadan uzaklaşır.
    Huzura kavuşur, ümidi artar. Zira yüce dinimizin bize
    öğrettiğine göre, insanın maddi ihtiyaçları kadar
    manevi ihtiyaçları da vardır. Maneviyat, hayatın
    doğal bir parçasıdır. Umut, sabır ve hoşgörü
    kaynağıdır.

    Aziz Müslümanlar!

    Günümüzde iletişim imkânları artsa da maalesef
    insanoğlu yalnızlaşmıştır. Aile bağları zayıflamış,
    akrabalık ilişkileri canlılığını yitirmiştir. İsraf ve
    gösterişe dayalı tüketim kültürü, ruhen ve bedenen
    insanlığı tükenmenin eşiğine getirmiştir. İşte böyle
    bir zamanda her yaştan insan için manevi destek ve
    rehberlik vazgeçilmez bir ihtiyaçtır. Manevi destek;
    zor günlerden geçen, ayakta kalmak için yardıma
    ihtiyacı olan kişilere azim aşılar. Şiddete ve zulme
    dur diyerek merhameti yayar. Acı ve kederle başa
    çıkmada, bağımlılıktan kurtulmada umut olur.

    Muhterem Müminler!

    Cenâb-ı Hak, bir âyet-i kerimede şöyle
    buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Hayat verecek
    şeylere sizi çağırdığında Allah ve Resûlü’nün
    davetine gönülden uyun ve bilin ki, şüphesiz Allah
    kişi ile kalbinin arasına girer. Yine bilin ki, O’nun
    huzurunda toplanacaksınız.”2

    Hayat veren İslam ile toplumu aydınlatma
    vazifesini günümüzde hademe-i hayrat olan din
    görevlilerimiz üstlenmiştir. Onlar, sahih dini bilgi ve
    geleneğimizin köklü tecrübesi ile gece gündüz
    topluma hizmet etmektedir. Camiler ve Kur’an
    kursları başta olmak üzere hastaneler, ceza infaz
    kurumları, huzurevleri, sağlık kurumları ve öğrenci
    yurtları gibi hayatın her alanında milletimize manevi
    danışmanlık ve rehberlik yapmaktadır.

    Aziz Müminler!

    İmtihan dünyasında bunalan insan için hayatı
    anlamlı kılacak yegane kurtuluş, özüne dönmesi,
    hakikati araması ve maneviyatını canlı tutmasıdır.
    Unutmayalım ki yorulan gönüller, imanla ve
    muhabbetle tazelenir. Aşınan değerler vicdanla
    onarılır. Savrulan hayatlar, manevi destek ve
    rehberlikle istikrara kavuşur.

    Hutbemi Cenâb-ı Hakk’ın Sevgili
    Peygamberimiz’e ve O’nun şahsında bütün insanlığa
    iç huzuru olarak bahşettiği İnşirah Suresinin meâliyle
    sonlandırıyorum: “Ey Muhammed! Senin göğsünü
    açıp genişletmedik mi? Belini büken yükünü
    üzerinden kaldırmadık mı? Senin şanını
    yüceltmedik mi? Elbette zorluğun yanında nice
    kolaylıklar vardır. Gerçekten, zorlukla beraber
    nice kolaylıklar vardır. Öyleyse, bir işi bitirince
    hemen diğerine koyul. Ve yalnız Rabbine yönel.”3

    1 Buhârî, Îmân, 39.
    2 Enfâl, 8/24.

    *****

    Bugün ki Cuma hutbesi...

    Cumanız mübarek olsun.

  3. #193
    Cahillik Dönemi
    Üyelik tarihi
    Nov 2016
    Mesajlar
    607

    Standart

    Kalbiniz hilalse, onun dolunay olması,hakkı tam yansıtabilmesi için zaman lazımdır.

    Soru odur ki kalbinize yön veren kutup yıldızınız kimdir?

    İşte hayatınızın akışını değiştirecek anahtar soru budur.

    Barış Manço'nun Anahtar diye bir şarkısı vardı;

    İçinde şu sözler vardı;

    Düşün,taşın bütün gece,

    Benim kalbim bir bilmece,

    Kalbimin bir kilidi var,

    İşte sana anahtar.

    *****

    Eskiler gökte Ay-Yıldızın çok özel zamanlarda ortaya çıktığına inanırlarmış.

    Bu remz atılan okun,yapılan işin,gök alemince muhabbetle karşılandığını ve hedefin 12'den,tam kalbinden vurulduğunu gösterirmiş.
    Konu Denge tarafından (18-02-2019 Saat 09:48 AM ) değiştirilmiştir.

  4. #194
    Cahillik Dönemi
    Üyelik tarihi
    Nov 2016
    Mesajlar
    607

    Standart

    Güvercin ve zeytindalı ise barış remzleridir.

    Bugün bir afişte güvercinle Ay-yıldızı yanyana görünce aklıma bunları yazmak geldi.

  5. #195
    Cahillik Dönemi
    Üyelik tarihi
    Nov 2016
    Mesajlar
    607

    Standart

    6. Hiç üzerlerindeki göğe bakmazlar mı? Bakıp da Bizim onu nasıl sağlamca bina ettiğimizi, onda en ufak bir çatlaklık, dengesizlik olmadığını düşünmezler mi? [67,3-4]

    Gökyüzü âlemi akıllara durgunluk verecek derecede geniş ve muazzamdır. Dünyamızdan yüzbinlerce defa daha büyük gezegenler uzayda top gibi, saniyede birkaç kilometre hızla yüzerler. Güneş sistemi samanyolu galaksisinin bir köşesine sıkışmış küçük bir yer işgal eder. Oysa daha başka bir milyon kadar galaksi mevcuttur. Bunları yaratıp varlıkta tutan muazzam kudretin ilkin yoktan yarattığı hayatı, ölüm uykusundan sonra diriltmeye gücü yetmez olur mu?

    7. Yeri de döşedik, oraya dengeyi sağlayacak sağlam ulu dağlar yerleştirdik. Orada, gönüller, gözler açan her çeşit bitkiden çiftler bitirdik. [51,49; 36,36]

    8. Bütün bunları, Allah'a yönelecek her kula Yaradan'ın kudretini hatırlatması, dersler veren birer basiret nişanesi ve ibret numunesi olması için yaptık.

    9-10. Gökten bereketli bir su indirdik. Onunla bahçeler ve biçilen ekinler, salkım salkım meyveleriyle ulu hurma ağaçları yetiştirdik.

    11. Bütün bunlar kullarımıza rızık vermek içindir. Hem o su ile ölü toprağa hayat verdik. İşte ölmüş insanların mezarlarından çıkışı da böyle olacaktır. [40,57; 46,33; 41,39]

    12-14. Onlardan önce Nûh halkı, Ashab-ı Ress, Semûd, Âd, Firavun halkları. Lût'un hemşehrileri, Ashab-ı Eyke ve Tübba' halkı da hakkı yalanladılar. Evet onların hepsi peygamberleri yalancı saydılar da tehdidime müstehak oldular, azaba çarptırıldılar.

    Arap kaynaklarında Ress adında iki yer bilinmektedir. Biri Necid, diğeri Hicaz'ın kuzeyinde olup birincisi daha meşhurdur.

    15. Biz ilkin yoktan yaratmadan bir âcizlik, becerisizlik mi gösterdik ki bu tekrar yaratmada acze düşelim? Hayır! Öyle değil, onlar da böyle olmadığını bilirler. Ama yine de onlar bu yeniden yaratılıştan (dirilmeden) şüphe içindedirler. [30,27]

    16. İnsanı Biz yarattık. Onun için, nefsinin kendisine neler fısıldadığını, neler telkin ettiğini de Biz pek iyi biliriz. Çünkü Biz ona şahdamarından daha yakınız.

    17-18. Zaten onun sağında ve solunda yerleşmiş iki kayıtçı vardır. Ağzından çıkan bir tek söz olmaz ki yanında, bu iş için hazırlanmış gözcü olmasın, onun söylediğini ve yaptığını kaydetmiş olmasın. [82,10-12]

    İnsanlar yirminci asırda sesleri ve görüntüleri kaydeden nice aletler geliştirdiler. Bu aletler Allah'ın kâinatta zerrelere yaptırdığı kayıt işlemini tesbit etmeye çalışmaktadırlar. Allah'ın melekleri bu aletlere muhtaç değildirler. İnsanın kendi vücudu ve çevresindeki şeyler, onun bütün yaptıklarını ve konuştuklarını en ince ayrıntıları ile kaydeden bir kamera veya teyp gibidir. Kıyamet günü, kendi kulağı ile dünyada söylediklerini işitecek ve yaptıklarını gözleriyle görecektir. Demek Allah kullarına sırf kendi ilmine göre muamele etmeyecek, bilakis adâletin; iddia, delil, inkâr, şahit, savunma gibi bütün şartlarını yerine getirecektir.

    19. Vakti geldiğinde ölüm sekeratı başlayınca, can çekiştiği sırada insana "İşte" denir, "senin en çok nefret edip kaçtığın şey!"

    20. Sûra üfürülür kalk borusu çalar. İşte bu da tehdit edilen azabın günüdür.

    21. O gün herkes beraberinde bir muhafız, bir de şahit olarak Yüce Divana gelir.

    22. Allah ona buyurur: "Sen bundan gaflet içindeydin. İşte gözünün önünden perdeyi kaldırdık, şimdi artık gözün pek keskindir!" [19,38; 32,12]

    23. Yanındaki arkadaşı "İşte!" der, "onun defteri! Her ne yapmışsa, burada yazılı!"

    Yanındaki arkadaşı, bazı müfessirlere göre şahit melektir.

    24-26. Allah muhafızla şahide veya cehennem görevlisi iki meleğe: "Atın!" buyuracak, "atın cehenneme, her nankör, inatçı kâfiri: Hayra mani olan, haddi aşıp azan, şüpheye dalanı! Allah'ın yanısıra başka bir tanrı benimseyeni! Atın onu o çetin azaba!"

    Hayır; bazan mal, bazan iyilik mânasına kullanılır. Burada her ikisi de mümkündür. O şahsın, malından Allah'ın ve kullarının haklarını vermediğini ifade eder. Yahut hayır ve iyilikten, hem kendisini hem de başkalarını engellediği mânasına gelir.

    27. Yanındaki arkadaş: "Ya Rabbî," der, "onu ben saptırmadım, kendisi zaten haktan iyice uzak bir sapıklık içinde idi." [14,22]

    Yanındaki arkadaşı, şeytan onun cehenneme atılacağını anlayınca böyle diyecektir. Burada siyaktan, Allah'ın mahkemesinde bu iki yoldaşın birbirini suçladıkları anlaşılmaktadır. Anlaşılan kâfir insan, şeytan arkadaşının kendisini saptırdığını ileri sürünce o, bu cevabı vermektedir.

    28-29. "Çekişmeyin huzurumda!" buyurur Allah, "Çünkü Ben daha önce gelecek tehlikeyi size bildirmiştim. Benim verdiğim kararlar değiştirilmez. Ben, kullarıma asla zulmetmem!"

    https://kuran-ikerim.org/meal/suat-yildirim/kaf-suresi
    Konu Denge tarafından (20-02-2019 Saat 09:08 PM ) değiştirilmiştir.

  6. #196
    Cahillik Dönemi
    Üyelik tarihi
    Nov 2016
    Mesajlar
    607

    Standart

    6. Ey iman edenler, herhangi bir fâsık size bir haber getirecek olursa, onu iyice tahkik edin, doğruluğunu araştırın. Yoksa, gerçeği bilmeyerek, birtakım kimselere karşı fenalık edip sonra yaptığınıza pişman olursunuz.

    Peygamberimiz Velid İbn Ukbe adlı sahabîyi Beni Mustalık kabilesine zekât toplamak için gönderdi. Velid ile onlar arasında daha önce bir kin vardı. Kabîleye yaklaştığı zaman karşısına gelen atlıların kendi aleyhinde oldukları intibaına kapılıp korkarak geri döndü ve zekât vermediklerini söyledi. Hz. Peygamber ordu toplayıp üzerlerine hücum edeceği sırada tesbitin asılsız olduğu kendisine bildirildi. Hâlid bin Velîd'i durumu tahkik etmekle görevlendirdi. Geceleyin onlara çaktırmadan gelen Halid, onların ezan okuyup cemaatla namaz kıldıklarını, hatta gece namazı bile kıldıklarını tesbit etti ve zekâtlarını alarak döndü. Bu âyet bunun üzerine nazil oldu. Bu âyete dayanarak hadis ravileri cerh ve ta'dile tâbi tutulmuşlardır. Fakihler her haberin değil, ama nebe' tarzında önemli haberlerin tahkik edilmesini şart görürler. Fâsık kelimesi burada, "çizgi dışına çıkmış, itaatsiz, emirleri yerine getirmeyen" anlamındadır.

    7-8. İyi düşünün ki Allah'ın resulü sizin aranızda bulunmaktadır. Şayet o birçok işte size uysaydı, haliniz yaman olurdu. Ama Allah size imanı sevdirdi ve onu kalplerinizde güzelleştirdi; inkârdan, fâsıklıktan ve isyandan ise sizi iğrendirdi. İşte Allah'tan bir lütuf ve nimet olarak doğru yolda yürüyenler onlardır. Allah her şeyi hakkıyla bilir, tam hüküm ve hikmet sahibidir.

    Bu ifadeden anlaşıldığına göre müminlerin tümü bu hataya düşmemiş, sadece azınlıkta olan bazı kimseler bunu ileri sürmüşlerdir. "Şayet o size uysaydı (..)" hitabı, bütün sahâbeye değil, Beni Mustalık üzerine asker göndermeyi öneren sahabîleredir. "Ama Allah size imanı sevdirdi" hitabı geneldir. Bu âyet, görüşlerinde ısrar eden sahabîlerin imandan çıktıklarını değil, hata yaptıklarını gösterir. Allah Teâla hata yapanları şöyle uyarmaktadır: "İmanın gereği, diğer sahâbe gibi Peygambere güvenip onun görüşüne tâbi olmaktır."

    9. Eğer müminlerden iki topluluk birbirleriyle vuruşursa, onların aralarını bulun. Buna rağmen biri öbürüne saldırırsa, bu saldıran tarafla, Allah'ın emrine dönünceye kadar siz de vuruşun. Döndüğü takdirde aralarını hakkaniyetle düzeltin ve hep âdil olun, çünkü Allah âdil davrananları sever.

    10. Müminler sadece kardeştirler. O halde ihtilaf eden kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah'a karşı gelmekten sakının ki O'nun merhametine nail olasınız.

    Bu âyet, dünyanın neresinde olursa olsun müminleri kardeş olarak ilan etmektedir. Ashabdan Cerir b. Abdullah, Hz. Peygamberin, kendisinden şu üç şeyi yapmak üzere biat istediğini bildirir: "Namaz, zekât ve bütün müslümanların hayrını isteme (nasihat)." "Müslümana kötü söz söylemek fâsıklık, onunla savaşmak küfürdür" (hadis-i şerif). "Müslüman müslümanın kardeşidir; ona zulmetmez, onu desteğinden mahrum bırakmaz. Bir kimse için müslüman kardeşini hakir görmek kadar büyük bir kötülük yoktur." (hadis-i şerif)

    11. Ey iman edenler! Sizden hiçbir topluluk bir başka toplulukla alay etmesin. Ne mâlum? Belki alay edilenler edenlerden daha hayırlıdır. Kadınlar da başka kadınlarla alay etmesinler. Belki de alay edilenler edenlerden daha hayırlıdır. Birbirinizi, (daha doğrusu kendilerinizi) karalamayın. Birbirinize kötü lakaplar takmayın. İman ettikten sonra insanın adının kötüye çıkması, fâsık damgası yemesi ne fena bir şeydir! Kim tövbe etmezse işte onlar tam zalim kimselerdir. [104,1; 68,11; 4,29]

    12. Ey iman edenler! zandan çok sakının. Çünkü zanların bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizli hallerini araştırmayın. Kiminiz kiminizi gıybet etmesin. Hiç sizden biriniz ölmüş kardeşinin cesedini dişlemekten hoşlanır mı? İşte bundan hemen tiksindiniz! Öyleyse Allah'ın azabından korkun da bu çirkin işten kendinizi koruyun. Allah tevvabdır, rahîmdir (tövbeleri kabul eder, merhamet ve ihsanı boldur).

    Zannın çeşitleri vardır. Hüsnüzan kısmı makbul olup müminin Allah, Resulü, müminler ve aksine sebep olmadıkça bütün insanlar hakkında bu zannı beslemesi gerekir. Bazan başka çare kalmayınca zanna dayanarak hüküm verme ihtiyacı olur. Günah olan kısım ise, insanlar hakkında haksız yere suizan besleyip onlar hakkında iyi tarafa değil de kötü tarafa yorumlar yapmaktır. Tecessüs, insanların gizli hallerini araştırmak, keza onların gıybetini yapmak da bu âyetle şiddetle yasaklanmıştır. Gizli halleri araştırmak fertlere olduğu gibi devlet yetkililerine de haramdır. "İdareci, halkın mahrem ve gizli hallerini araştırırsa onların ahlâkını ve düzenlerini bozar." (hadis-i şerif).

    13. Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizi tanıyıp sahip çıkmanız için milletlere, sülâlelere ayırdık. Şunu unutmayın ki Allah'ın nazarında en değerli, en üstün olanınız, takvâda (Allah'ı sayıp haramlardan sakınmada) en ileri olandır. Muhakkak ki Allah herşeyi mükemmelen bilir, her şeyden hakkıyla haberdardır.

    https://kuran-ikerim.org/meal/suat-y...hucurat-suresi

  7. #197
    Cahillik Dönemi
    Üyelik tarihi
    Nov 2016
    Mesajlar
    607

    Standart

    YAŞLILARA HÜRMET, ÖMRÜMÜZE BEREKET

    Muhterem Müslümanlar!

    Mekke’nin fethedildiği gündü. Hasret bitmiş, Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) ve güzide ashabı yıllar önce zorla çıkarıldıkları yurtlarına dönmüşlerdi. Müminler sevinçle birbirine sarılıyor, böyle bir günü lütfettiği için Allah’a şükrediyorlardı. Resûl-i Ekrem’in hicret arkadaşı, sâdık dostu Hz. Ebûbekir ise şehre girer girmez doğruca babasının yanına gitmişti. İslam’ı kabul etmesini çok arzu ettiği babasını alıp Resûlüllah’ın huzuruna getirdi. Allah Resûlü, yaşlılıktan saçı sakalı ağarmış, gözleri görmeyen Ebû Kuhâfe’yi karşısında görünce her zamanki mütevazı, zarif ve hürmetkâr hali ile şöyle buyurdu:*“Bu ihtiyarı evinde bıraksaydın da biz ona gitseydik olmaz mıydı?”1

    Aziz Müminler!

    Hayat, mevsimler gibidir. Baharı, yazı, sonbaharı, kışı vardır. Hayatın her dönemi, ayrı özelliklere ve güzelliklere sahiptir. Kul olarak iyi işler yapmak, ibadet ve taat ile hayata anlam katmak için bu dönemlerin her biri birer fırsattır. İnsanı kemâle ulaştıran, olgun bir mümin olmanın huzurunu yaşatan en kıymetli dönem ise yaşlılıktır. Yaşlılık, bedenin yorulduğu ancak ruhun tecrübeyle yoğrulduğu bir bilgelik dönemidir.

    Kıymetli Müslümanlar!

    Yaşlılar, Allah’ın dualarına icabet ettiği, ihsan ve ikramına mazhar kıldığı kimselerdir. Milli ve manevi değerlerimizi, kültürümüzü yarınlara taşıyan, geçmişimizle geleceğimizi birbirine bağlayan en değerli köprülerimizdir. Onlar, yuvalarımızın dayanağı, bereket kaynağıdır. Ağarmış saçları, bükülmüş belleri toplumumuz için birer rahmet ve mağfiret vesilesidir. Sağlığının ve geçen yıllarının kıymetini bilen bir yaşlı, güzel bir insandır. Çünkü Sevgili Peygamberimiz,*“İnsanların en hayırlısı kimdir?” sorusuna cevaben “Ömrü uzun, ameli güzel olandır”*2 buyurmuştur.

    Değerli Müminler!

    İnsanoğlu, ailesi ve çevresiyle sürekli irtibat hâlinde olmak, beşerî ilişkilerini sürdürmek ister. Yaşlılık döneminde bu ihtiyaç ve bağlılık daha da artar. Yaşlıları hayatın coşkusundan uzaklaştırmak, toplumdan dışlamak onları mutsuzluğa ve yalnızlığa sürükler. Halbuki saygı gören, hali hatırı sorulan, fikrine danışılan bir yaşlı, kendisini huzurlu ve güvende hisseder. Yalnızlığın ve terk edilmişliğin sebep olacağı sıkıntı ve bunalımlardan kurtulur.

    Kıymetli Müminler!

    Hayatta ilgi, sevgi ve desteğimizi en çok hak edenlerin başında anne babamız gelir. Resûlüllah (s.a.s),*“Rabbin rızası, anne babanın rızasına, öfkesi de anne babanın öfkesine bağlıdır”3buyurmuştur. Anne babamıza göstereceğimiz şefkat ve merhamet, onların huzurlu bir yuvaya en çok ihtiyaç duyduğu ihtiyarlık çağında ayrı bir önem taşır. Ömürlerinin bu en hassas döneminde onların yanı başında olmak, ihtiyaçlarını karşılamak, hayır dualarını almak bize Allah’ın rızasını kazandıracak en önemli vesilelerdendir.

    Bir evladın, yaşlı anne babasını kimsesiz ve sahipsiz bırakması ise büyük bir vefasızlıktır. Nitekim Allah Resûlü (s.a.s), yanında annesi ile babasından biri yahut her ikisi ihtiyarlayıp da onların hoşnutluğunu kazanamadığı için cennete giremeyen kişi hakkında“Burnu yerde sürtünsün”*buyurarak böyle bir kimsenin nasipsizliğine işaret etmiştir.4

    Muhterem Müslümanlar!

    Her yaşlıda kendi hayat serüvenimizi görmek, akıl sahibi olmanın bir gereğidir. Bugünün ihtiyarları dünün gençleri olduğu gibi, bugünün gençleri de yarının ihtiyarları olacaktır. Rabbimiz bu gerçeği Kur’ân-ı Kerim’de şöyle dile getirmektedir:*“Allah, sizi güçsüz olarak yaratan, sonra güçsüzlüğün ardından bir güç veren, sonra gücün ardından bir güçsüzlük ve yaşlılık verendir. O dilediğini yaratır. O hakkıyla bilendir, kudret sahibi olandır.”5*O halde, küçükken bizi hayata hazırlayan yaşlılarımıza biz de bugün ihtimam gösterelim. Hayatlarını kolaylaştırmak ve tecrübelerinden faydalanmak için üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirelim. Unutmayalım ki, yaşlılarımıza hürmet, ömrümüze bereket katacaktır. Hutbemi Peygamberimiz (s.a.s)’in şu hadis-i şerifiyle bitiriyorum:*“Bir genç, ihtiyar bir kimseye yaşından dolayı hürmet ederse, Allah da ona yaşlılığında kendisine hürmet edecek birisini hazırlar.”6

    1 İbn Hanbel, VI, 350.

    2 Tirmizî, Zühd, 21.

    3 Tirmizî, Birr, 3.

    4 Müslim, Birr, 10.

    5 Rûm, 30/54. 6 Tirmizî, Birr, 75.

    *****

    Bugünkü Cuma hutbesi...

    Cumanız mübarek olsun .

  8. #198
    Cahillik Dönemi
    Üyelik tarihi
    Nov 2016
    Mesajlar
    607

    Standart

    7. Ey iman edenler! Eğer siz Allah'ın dinine destek olursanız, O da size yardım eder ve savaşta ayaklarınızı kaydırmaz.

    8. O inkârcılara gelince, onların hakkı yıkımdır. Allah onların yaptıklarını boşa çıkarır.

    9. Bu böyledir, zira onlar Allah'ın indirdiği buyruklarını beğenmediler. Allah da onların bütün iyi ve güzel işlerini boşa çıkardı.

    10. Peki onlar dünyada hiç dolaşmadılar mı ki, daha önce yaşamış nesillerin âkıbetlerinin nasıl olduğuna baksınlar: Allah onları yerle bir etti. Benzeri iş yapan kâfirleri de, benzeri âkıbetler beklemektedir.

    11. Bu böyledir, çünkü iman edenlerin yardımcısı Allah'tır, kâfirlerin ise mevlâları, dostları yoktur.

    12. Muhakkak ki Allah iman edip, makbul ve güzel işler yapanları, içinden ırmaklar akan cennetlere yerleştirecektir. Kâfirler ise dünyada zevklerini yaşamak ister, davarlar gibi yerler. İşte onların barınağı ateştir.

    Hayvanlar rızkın kim tarafından yaratıldığını, bu nimetler karşılığında kendisinden ne beklendiğini düşünmezler. Çünkü bunlar yükümlü değildirler.

    13. Nice şehirler vardı ki, halkı, seni süren Mekke şehri'nin halkından daha kuvvetli idiler. İşte Biz, onları imha ettik ve kendilerine yardım edecek kimse çıkmadı.

    Müşrikler, Hz. Peygamberi hicrete mecbur etmekle rahata kavuştuklarını sanmışlardı. Oysa bu hareketleri ile kendilerinin felâketlerini hazırlamışlardı.

    14. Rabbi tarafından apaçık bir delile tâbi olan kimse hiç, yaptığı işler kendisine süslenen ve hevâ ve heveslerinin peşinden giden kimse gibi olur mu? [13,19; 59,20]

    15. Allah'a karşı gelmekten sakınanlara vâd edilen cennetin durumu ise şudur: Orada bozulmayan su ırmakları, tadı değişmeyen süt ırmakları, içerken lezzet veren şarap ırmakları ve süzme bal ırmakları vardır. Onlara orada her türlü meyve ile bir de Rab'leri tarafından bir mağfiret vardır. Bu nimetlere erişenler hiç, ateşte devamlı kalıp, kaynar sulardan içirilip bununla bağırsakları lime lime olan kimseler gibi olur mu? [55,52; 2,25; 56,20]

    16. Onlardan seni dinlemeye gelen de vardır. Ama ne zaman ki senin yanından çıkarlar, o vakit sana kulak verip meseleleri öğrenenlere: "Sahi, az önce o, neler söylüyordu?" diye sorarlar.

    Bir kısım münafıklar, müminler arasında bulunduklarından Hz. Peygamber'e muhatap olup, onlarla beraber onun sözlerini dinliyorlardı. Fakat kalpleri onun mübarek dilinde ifadesini bulan gerçeklerden uzak olduğundan cankulağıyla dinlemiyorlar, dışarı çıkınca "Sahi! Demin ne demişti?" diye sorma ihtiyacını duyuyorlardı. Onların hâlet-i rûhiyelerini açığa çıkaran ne mükemmel bir ifade! İşte Allah onların kalplerini mühürlemiş ve onlar da hevalarına uymuşlardır.

    17. Hidâyeti kabul edenlerin ise Allah hidâyette yakînlerini artırır ve kendilerine haramlardan ve cehennemden korunmayı nasib eder.

    18. Yoksa onlar, kıyametin kendilerine ansızın gelmesini mi gözlüyorlar? Zaten alâmetleri geldi bile! Ama kıyamet gelip çattıktan sonra, ibret almaları neye yarar ki! [53,56-57; 54,1; 16,1; 21,1; 89,23; 34,52]

    Kur'ân'ın mûcizeli beyanı, Hz. Peygamberin tertemiz hayatı ve eğittiği ashabı ile sürdürdükleri yaşama tarzı ortada iken, hâla iman etmeyen kimsenin beklediği tek şey kıyamettir. Kıyametin başlıca alâmeti, âhir zaman Peygamberinin gelmesidir. Nitekim o, şehadet ve orta parmağını göstererek: "Benimle kıyametin durumu, bunların yakınlığı gibidir" buyurmuştur. Maksat, kendisinden sonra kıyamete kadar başka bir peygamber gelmeyeceğini bildirmektir.

    19. O halde şu gerçeği hiç unutma ki: Allah'tan başka ilah yoktur. Sen hem kendi günahından, hem mümin erkeklerin ve mümin kadınların günahlarından ötürü Allah'tan af dile. Allah, (dünyada) dönüp dolaştığınız yeri de, (âhirette) varıp duracağınız yeri de pek iyi bilir. [6,59-60; 11,6]

    İslâm'ın insana kazandırdığı ahlâkî faziletlerden biri de şudur: Mümin, ibadet ve cihad görevini yerine getirecek, hizmete devam edecek, fakat asla yaptıklarını gözünde büyütmeyecek, "üzerime düşeni yaptım" diye durumunu yeterli görmeyecektir. Aksine: "Rabbimin benden istediklerini hakkıyla yerine getiremedim. Bilerek veya bilmeyerek hangi ihmallerim oldu?" diye bir şuur kontrolü, bir tevazu ve istiğfar halet-i ruhiyesi taşıyacaktır. Âyet Hz. Peygamber (a.s.)'a bile böyle buyurarak, aslında müminlere ders vermektedir. Bundan ötürüdür ki Hz. Peygamber: "Ben her gün Allah'tan yüz kere mağfiret dilerim" buyurmuştur.

    20. İman edenler: "Keşke savaş hakkında bir sûre indirilseydi?" diyorlar. Fakat net ve kesin bir sûre indirilip de içinde savaşma emri zikredilince, kalplerinde hastalık bulunanların, ölüm sekeratına giren kimsenin bakışı gibi boş gözlerle sana baktıklarını görürsün. Korktukları başlarına gelsin! [4,77]

    21. Onlara düşen: İtaat etmek ve tatlı söz söylemektir. İş ciddiye bindiğinde, Allah'a verdikleri sözde dursalardı, kendileri için elbette daha hayırlı olurdu.

    22. Demek ki ey münafıklar! Siz işbaşına geçecek olursanız, ülkede fesat çıkaracak, nizamı bozacak, akrabalık bağlarını parçalayacaksınız! (Allah'a verdiği söze bile sadık kalmayan kimsenin, böylesi hakları gözetmesi de beklenemez).

    23. İşte bunlar, Allah'ın lânet edip kulaklarını sağırlaştırdığı, gözlerini kör ettiği kimselerdir.

    24. Öyle olmasaydı, Kur'ân'ı düşünmeleri gerekmez miydi? Yoksa kalplerinin üzerinde üst üste kilitler mi var?

    25. Kendilerine doğru yol iyice belli olduktan sonra, gerisin geri dinden çıkanlara muhakkak ki şeytan önce fit vermiş; onları uzun emellere, umutlara düşürmüştür.

    26. Bu böyledir; Çünkü onlar Allah'ın indirdiğinden hoşlanmayanlara: "Biz, bazı hususlarda size itaat edeceğiz" demişlerdi. Halbuki Allah onların gizledikleri şeyleri hep bilmektedir.

    https://kuran-ikerim.org/meal/suat-y...uhammed-suresi
    Konu Denge tarafından (22-02-2019 Saat 02:23 PM ) değiştirilmiştir.

  9. #199
    Cahillik Dönemi
    Üyelik tarihi
    Nov 2016
    Mesajlar
    607

    Standart

    ....Akrep, nokta nokta rûhumu sokmuş,

    Mevsimden mevsime girdim böylece.

    Gördüm ki, ateşte, cımbızda yokmuş,

    Fikir çilesinden büyük işkence. . . . .

    Evet, her şey bende bir gizli düğüm;

    Ne ölüm terleri döktüm, nelerden!

    Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm,

    Yetişir çektiğim mesâfelerden!

    Ufuk bir tilkidir, kaçak ve kurnaz;

    Yollar bir yumaktır, uzun, dolaşık.

    Her gece rûyâmı yazan sihirbaz,

    Tutuyor önümde bir mavi ışık.

    Büyücü, büyücü, ne bana hıncın?

    Bu kükürtlü duman, nedir inimde?

    Camdan keskin, kıldan ince kılıcın,

    Bir zehirli kıymık gibi, beynimde.

    Lûgat, bir isim ver bana halimden;

    Herkesin bildiği dilden bir isim!

    Eski esvablarım, tutun elimden;

    Aynalar, söyleyin bana, ben kimim?

    Söyleyin, söyleyin, ben miyim yoksa,

    Arzı boynuzunda taşıyan öküz?

    Belâ mîmârının seçtiği arsa;

    Hayattan muhâcir; eşyâdan öksüz?

    Ben ki, toz kanatlı bir kelebeğim,

    Minicik gövdeme yüklü Kafdağı,

    Bir zerreciğim ki, Arş'a gebeyim,

    Dev sancılarımın budur kaynağı!

    Ne yalanlarda var, ne hakîkatta,

    Gözümü yumdukça gördüğüm nakış.

    Boşuna gezmişim, yok tabîatta,

    İçimdeki kadar iniş ve çıkış. . . . .

    Gece bir hendeğe düşercesine,

    Birden kucağına düştüm gerçeğin.

    Sanki erdim çetin bilmecesine,

    Hem geçmiş zamânın, hem geleceğin.

    Açıl susam, açıl! Açıldı kapı;

    Atlas sedirinde Mâverâ Dede.

    Yandı sırça saray, İlâhî Yapı,

    Binbir âvizeyle uçsuz maddede.

    Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik;

    Ve çevre çevre nûr, çevre çevre nûr.

    İçiçe mîmârî, içiçe benlik;

    Bildim seni ey Râb, bilinmez meşhûr!

    Nizâm köpürüyor, med vakti deniz;

    Nizâm köpürüyor, tâ çenemde su.

    Suda bir gizli yol, pırıltılı iz;

    Suda ezel fikri, ebed duygusu.

    Kaçır beni âheng, al beni birlik!

    Artık barınamam gölge varlıkta.

    Ver cüceye, onun olsun şâirlik,

    Şimdi gözüm, büyük sanatkârlıkta!

    Öteler, öteler, gayemin malı;

    Mesâfe ekinim, zaman mâdenim.

    Gökte saman-yolu benim olmalı!

    Dipsizlik gölünde, inciler benim.

    Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!

    Heybem hayat dolu, deste ve yumak.

    Sen, bütün dalların birleştiği kök;

    Biricik meselem, Sonsuz'a varmak...


    Necip Fazıl KISAKÜREK

  10. #200
    Cahillik Dönemi
    Üyelik tarihi
    Nov 2016
    Mesajlar
    607

    Standart

    GÜZEL SÖZ VE BAĞIŞLAMA
    SADAKADIR*

    “Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden gönül kırma gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah, her bakımdan sınırsız zengindir, halîmdir (hemen
    cezalandırmaz, mühlet verir).” (Bakara, 2/263)

    Bizi gerçek manada insan yapan, bizleri güzelleştirip değerli kılan ve öteki canlılardan ayıran özelliklerin başında söz söyleme yeteneğimiz gelir.

    İnsan olarak çoğu zaman öneminin farkında bile olmadığımız bu nimetle ilgili olarak, yüce Rabbimiz;
    güzel söz ve insanları bağışlama, peşinden gönül kırma gelen bir sadakadan daha hayırlı olduğunu (Bakara, 2/263) ifade etmektedir.

    Dil, nice dostlukları bitiren, yeri geldiğinde de gönülleri fethedip nice düşmanları barıştıran ve gücünü gönülden alan bir emanettir.

    “Yumuşak sözler taş kalplere bile tesir eder” deyişi bu gerçeğe işaret eder.

    Allah, bir insana her şeyin tatlısını, yalnız dilin acısını verdi mi insan ne yapsa fayda etmez.

    Gönül alan hoş bir söz söylemek, tatlı dille reddetmek (geri çevirmek),ayıp örtmek,saygısızlığakarşıbağışlama ile davranmak arkasından eziyet gelen veya gönül bulantısı ile birlikte olan bir sadakadan daha hayırlıdır.

    Güzel bir söz, kalplerin yaralarını sarar, onları hoşnutluk ve güler yüzlülük duygularıyla doldurur.

    Bağışlama, ruhların kinlerini temizler,
    yerine kardeşlik ve doğruluğu yerleştirir.

    Bu durumda güzel bir söz ve bağışlama,
    sadakanın birinci görevi olan ruhların arındırılması ve kalplerin yakınlaştırılması işlevini yerine getirir.

    Rabbimiz sadakanın, verenin alana karşı bir üstünlük aracı olmadığını, yalnızca Allah’a verilen bir borç olduğunu belirtir.

    Onun eziyet veren sadakaya ihtiyacı yoktur.


    Eğer kendisine sadaka verilecek kişiye karşı takınılacak tavır bir şekilde onu incitecekse bunu vermek yerine uygun sözler söylemek ve ihtiyacını arz eden kişiyi hoş görmek, durumunu başkalarına duyurmamak manevî sonuç, ecir ve ahlakî davranış
    olarak tercih edilir.

    Allah kimseye muhtaç olmadığı için hiç kimsenin harcamasına da (infak) ihtiyaç duymaz.

    O, cömert ve geniş yürekli insanları sever, cimri insanları sevmez.

    Çünkü O cömert’tir, bağışlayandır ve eli açık olandır.

    Allah, hayat için gerekli olan şeyleri insanlara sınır tanımadan veren ve onları hatalarına rağmen tekrar tekrar bağışlayandır.

    Rabbimiz yaptıkları bağışı sürekli hatırlatarak karşılarındaki insanın gururunu inciten ve sadece küçük bir şey vermiş olsa bile bunu başa kakıcı ifadeler kullanan kimseleri sevmez.

    İnsan diliyle hem kendini hem de başkalarını yüceltir.

    Dilden kalbe yol vardır.

    İnsan, bin bir güçlükle ve zaman harcayarak, emek verip ter akıtarak çıktığı mevkilerden birkaç sözle düşebilir.

    Bu nedenle nerede, nasıl konuşacağını düşünüp tasarlayarak konuşmak bizi güç durumlara düşmekten korur.

    Güzel konuşan insanlar için “ağzından bal akıyor” denilir.

    Güler bir yüz, tatlı bir dille tamamlandığı zaman, insana bütün kapılar açılır.

    Büyüklerimiz “Gönüllerin anahtarı yumuşak huy ve yumuşak kelimelerdir” demişlerdir.

    Gönüller güzel ve hoş sözlerle kazanılır.

    İslam adabının, gereği olarak tatlı konuşmak ve güler yüzlü olmak durumundayız.

    Peygamber Efendimiz (s.a.s) de, “Güzel söz sadakadır” (Buharî, “Edeb”, 34) buyurmuştur.

    Güzel söz, sahibini Allah’ın rızasına kavuşturan, nimet içinde bırakan, fazilet ve iyiliklerdendir.

    “Güzel sözler ancak ona yükselir, Salih ameli de güzel
    sözler yükseltir” (Fatır, 35/10).

    Kur’an emri gereği güzel sözler Rabbimizin katına yükselecek ve zamanı gelince bize ödül olarak geri dönecektir.

    İnsan konuştuğunda hayrı konuşarak, dilini güzelliğe alıştırmalıdır.

    Güzel konuşma Allah’ın tüm semavî dinlerde talep ettiği yüce bir meziyettir.

    Güzel bir ahlaka sahip olan kimse, herkesle güzel görüşür, onların sevgisini kazanır.

    Böyleleriyle birlikte olmaktan ve hoş sohbetler yapmaktan memnun kalırız.

    Güler yüzlü, tatlı dilli insanlar arasına girdiklerinde güneş gibi yüzlerinden ışıltı eksik olmaz.

    Girdikleri yeri aydınlatırlar.


    “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır” derler.

    Tatlı dil ve güler yüzle gönüller fethedilir.

    Önemli olan da gönülleri fethetmektir.

    Yüce Rabbimiz Kur’an’da; “Firavun’a
    gidin, çünkü o, azdı. Ona yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi
    titrer-korkar.” (Tâ Ha, 20/43-44) buyurmuştur.

    Buna göre müminlerin birbirlerine daha
    yumuşak söz söylemeleri gerekir.


    Allah’a gönülden iman eden müminler olarak sözlerimizi güzelleştirmeliyiz.

    İnsanlara karşı bağışlayıcı olmalıyız.

    Yüreği kırgın olanları, yaralı gönülleri güzel sözlerle ve bağışlamak suretiyle kazanmaya çalışmalıyız.

    http://imanilmihali.com/kurandan-altin-ogutler-pd
    Konu Denge tarafından (03-03-2019 Saat 06:46 PM ) değiştirilmiştir.

Sayfa 20/21 İlkİlk ... 10161718192021 SonSon

Benzer Konular

  1. bükçe (kadın dili)
    By malahit in forum Kişisel Gelişim & Kariyer Planlama
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 17-08-2010, 02:24 AM
  2. Beden dili
    By Nefertiti in forum Kişisel Gelişim & Kariyer Planlama
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 13-04-2009, 03:12 PM
  3. Kadınların dili
    By Nefertiti in forum Gülmece / Eğlenmece Bölümü
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 21-05-2008, 10:54 PM
  4. Kedi Dili.....
    By BeYaZ_KeLeBeK in forum Gülmece / Eğlenmece Bölümü
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 04-05-2008, 03:26 PM
  5. Beden Dili
    By BeYaZ_KeLeBeK in forum Paylaşım Köşesi
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 27-03-2008, 11:46 PM

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •