Sayfa 21/24 İlkİlk ... 111718192021222324 SonSon
235 sonuçtan 201 ile 210 arası

Konu: Mizan denge üzerine kuruludur

  1. #201
    Cahillik Dönemi
    Üyelik tarihi
    Nov 2016
    Mesajlar
    536

    Standart

    https://youtu.be/MsYfle9m0PY

    Bilinçdışı nedir?

    Nasıl yönlendirilir?

    Dr.Sinan Canan'ın dilinden...

  2. #202
    Cahillik Dönemi
    Üyelik tarihi
    Nov 2016
    Mesajlar
    536

    Standart

    Dr.Ümit Aktaş'ın birkaç fitoterapi kitabını okumuştum arkadaşlar.

    Onları da tavsiye ederim ilgilenenler için.
    Konu Denge tarafından (12-12-2018 Saat 02:58 PM ) değiştirilmiştir.

  3. #203
    Cahillik Dönemi
    Üyelik tarihi
    Nov 2016
    Mesajlar
    536

    Standart

    ATATÜRK VE BAĞIMSIZLIK


    Bağımsızlık ve hürriyetlerini her ne bahasına ve her ne karşılığında olursa olsun zedeleme ve kayıtlamaya asla müsamaha etmemek; bağımsızlık ve hürriyetlerini bütün mânasiyle koruyabilmek ve bunun için gerekirse, son ferdinin, son damla kanını akıtarak, insanlık tarihini şanlı örnek ile süslemek; işte bağımsızlık ve hürriyetin hakiki mahiyetini, geniş mânasını, yüksek kıymetini, vicdanında kavramış milletler için temel ve ölmez prensip... Ancak bu prensip uğrunda her türlü fedakârlığı, her an yapmaya hazır milletlerdir ki, devamlı olarak insanlığın hürmet ve saygısına lâyık bir topluluk olarak düşünülebilirler.

    1928 (Atatürk'ün S.D. II, S. 249)

    http://www.kultur.gov.tr/TR-96476/bagimsizlik.html
    Konu Denge tarafından (4 Hafta önce Saat 10:58 AM ) değiştirilmiştir.

  4. #204
    Cahillik Dönemi
    Üyelik tarihi
    Nov 2016
    Mesajlar
    536

    Standart

    ATATÜRK, DEMOKRASİ VE HÜRRİYET

    Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasî bir fikre malik olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetlerine maliktir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hâkim olunamaz.

    Vicdan hürriyeti, mutlak ve taarruz edilemez, ferdin tabiî haklarının en mühimlerinden tanınmalıdır.

    Hürriyet, insanın, düşündüğünü ve dilediğini mutlak olarak yapabilmesidir.

    Bu tarif, hürriyet kelimesinin en geniş mânasıdır. İnsanlar, bu mânada hürriyete, hiçbir zaman sahip olamamışlardır ve olamazlar. Çünkü malûmdur ki insan, tabiatın mahlûkudur. Tabiatın kendisi dahi, mutlak hür değildir; kâinatın kanunlarına tabidir. Bu sebeple, insan ilk önce, tabiat içinde, tabiatın kanunlarına, şartlarına, sebeplerine, âmillerine bağlıdır. Meselâ, dünyaya gelmek veya gelmemek insanın elinde olmamıştır ve değildir. İnsan, dünyaya geldikten sonra da, daha ilk anda, tabiatın ve birçok mahlûkların zebunudur. Himaye edilmeye, beslenmeye, bakılmaya, büyütülmeye muhtaçtır. (1930)

    *

    *

    *

    Asrî demokraside ferdî hürriyetler, hususî bir kıymet ve ehemmiyet almıştır; artık ferdî hürriyetlere devletin ve hiç kimsenin müdahalesi söz konusu değildir. Ancak, bu kadar yüksek ve kıymetli olan ferdî hürriyetin, medeni ve demokrat bir millette, neyi ifade ettiği, hürriyet kelimesinin mutlak surette, düşünülebilen mânasiyle anlaşılmaz. Söz konusu olan hürriyet toplumsal ve medeni insan hürriyetidir. Bu sebeple ferdî hürriyeti düşünürken, her ferdin ve nihayet bütün milletin müşterek menfaati ve devlet mevcudiyeti gözönünde bulundurulmak lâzımdır. Diğerinin hak ve hürriyeti ve milletin müşterek menfaati ferdî hürriyeti sınırlar.



    http://www.kultur.gov.tr/TR-96457/de...-hurriyet.html
    Konu Denge tarafından (4 Hafta önce Saat 11:19 AM ) değiştirilmiştir.

  5. #205
    Cahillik Dönemi
    Üyelik tarihi
    Nov 2016
    Mesajlar
    536

    Standart

    ATATÜRK VE CUMHURİYET


    Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir. Biz Cumhuriyeti kurduk, o on yaşını doldururken demokrasinin bütün icaplarını sırası geldikçe uygulamaya koymalıdır. 1933 (Afetinan, Atatürk Hakkında B. H., S. 251)

    Cumhuriyet düşünce serbestliği taraftarıdır. Samimî ve meşru olmak şartiyle her fikre hürmet ederiz. Her kanaat bizce muhteremdir. Yalnız muarızlarımızın insaflı olması lâzımdır. 1923 (Atatürk'ün S.D. III, S. 71)

    Cumhuriyet ahlâki fazilete dayanan bir idaredir. Cumhuriyet fazilettir. 1925 (Atatürk'ün S.D. II, S.231)

    Türk milletinin tabiat ve âdetlerine en uygun olan idare Cumhuriyet idaresidir. 1924 (Atatürk'ün S.D. III, S. 74)

    Cumhuriyet, yeni ve sağlam esaslariyle, Türk milletini emin ve sağlam bir istikbal yoluna koyduğu kadar, asıl fikirlerde ve ruhlarda yarattığı güvenlik itibariyle, büsbütün yeni bir hayatın müjdecisi olmuştur. 1936 (Atatürk'ün S.D. I, S. 372)

    Bugünkü hükûmetimiz, devlet teşkilâtımız doğrudan doğruya milletin kendi kendine, kendiliğinden yaptığı bir devlet teşkilâtı ve hükûmettir ki, onun ismi Cumhuriyettir. Artık hükûmet ile millet arasında mazideki ayrılık kalmamıştır. Hükümet millettir ve millet hükûmettir. Artık hükûmet ve hükûmet mensupları kendilerinin milletten ayrı olmadıklarını ve milletin efendi olduğunu tamamen anlamışlardır. 1925 (Atatürk'ün S.D. II, S. 230)

    http://www.kultur.gov.tr/TR-96456/cumhuriyet.html
    Konu Denge tarafından (4 Hafta önce Saat 01:02 PM ) değiştirilmiştir.

  6. #206
    Cahillik Dönemi
    Üyelik tarihi
    Nov 2016
    Mesajlar
    536

    Standart

    AKIL VE ÜSTÜNLÜĞÜ

    Akıl diyarında nice âlemler vardır! Bu akıl denizi ne kadar engindir!

    İnsan akılla (adam) olur; saçı sakalı ağarmakla değil! O talihe, o devlete ümit kılı sığmaz; o devlet, umutla ricayla bulunmaz.

    Gemsiz ve serkeş ata pek yaklaşma. Kendine aklı ve dini kılavuz et, onlara uy vesselâm!

    Peygamber: “Kim ahmaksa düşmanımızdır; yol kesen gulyabanidir.

    Akıllıysa canımızdır; ondan gelen serin esinti, bize fesleğen gibidir” buyurmuştur.

    İsa (a.s.) “Ahmaklık, Allah kahrıdır.” buyurmuştur. Hastalık, körlük, kahır değildir; bir iptilâdır.

    İptilâ, acınacak bir illettir, ona kul da acır, Allah da. Fakat ahmaklık, öyle bir illettir ki, ahmağa da zarar verir, onunla konuşana da!

    Bil ki Hak sana bir akıl cilası vermiştir... Onunla gönül yaprağı arınır, aydınlanır.

    Akıl vardır, güneş gibi... Bazı akıllar ise, Zühre yıldızından da aşağıdır, yıldız akmasından da.

    Akıl ve gönüller, şüphe yok ki arşa mensuptur, hicap içinde olarak arş nurundan doğarlar.

    Güneş gibi nurlar saçan bir akıl lâzım ki, doğrudan başka bir suretle kılıç vurmasın.

    Kâmil bir aklı, aklına arkadaş et de aklın, o kötü huydan vazgeçsin.

    Yeşilliklerden, çiçeklerden meydana gelen bahçe bir an içindir. Fakat akıldan meydana gelen gül bahçesi, daimi olarak yeşildir, güzeldir, hoştur.

    (I/1109, III/2280, IV/465, 1947, 1948, III/2592, 2593, IV/2475, V/460, 619, 658, V/738, VI/4649

    Hz.Mevlana

  7. #207
    Cahillik Dönemi
    Üyelik tarihi
    Nov 2016
    Mesajlar
    536

    Standart

    KORUYAN ADALETTİR

    Dervişin biri hikaye etti: Ben rüyada Hızır’a mensup olan erenleri gördüm. Onlara: “ Helal olan ve hiç vebali bulunmayan rızkı nereden elde edeyim? Dedim. Beni dağlara ormanlara götürdüler... ormanlarda meyveleri silktiler.

    Allah, himmetimizle bunları sana tatlı etti... Hemen ye bunlar temiz, helal ve sayısız... aynı zamanda uğraşmaksızın, başın ağrımadan, yükünü çekmeden, yukarı aşağı koşmadan elde edilen rızıklardır dediler.

    Onları yedim, sözümde öyle bir feyiz, öyle bir tesir hasıl oldu ki sözlerim, akılları hayran etmeye başladı. Rabbim dedim, bu bir imtihan...sen bana bütün halktan gizli bir ihsanda bulun! Söz söyleyemez bir hale geldim... hoş bir gönüle sahip oldum; zevkimden nar gibi yarıldım!

    Dedim ki içimdeki bu zevk yok mu ya... cennette bundan başka bir zevk olmasa bile, başka bir nimet istemem... bunu bırakıp da ceviz ve şeker yemeğe girişmem! Kazancımdan elimde bir iki habbe kalmıştı. Onları cübbemin yenine dikmiştim.

    Dervişin biri de odunculuk etmekteydi... yorgun argın ormandan geldi. Onu görünce dedim ki: Artık benim rızıkla işim yok... bundan sonra rızık için gam yemiyorum. Kötü meyveler bana güzel ve hoş gelmekte... hususi bir rızka nail oldum ben.

    Mademki boğaz derdinden kurtuldum, birkaç habbem var, onları şuna vereyim... Şu oduncuya bağışlayayım da o da iki üç günceğiz rızık derdinden kurtulsun! Oduncu içinden geçeni anlıyormuş meğerse... çünkü kulağı, Allah nuruyla nurlanmış!

    Her düşünce , ona göre bir şişe içindeki kandil gibi. Hepsini görüyormuş! İçten geçen ondan saklanamıyor... o, bütün gönüllerden geçenlere emir kesilmiş! O sırrına şaşılacak er, benim bu düşünceme karşı ağzının içinden söylenip durmaktaydı.

    Padişahlar hakkında böyle düşünüyorsun ha... onlar, sana rızık vermeseler nasıl rızıklanacaksın ki demekteydi. Ben sözünü anlayamıyordum ama azarlanması gönlüme iyice aksediyordu. Derken aslan gibi heybetle önüme geldi, sırtındaki odun demetini yere bıraktı.

    Odunları yere korken halindeki heybetten yedi azami bir titremedir aldı! Dedi ki:Yarabbi, senin duaları kutlu izleri yomlu has kulların varsa, onların hürmetine lutfunun bir sanat göstermesini diliyorum... şimdicek bu odun yığını altın olsun!

    Bunu der demez bir de gördüm ki odunlar altın olmuş, yeryüzünde ateş gibi parlayıp duruyorlar! Ben bunu görünce kendimden geçtim... bir hayli zaman baygın kaldım. O şaşkınlığım geçip kendime gelince,

    Dedi ki: Allah’nın o ulular, gayret sahibi ve şöhretten kaçar kişilerse, Onların hürmetine yine bu altını hemen odun yap, eski haline getiriver! Bu söz üzerine derhal o altın dallar, yine odun oldu... o erin işini görünce akıl da sarhoş oldu, kendisinden geçti. Bakış da!

    Ondan sonra odunlarını yükleyip yürüdü... hızlı hızlı önümden şehre gitti! O padişahtan, ardından gidip müşküllerini sormak, sözünü duymak istedim ama, Heybeti mani oldu gidemedim... bayağı kişilerin has erlere varmasına yol yok!

    Eğer biri can- beş vererek yol bulursa bu da onların rahmeti ve cezbesiyle olur. Şu halde o tevfike erişmeyi ganimet bil...eğer bir doğru erin sohbetini bulduysan bunu fırsat say! Padişaha yakın olduğu, padişahın yakınlığına erdiği halde bu kutluluğu değersiz görüp yolundan olan ahmağa benzeme!

    Ahmak kurbanlık koyundan bol ve iyi bir parça verdiler mi “Bu, galiba öküz budu” der. A iftiracı, bu öküz budu değil ... fakat eşekliğinden sana öküz budu görünmede. Bu rüşvetsiz verilen padişah ihsanı... bu rahmet yüzünden verilen hususi bir ihsan!

    http://www.semazen.net/show_text_mai...=701&menuId=38

  8. #208
    Cahillik Dönemi
    Üyelik tarihi
    Nov 2016
    Mesajlar
    536

    Standart

    DÖŞEMENİN ALTINDAN KONUŞMAK

    Mesnevi’de şöyle bir hikaye anlatılır:

    Padişah, Delkak'le satranç oynardı. Delkak, padişahı mat etti mi padişah, derhal kızardı.
    Bunu kibrine yediremez, tu Allah müstehakını versin diye satranç taşlarını birer birer Delkak'ın başına vururdu. Al, işte şahın bu senin bu kaltaban derdi. Delkak, aman padişahım der, sabrederdi. Bir gün, yine padişah mat oldu. Bir oyun daha oynamalarını emretti. Delkak, zemheride çıplak kalmış adam gibi tir tir titriyordu.
    Bir oyun daha oynadı, yine padişah yutuldu. Tu Allah müstehakını versin zamanı gelince,
    Delkak, sıçradı, bir köşeye kaçtı; korkusundan altı tane halının altına girdi.
    Yastıklarla o altı halının altına gizlenip padişahın satranç taşlarından aman buldu.
    Padişah, ne yapıyorsun, bu ne deyince, padişahım dedi. Tu Allah müstehakını versin! Ateşler püskürüyorsun. Senin gibi öfkeli bir padişaha döşeme altından başka bir yerde doğru söz söylenebilir mi?
    Sen mat oldun ama ben de şahın çarpmasından mat oluyorum. Onun için halıların altından Tu Allah müstehakını versin diyorum!

    Delkak Padişahın kullarından bir kul olmasına rağmen onu eğler onunla vakit geçirirdi. Yine de Padişah diye düşünmez, bile bile mağlup olmazdı. Elinden geldiğince oyunun hakkını vermeye çalışırdı.

    Sonuçta oyun lakin oynarken öyle düşünmüyor insanlar.

    Dünya hayatı da böyle. Oyun olduğu baştan söylense de oynarken hiç öyle olmuyor, baştan sona gerçekliğin ta kendisi kesiliyor her birimiz için.

    “Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur. Keşke bilselerdi! Ankebut. 64.”

    Oyunu gerçek yapmak kibirle ilintili diyor hikayede. Oyun da olsa üstün olma, üstün gelme isteği de kibirden. Eğer mümkün olsa o Padişaha bunun bir oyun olduğu, üstün gelme isteğinin kibirle ilintili olduğunu söyleyebilir miydik? Delkak söylemeye çalışıyor ancak 6 kat halının altından.

    Diğerine söylenecek şeyleri eğer kibirliyse söylemek ne denli zor.

    Bize de öyle. Eğer kibirliysek bize ait hoşlanmadıklarımızı duymak ne denli öfke oluşturuyor.

    Lakin bütün bunlara rağmen yüzleştirmek ve aynalamak yine de vazifemiz. Delkak da bundan vazgeçmemiş. Zorda olsa, kilimin altından da olsa, kenarından köşesinden de olsa söylenecekleri söylemenin bir yolunu bulmuş.

    Öncelikle oyunu gerçek kılmamak vazifemiz olmalı.

    Gerçek yurt ahiretse bu dünya onun perdesi. Gerçeğe dayanıklılıksa ulaşmamız gereken seviye. Kulaklarımız gerçeği duymak için. Peygamberlerin ve onların varislerinin işinin zorluğu da duyduğunu eğip büken kulakları çekip, gerçeği duyacak hale getirmenin zorluğundan kaynaklandı.

    Sonra bir diğer vazifemiz söylenecekleri söylemek.

    Bunu yaparken de söylenmesi gerekenleri söylemenin yollarını arayıp bulmak.

    Asıl vazifemiz ise kibirden sıyrılıp bize söylendiğinde nefsimizi ayak altında bırakmak.

    “Asra yemin olsun ki,İnsan mutlaka ziyandadır. Ancak iman edenler, salih amel (iyi işler) işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır.”Asr.




    http://www.semazen.net/yazar_yazi.php?id=1497

  9. #209
    Cahillik Dönemi
    Üyelik tarihi
    Nov 2016
    Mesajlar
    536

    Standart

    ATATÜRK,BİLİM VE TEKNOLOJİ

    Dünyada herşey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en gerçek yol gösterici ilimdir, fendir. İlim ve fennin dışında yol gösterici aramak gaflettir, cahilliktir, doğru yoldan sapmaktır. Yalnız ilmin ve fenin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının gelişimini anlamak ve ilerlemeleri zamanında takip etmek şarttır. Bin, iki bin, binlerce yıl önceki ilim ve fen lisanının koyduğu kuralları, şu kadar bin yıl sonra bugün aynen uygulamaya kalkışmak elbette ilim ve fennin içinde bulunmak değildir. 1924

    Gözlerimizi kapayıp tek başımıza yaşadığımızı düşünemeyiz. Memleketimizi bir çember içine alıp dünya ile alakasız yaşayamayız... Aksine yükselmiş, ilerlemiş, medeni bir millet olarak medeniyet düzeyinin üzerinde yaşayacağız. Bu hayat ancak ilim ve fen ile olur. İlim ve fen nerede ise oradan olacağız ve her millet ferdinin kafasına koyacağız. İlim ve fen için kayıt ve şart yoktur.

    Hiçbir tutarlı kanıta dayanmayan birtakım geleneklerin, inanışların korunmasında ısrar eden milletlerin ilerlemesi çok güç olur; belki de hiç olmaz. İlerlemede geleneklerin kayıt ve şartlarını aşamayan milletler, hayatı, akla ve gerçeklere uygun olarak göremez. Hayat felsefesini geniş bir açıdan gören milletlerin egemenliği ve boyunduruğu altına girmeye mahkumdur. 1922

    Başarılı olmak için aydın sınıfla halkın zihniyet ve hedefi arasında doğal bir uyum sağlamak lazımdır. Yani aydın sınıfın halka telkin edeceği idealler, halkın ruh ve vicdanından alınmış olmalıdır. 1923

    Halka yaklaşmak ve halkla kaynaşmak daha çok aydınlara yöneltilen bir vazifedir. Gençlerimiz ve aydınlarımız niçin yürüdüklerini ve ne yapacaklarını önce kendi beyinlerinde iyice kararlaştırmalı, onları halk tarafından iyice benimsenip kabul edilebilecek bir hale getirmeli, onları ancak ondan sonra ortaya atmalıdır. 1923

    Taassup cahilliğe dayanır. Bundan dolayı taassubu olan cahildir. İlim mutlaka cahilliği yener, o halde halkı aydınlatmak lazımdır. 1923

    Bu millet ve memleket ilme, irfana çok muhtaç; tahsil yapmış, diploma almış gelmiş, olanları korumak kadar doğal ve lüzumlu bir şey olmaktan başka, parti parti eğitim ve öğretim görmek için ilim ve fen almak için Avrupa'ya, Amerika'ya ve her tarafa çocuklarımızı göndermeye mecburuz ve göndereceğiz. İlim ve fen ve ihtisas nerede varsa, sanat nerede varsa gidip, öğrenmeye mecburuz. Bu nedenle artık himaye ok zayıf kalır. Bunun yerine mecburiyet geçerli olur. 1923

    İlim ve özellikle sosyal bilimler dalındaki işlerde ben emir vermem. Bu alanda isterim ki beni bilim adamları aydınlatsınlar. Onun için siz kendi ilminize, irfanınıza güveniyorsanız, bana söyleyiniz, sosyal ilimlerin güzel (yapıcı) yönlerini gösteriniz, ben takip edeyim.

    Ben, manevî miras olarak hiç bir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım ilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü zorluklar karşısında, belki gayelere tamamen eremediğimizi fakat asla taviz vermediğimizi, akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir.

    http://www.kultur.gov.tr/TR-96455/bilim-teknoloji.html

    *Bazı kısımlarına katılmasamda doğru teşhis,her zaman doğru teşhistir.

  10. #210
    Moderatör
    Üyelik tarihi
    Dec 2014
    Mesajlar
    2.802

    Standart

    Kitap yazmayı denedin mi hiç? Sanki daha iyi hissettirecekmiş gibi geliyor bana.

Sayfa 21/24 İlkİlk ... 111718192021222324 SonSon

Benzer Konular

  1. OKB üzerine...
    By bennahhat in forum Obsesif- Kompulsif Bozukluk OKB ( Saplantı - Zorlantı )
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 19-03-2015, 12:42 PM
  2. Eş ve Anna-Baba Arasındaki Denge
    By aradakalmis in forum Evle İlgili Problemler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 02-07-2014, 02:42 PM
  3. Evliliğim Yeni Henüz Tam Denge Kuramadım - Bilgi ve İlginizi Bekliyorum
    By peykos in forum Üyeler Konuşuyor / Dertleşiyor / Soru Soruyor
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 03-12-2010, 06:47 PM
  4. Denge
    By Hydra in forum Sağlık
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 21-11-2010, 09:23 PM
  5. Anne-Baba ve Çocuk Arasında ki Denge Nasıl Sağlanır?
    By 9 ŞUBAT in forum Evle İlgili Problemler
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 17-09-2009, 05:44 PM

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •