-
Nefes...
Hayat dediğin bir nefes kadar kısa aslında.
Bir gün varsın,bir gün yoksun.
Rabbin izin verdiği bir müddet var;
Belki erken belki geç,
Bilemezsin belkide umulmadık bir zamanda,
Hayatının baharında,
Uyudun uyanamadın olacak.
Biz dünyanın sahibi değil emanetçisiyiz.
O yüzden mal-mülk yığıp durmakta bir yerde ahmaklık aslında.
Sonu gelmez hırslar,bitmeyen kirli hevesler..
Sönecek hepsi son nefesinle beraber..
İki nefes arası yaşantımız hakkında da konuşacağız gene de..
En akıllı yatırım nedir onu tartışacağız.
İnsanı bazen nefret ettiren,tiksinti getiren dünyanın hallerinden bahsedeceğiz.
Küçük dünyamızdan bahsettğimiz kadar, ebedi âlemden de bahsedeceğiz.
Tek bir başlığımız olacak,o başlıkta her telden çalacağız..
Biraz seyrek yazabilirim.
Kırdığım-üzdüğüm olursa,şimdiden hakkınızı helal edin..
-
Bazı insanlar kafa-göz yararak cennete gireceğini zannediyor.
Buna rağmen kendiyle ilgili hep güzel sözler söylensin,herkes onu övsün istiyor.
Tatlı dilli,güler yüzlü,mütevazi insanlar övülür ki o insanlar övgüyü sevmezler zaten.
Hem çam devirip,hem kafa-göz çıkarıp,helalleşmen gereken bu kadar insan varken kendini cennetlik bi evliya gibi görmekte iblisin bir tuzağı olsa gerek.
Ne insan o kadar önemlidir,ne dünya hayatı bu kadar değerlidir.
Kibir,enaniyet duygusu önce insanın kendini,sonra etrafını zehirler.
Tevazu ve abdiyet makamı,insanın ulaşacağı en yüce makamdır.
Yüce Allah(c.c) insanlara karşı bu kadar merhametliyken gaddarlık,kibir ve kendini bu kadar çok beğenmek, bir yerde şirktir.
Kim cennetlik kim cehennemlik ancak yüce yaratıcı bilir.
Bu bakımdan kendini değiştirmeden başka insanlara din satmaya çalışmak abesle iştigaldir.
Rabbim nurunu eksik etmesin sinemizden...
-
Din ne yazık ki ülkemizde belli bir hizbin,belli bir zümrenin tekeline sokulmaya çalışılıyor.
Rahmetli Demirel,diğer siyasilerle tartışırken bir oturumda şöyle demişti;
İnsanları laik-dindar diye ayırmakta bir çeşit bölücülüktür.
Demirelinde dediği gibi din siyaseti hem ülkem insanını bölmekte hemde aşırı uçlara savrulmasına neden olmakta.
Bizim hizbimize girene cennetin kapıları açıktır yoksa mazallah cehennemlik olursunuz,teröre yandaş olursunuz gibi bir yaklaşım mevcut.
Ortaçağda cennetten toprak satan Kilise gibi iki cihan saadeti dağıtıyorlar.
Bana sorarsanız bu dünyaları mâmur oluyor ama öbür dünyalarına bişey diyemeyeceğim.
Allahla insan arasına duvar örüp kapı koyan Deli Dumrul'ları öbür alemde beklemedikleri sürprizlerin beklediğini düsünüyorum açıkçası.
-
https://www.youtube.com/watch?v=NG0HMyaKwqk
Cengiz Özkan-Aldanma Gönül...
Berat Kandiliniz Mübarek Olsun...
-
Dünyadan iyice bezdim artık.
Derdiydi,tasasıydı,geçim sıkıntısıydı,acısıydı,hastalığıydı,ızdırabıydı derken yoruldum iyice,gardım düştü.
Bir özlem var hep eskiden beri içimde;acısız olana,gamsız olana,bitmeyen sevince,neşeye,güzelliklere.
Sürekli yine kötü birşey mi olacak,başımıza yine bir bela mı açılacak kaygısı gütmeden,hoşluklarla,mutlulukla dolu zamansız bir mekanı evrenin hangi köşesine sakladı rabbim acaba?
Hüsnünün kokusuyla boyanabileceğimiz,rahmet ırmaklarında yıkanabileceğimiz,rabbimizin coşkuyla dolu kalpler,şiirlerle-şarkılarla dolu ilhamlar lütfettiği,ağızlardan kötü söz çıkmayan,öfkenin,kinin,kibrin dışarı atıldığı,hakkında herşeyi söylemenin mümkün olduğu,duyabildiğimiz,numunelerini görebildiğimiz,koklayabildiğimiz,hissedebildiğimiz ama anlatamadığımız o yer nerde?
Bedenim bir şehir,kalbim bir konak,ruhum bir serçe,aslını özler durur zamanenin çarkları üstüne üstüne geldikçe..
-
İyi akşamlar arkadaşlar..
Ülkemizde çok acı,insanı üzen gelişmeler yaşanıyor malesef.
Bizler çok fazla etki edebilecek güçte değiliz,zaten türk insanının bu olaylara tepki gösterebilmesi iyice zorlaştı.
Monarşiye doğru ivmelenerek süren bir gidiş var malesef.
Söz hakkı,demokrasi,toplumun tüm unsurlarıyla yönetime katılımı gibi şeyler artık çok rahat ayaklar altına alınabiliyor artık.
İnsanı giderek değersizleştirip devleti kutsayan bir anlayış yerleşiyor.
Hatta dünya genelinde monarşiye,hanedanlıklara eğilim arttı.
Parlementer sistemler sözde işliyor,aslında giderek gücünü kaybediyor.
Belli ideolojiler hakim hale geliyor,faşizm,din ve ideoloji siyaseti giderek artıyor.
Demokrasi yerleşik bir rejimden çok herkesin küçümsediği bir ara rejim olarak görülüyor.
Elbette evrensel hukuk normları terk ediliyor ve ideolojiler mihenk taşı olarak kabul ediliyor.
Oysa bu hukuk mahrumu sistemlerin altında hepimizin kalacağı açıktır.
Bugün padişahım çok yaşa diyenler yarın seçme ve seçilme hakkını,cumhuriyeti kaybettikleri zaman durumun vehametini anlayacaklar ama geç olacak.
O zamana kadar mutlakiyet rejimi tüm hatlarıyla hayatımıza girmiş olacak.
Yolsuzluğu aklamıyorum tabi ama yanlışı kendin gibi düşünenler yaparken aklayıp,başkası yapınca müdahale etmek,üstelik gerçek rakiplerinin üzerine özellikle abanmak,sonrada hukuka saygı gösterelim demek,adaleti gözetmekten çok aymazlıktır.
Ne yazık ki,Türk halkı bu aymazlığa ciddi bir cevap verecek kadar demokrasiyi içselleştirememiş,olgunlaşamamıştır.
Bu yüzden olan bitenin önüne geçecek bir güçte yoktur.
İşin aslına bakarsanız eninde sonunda işin sonucu tufandır;amma bugün,amma yarın,amma seneler sonra.
Çünkü halk birbirine düşmüş,düşman edilmiştir.
Birlik beraberlik duygusu bizzat siyasilerce fütursuzca tamamen dinamitlenmiştir.
Yarın birgün bir savaş durumunda tekrar birlik sağlanması çok zordur ve büyük ihtimalle birde ciddi iç meselelerle uğraşılacaktır.
Devletin ve milletin bağışıklığı iyice zayıflayacaktır.
Bunlar meselenin bana göresidir.
Allahualem...
-
-
Artık bir millet olmaktan çıkıp yavaş yavaş tebaa olmaya doğru gidiyoruz.
Bir hükümdarın hükmüne mecbur tek tür sesin çıktığı bir çeşit monarşi.
Bizdeki muhtemelen İrandaki Molla rejiminin sünni versiyonu olacak.
Kimbilir belki halifelik ve saltanat geri getirilmek istenecek.
İşin kötü tarafı muhafazakar camia buna fikren hazır çünkü on yıllardır buna meyilli olarak işleniyorlar.
Önümüzdeki seçimin çok bir önemi kalmamış olabilir.
Belkide tüm planlar hazır,tüm yapılacaklar zaman ayarlı ve sadece sözde bir seçim olacak.
Rusyadaki seçimler gibi.
Belki Amerika'nın gelecekteki seçimleri gibi.
Demokrasi can çekişiyor artık.
Sadece varılacak hedefe kadar mecburen katlanılması gereken can sıkıcı bir detay.
İmparatorlukların,hanedanlıkların,saltanatın temelleri atılıyor.
Ulus devletler küresel sermayeye karşı zafer kazandı.
Ama burada durmayacaklar.
Hükümdarlar başka rakip istemiyor.
Modern bir ortaçağa giriyoruz.
Bizdeki iktidarda toplumla olan görünmez sözleşmesini feshetmiştir.
Kendi kurallarımdan başka kural tanımam demektedir.
Bir yerde dengeyi kendi lehine bozmuş,son kırmızı çizgileride ihlal etmiş,tabiri caizse ipini kırmıştır.
Hatta belli bir zümrenin ayrıcalıklı olduğu yeni bir kast sistemi eğitim sistemini de kapsayacak şekilde inşa edilmeye başlanmıştır.
Tabiki bundan sonra herşeyin normal seyrinde ve aynı kalması beklenemez.
Ülkem insanı birbirlerine ve mevcut kurallara saygısını ve uyumunu tamamen yitirmiştir.
Rabbim çok zor olsada yeniden dirlik,düzen nasib etsin inşallah..
Amin..
-
Muhafazakarlar kendi çocuklarını yetiştirirken elbette onları siyasi olarak işlerler.
En çok Osmanlıya takılırlar.
Abdülhamid peygamber gibidir.
Aleyhinde konuşulmaz.
Atatürk'e genel olarak hep bilenilir.
Bazıları deccal olduğunu bile savunur.
Oysa insanlara bu kadar kör bakmak,geçmişi sizin zihninize cahilane doldurulmuş çerçöple yorumlamak,sonuçları bugüne kadar uzanan çok ciddi bir kin duygusunun size ezberletilmiş düşünceler yüzünden sizi esir almasına sebep olur.
Atatürk'ünde Abdülhamid'in de kendine göre hataları vardır,doğruları vardır,sevapları vardır.
Kendi adıma bende belli paradigmalarla büyütüldüm.
Şimdi ise algı düzeneği oluştururken onun bunun lafıyla değil eleştirel bir bakış ve okumayla olaylara bakmam gerektiğini öğrendim.
İnsanlar olaylara çok basit bakıyor;
Bizden-Sizden,Dindar-Laik,Türk-Kürt vs. vs.
İnsanlara hatalarıyla sevaplarıyla bütüncül bir vahdet duygusuyla bakmak gerekir.
Hepsinin Allah(c.c.) emaneti birer can taşıdığını,sıfatlarından önce birer insan olduklarını bilerek.
Büyüdükleri,yaşadıkları çevreler ve olaylar hesap edilerek.
Yoksa bu birikmiş hesaplar kinler,bir ülkenin akıbetini etkileyecek boyuta gelir ama siz gene ihtiraslarınızın esiri ollarak kalırsınız.
Yönetici olmak insanları anlamayı yeri gelince affetmeyi hoş görmeyi,en çokda onları tüm inançlarıyla sevebilmeyi ve adil olmayı gerektirir.
Kafa kırarak,baş keserek yöneticilik yapılmaz.
Sinirlerine hakim olmaya gücün yetmiyorsa bırakacaksın,başka,tahammülü daha bitmemiş biri geçecek.
Yoksa çok namüsait zamanlarda çok büyük sıkıntılar yaşayabilirsin.
Sırf inadın,kinin,sana öğretilmiş öfkeler ve intikam duygun yüzünden.
Söz ola kese savaşı,
Söz ola bitire başı,
Söz ola ağulu aşı,
Bal ile yağ ede bir söz.
YUNUS EMRE
-
Bir ülkeyi demir yumrukla bi yere kadar yönetebilirsiniz.
Üstelik ardınızda gözyaşı,sitem ve gelecek nesillere miras soğuması zor bir kin duygusu bırakırsınız.
İnsanlar kendini adil,mutlu,huzurlu bir güven duygusu içinde hissetmezse inşa edilen yeni sistem eninde sonunda çökecektir.
''Muhalefetin bir kısmını yanıma çekeyim,onların sorunlarını çözeyim,böylece oy sorunum kalmasın,geri kalanlardan hiç hazzetmiyorum zaten,şeytan azapta gerek'' fikriyatıyla hareket ederseniz,iç barışı önemsemez-ciddiye almazsanız bınun bedelini hem siz ödersiniz hem halk öder,üstelik gittikçe artan bir nefret duygusuyla başbaşa kalırsınız.
Ben yaptım oldu şeklinde yapılan hukuksuzlukların hepsi,günü gelince bu ülkeye ağır bedeller ödetecektir.
Tıpkı zamanında size yapılan hukuksuzluklar gibi bunlarda millet vicdanını yaralayacak,hafızalarda ağır izler bırakacak,üstelik intikam hissini sonuna kadar tetikleyecektir.
Hz.Mevlana(k.s)'nin dediği gibi padişahın huyu halka tesir eder.
Hep söylüyorum;kucaklayıcı olmak gerekir,insanları dinlemek-anlamak,onlara karşı ayrım yapmadan hoşgörülü-merhametli olmak gerekir.
Yoksa burnumuzu bu pisliğin içinden çıkarmak mümkün değildir.
Radikalizm kendi zıddını ve nefreti doğurur.
Şeytanın düzeni çoğalarak devam eder,sürekli kalır.
Allahu Alem..
-
Tabiki bu dünyada birde yahudi sorunu vardır.
İflah olmaz bu insanların soyları boyunca sürdürdükleri kinler,yaşadıkları travmalar bugün böyle acımasız,dogmacı,sorgulanmayı ve eleştirilmeyi reddeden,menfaatperest bir toplum yaratmıştır.
İş o boyuttadır ki;kendi kinlerini,ihtiraslarını,travmalarını başka maskeler altında kutsal kitaplara işlemiş,kutsal kitabın saffetine ve namusuna dokunmuşlardır.
Asıl sıkıntı şudur ki;elleriyle kirlettiklerine kendileri de inanmaktadır ve dünya ekonomisini ellerinde tutmaktadırlar.
Şimdi ise sözde kendilerine vadedilmiş toprakları istiyorlar.
Milletimiz birgün eninde sonunda bu gerçekle yüzleşmek,İsraille kafa kafaya tokuşmak zorunda kalacaktır.
Evangelist-Siyonist ittifakın sözde iddiları Tanrı'nın bu toprakları onların hizmetine verdiği ve Evangelist görüşe göre Hz.İsa'nın ruhunun ancak o şekilde dünyaya dönebileceği şeklindedir.
Peki durum buyken bizim ne yapmamız gerekir?
Orduyu kuvvetlendirmek derseniz zaten yapıyoruz.
Propaganda derseniz en alâsı en kokmuşu var.
Hoş zaten propaganda yapmanın bir anlamı bile yoktur,Hitler hala bizim milletin ev sevdiği adamlardan biridir,kitapları yok satmıştır.
İmamlar-hocalar cuma vaazlarında İsrailin Sinagogların altında müslüman çocuklarını doğradıklarından tutun kadınların-kızların ırzına geçtiklerine varana kadar anlatırlar dururlar.
Hatta küçük bir eleştiri yapmak gerekirse cuma vaaz ve hutbelerinin Atv haber bültenlerinden bir farkı kalmamıştır.
Benim anlatmak istediğimse her zaman bahsettiğim konu;
Bir şey hep bilinçli ya da bilinçsiz unutuluyor;
Halkın tüm unsurlarıyla desteği ve birlik-beraberliğide elzem.
Böyle zamanlarda iç barış çok değerlidir.
Çünkü özellikle savaşta halkın desteğini almazsanız onlardan fedakarlık istemeniz abestir.
İnsanları ne kadar zorlasanızda inanmadıkları değerler için savaştıramazsınız.
Bir gemiyi kumanda eden kaptanın denizde fırtana çıkmışken içindeki tayfayı şu benden şu değil diye ayırıp hesabını ona göre yapması,geminin su aldığının alametidir.
Fırtınadan kurtulmak için tayfayı birarada tutup örgütlemek zorundasınız.
Allahu alem..
-
Ben Cumhurbaşkanımızın kötü bir insan olduğuna da inanmıyorum.
Hatta özünde iyi bir insan olduğuna hâlâ inancım var.
Yanlız yorgunluğu artık her halinden belli oluyor.
Bedeni ne durumda bilimiyorum ama ruhunun bu tempoyu artık kaldıramadığı,bilinçaltının isyan ettiği,bazen konuşmakta bile zorlandığı artık her halinden belli.
Üstelik çok ciddi öfke kontrol problemi var.
Devlet Bahçeli'de artık son demlerinde gibi.
İnanıyorumki özünde oda iyi bir insandır.
Fakat ülke artık daha sabırlı,tahammül edebilen,duygularına,davranışlarına ve sözlerine hakim olabilen,daha modern daha dengeli insanlara ihtiyaç duyuyor.
Hz.Süleyman gibi asanın üzerinde ölmenin bir anlamı yoktur.
Bu ülke daha taze,daha üretken,ruhen ve fikren daha dengeli insanlar yetiştiremiyorsa zaten bitmiştir.
Birgün zaten mecburen bu durumla yüzleşecektir.
Evde torunlarını sevip,huşuyla ibadetini yapmak yerine bu yaşta bu kadar ağır yükler omuzlamak hem kendine hem ülke insanına zulümdür.
Çok hatalı kararlar veriliyor,çok yanlış işler yapılıyor,kuralları-kanunları takan kalmadı,herkes bir yerinden delip geçiyor.
Bir değişim,bir taze kan gerekiyor.
Bazen en güzel şey daha fazla tadı kaçmadan,insanlar iyice isyan bayrağını çekmeden, şanla şerefle bayrağı başkasına devretmektir.
Abdülhamid olmaya çalışmak ülkeye kazandırdığı pek çok şeyi de geri götürür.
Türkiye siyasetinde pek çok şeyi değiştirdi sayın Erdoğan.
Siyasetten mezarda emeklilik zulmünü de kaldırır belki.
Allahu Alem..
-
Yıllar önce iktidarın belli bir takvimi gözeterek devletteki tüm muhalif unsurları temizlemeyi ve muhalif kanalları kapamayı düşündüğünü duymuştum.
O zaman çok mantıklı gelmemişti.
Ama şu ortama bakınca ve öğleyin Atv haberde CHP nin paralel devlet kurmak istediği yönündeki haberi izleyince aklıma geldi birden.
Yine birisi düğmeye mi bastı acaba?
-
Bir gün benim insanım da demokrasi ve cumhuriyetin ne işe yaradığını anlayacak.
Belki çocuğunun geleceği çalındığında,belki saçma sapan şeyler için polis kapısını çaldığında,belkide torpilli biri işini elinden aldığında.
Ama anlaşılıyor ki çok geç olacak.
Kurallar-kanunlar işlevsiz kaldığında,memleket ne idüğü belirsiz bir pazar yeri gibi olduğunda,rüşvetsiz-hilesiz hiçbir iş dönmez olduğunda,keyfi atamalar iyice koktuğunda,likayatsizler işleri çeviremez olduğunda;
Dirliğin-düzenin ne olduğunu anlayacak.
Uzun bir süre ara veriyorum.
Yazıp çizmeninde çok anlamı kalmadığını düşünüyorum.
Zaman kimin haklı olduğunu elbette daha iyi gösterecektir..
-
https://youtu.be/2R4D7bQUmws?si=e738w_x0P6XYGyf8
Bayram Bilge Tokel-Kırmızı Buğday Ayrılmıyor Cecinden..
https://youtu.be/fzD_27nlzec?si=pnPBgxqqk0aoA5SD
Bayram Bilge Tokel-Can Özümden Besmeleyi Çekende..
-
Milliyetçiliği daha çok insan zorda kalmışsa sıkışmışsa seçer.
Ezbere milliyetçilik kafatasçılıktır.
Zaten tercih değil zorunluluk olmalıdır.
Zorda kalınırsa,milletin yaşamsal bir tehlikesi varsa başvurulmalıdır.
Öteki türlüsü,gereksiz,aşırı, kafatasçı milliyetçilik aynı âşırıya kaçan din siyaseti,din milliyetçiliği gibi şeytan tuzağı yollardan biridir.
Aslolan ise vahdet nuru vahdet duygusudur.
Beni sen,seni ben bilmektir.
Ayrım gözetmemektir.
Sadece insanlar için değil tüm yaratılmış için.
Allahu Alem..
-
Çok fazla yazacağım bişey kalmadı.
Genel olarak anlatmak istediklerimi anlatmaya gayret ettim.
Artık yaşlanıyorum giderek.
Ama gündemdeki konular-olaylar hakkında imkan elverdiğince yazmaya çalışacağım genede.
Biz demokrasi ile cumhuriyetle büyüdük.
Bazı insanların sesi biraz üst perdeden çıkıyor diye korkup tırsacak değiliz.
Zaten ne oluyorsa hep bu ezikliğimizden,aşağılanmışlıklarımızdan oluyor.
Ciğeri peş para etmez insanlar bile gereksiz-aşırı bir özgüvenle mangalda kül bırakmıyor.
Biz niye susalım.
Aptal olmak,aptallık yapmak anlamında değil ama yeri gelince dik durmak,kritik noktalarda geri adım atmamak şart.
Yoksa üstünden geçen fillerin haddi hesabı olmaz.
-
İşitin ey yârenler aşk bir güneşe benzer
Aşkı olmayan gönül misâl-i taşa benzer
Taş gönülde ne biter dilinde ağu tüter
Nice yumuşak söylese sözü savaşa benzer
Ol sultan kapısında ol hazret tapusunda
Âşıkların yıldızı her dem çavuşa benzer
Aynı hırs ol olmuştur nefsine ol kalmıştır
Kendine düşman olmuş yavuz yoldaşa benzer
Aşktır kudret körüğü kaynatır âşıkları
Nice kaptan geçirir andan gümüşe benzer
Âşık gönlü dölenmez mâşûkun bulmayınca
Karârı yok dünyâda pervâzı kuşa benzer
Münkir sözünü bilmez sözü ileri varmaz
Neye teşbîh edersin anlanmaz düşe benzer
Geç Yûnus endîşeden ne gerek bu pîşeden
Ere aşk gerek önden andan dervîşe benzer
YUNUS EMRE (K.S)
-
Yorulduğumu daha çok hissediyorum artık.
Dinle uğraşmayı da bıraktım,dini savunmayı da.
Belli bir kesim,belirli bir zümre,cemaatler vs. dini tekeline almış görünüyor.
Maneviyatın içinden tüm muhabbeti,vahdeti çıkarıp geriye adına şeriat dedikleri, herkesten uymasını bekledikleri bir kurallar manzumesi bırakıyorlar.
Sonra buna din diyorlar.
Kimseyi de dinlemiyorlar.
Ben kendi adıma öyle bir dine inanmıyorum.
Benim dine bakışım daha farklı.
Manevıyata evet fakat yobazlığa,şeriatı dikte etmeye hayır.
Moderniteye evet fakat hakka hukuka girmeye,insanları ezmeye hayır.
Benim yolum ne muhafazakar görüşe ne de sol görüşe uymuyor aslında.
Daha ismi konmamış,siyasallaşamamış bir yol.
Bir isim gerekirse vahdet ve muhabbet yolu..
Her kadar layık olmaktan çok uzak olsamda..
-
Uzun bir süre ara vereceğimi söylemiştim.
Kendi sözümü ihlal etttim.
Sanırım susmanın zamanıdır.
Yanlız son 1-2 şey ilave etmeden geçemeyeceğim;
Bu memleket kimsenin babasının tapulu arazisi değildir.
Küçük çocuklar gibi oyuncak kendi elindeyken keyifle,tadını çıkara çıkara oynayıp,sıra başkasına gelince ağlayıp zırlamanın bir alemi yoktur
Herşeyden öte ayıptır,insanlara saygısısızlıktır.
Ülkem insanı özgürlüğü için tarih boyunca çok ağır bedeller ödemiştir.
Er veya geç Allahın izniyle kendisine zorla takılmaya çalışılan bu deli tasmasını da söküp atacaktır.
Kendisinin diplomasını göklere çıkarıp ben ekonomistim diyen,oysa bi okulda okuduğunu dahi gören duyan olmayan,ekonomistliğinin kalitesini faiz sebep enflasyon sonuçtur teziyle kanıtlamaya çalışan, memleket ekonomisini batmanın eşiğine getirince faizleri yükseltip ekonominin başına mecburiyetten ehil birini getiren şahsın başkalarının diplomasının aslını ve kalitesini merak etmesi trajikomiktir.
Daha güzel sohbetlerde buluşabilmek dileğiyle;
Eyvallah gözüm..
-
Artık foruma veda etme zamanı geldi gibi geliyor.
Ülkede ifade özgürlüğü kalmadığı kanaatini taşıyorum.
Demokrasi zaten öldü de,Cumhuriyet de elden gidiyor artık.
Koruyucu bir gücü olmayan demokrasi,koruyucu bir gücü olmayan cumhuriyet,gerçekliğini yitirmiştir.
İktidar keserin sapını eline almış,kimi canı isterse başını ezmekte,başına bela açmakta,sözde toz kondurulamaz adaletiyle istediğini kırıp geçirmektedir.
İktidarın kendisi ise hiçbir konuda şeffaf değildir.
Kimseye hesap vermemekte,vermekte istememektedir.
Hikmetinden,fiiliyatından sual olunamayan,Allahın yeryüzündeki gölgesini oynayan bir role bürünmüştür.
Bundan böyle demokraside,Cumhuriyette,ifade özgürlüğüde sözde varolacaktır,söylemde kalacaktır.
Seçimler mesela,artık sözde olacaktır.
Sözde,ekranları doldursun diye varolan bir muhalefet,Kuzey Kore demesinler diye televizyonda yalandan tartışan insanlar olacaktır.
İlerleyen dönemlerde insanlar bu durumdan bıkacak,belkide sosyal patlamalar olacaktır.
Fakat bunlarda büyük bir özenle bastırılacaktır.
Doğu bloku ülkeleri gibi.
Yalandan seçimler,hakkını arayamayan insanlar,rüşvetsiz-torpilsiz-akçesiz dönmeyen işler,paraya kendini satan bürokratlar-gazeteciler-memurlar.
Belkide her geçen seçim seçimlerde oy veren kişi sayısı azalacak,sistemin ezdiği vatandaş gene bir kurtarıcı beklemeye başlayacaktır.
Ama etrafına bakıp bakıp,birilerinin öne çıkmasını bekleyen
bir sürü koyun zihniyetli insandan başka bişey bulamayacaktır.
Rabbim daha iyisini bilir.
-
Yazmayım dedim ama doluyoruz,taşıyoruz.
Akşama kadar çalıştığım ofise gelen pekçok insanda aynı.
Bir adam elleri titreyerek haberleri izleye izleye kalbinde ritm bozukluğu oluştuğunu söyledi.
Başka birisi artık ülke gündemini fısıltıyla konuşabildiğinden,biri duyar diye korktuğundan bahsetti.
Acı çektiren,başkaları acı çektikçe zevk alan bir kesim var artık bu ülkede.
Geçmişi mumla aratıyorlar.
İnanın hayatımın en keyifli yılları tüm zorluklarına rağmen ilk gençlik yıllarımdı.
Hayat zordu belki ama insanlar daha mutlu,daha umutluydu.
Zevklerimiz vardı,yeni şeyler öğrenmekten hoşlanırdık,müzik dinlemeyi çok severdim ben mesela.
Arkadaşlarla omuz verirdik birbirimize.
Şimdi ortalığa bakıyorumda;
Aklını yerinde zor tutan asabi,mutsuz bir çoğunluk.
İnsanlara tepeden bakan,kendi gibilere nefreti öğreten,bunu yaparken dünya üzerinde çekilen acıları kendine bahane eden -sanki çok umurlarındaymış gibi- bir azınlık.
Rabbim merhamet,iz'an versin,muhabbet duygusu ihsan etsin.
Alnı secdede kalbi kör insanlar.
Bi uyanın be kardeşim..
Bir tek siz yaşamıyorsunuz bu ülkede,bu dünyada...
-
Hz.Mevlana(k.s)'nin sözüdür;
''Kin tutanın mezarını kin tutanın yanına kazarlar"
Rabbim bu günleri bir kâbus gibi göstersin inşallah.
Uyandığımızda geriye hiçbir anı,geçmişe dönük hiçbir iz kalmasın.
Hiç belli olmaz;
Bugünün şımarıkları yarının mağdurları olacaktır belkide.
Güç elindeyken,eline fırsat geçmişken adil davranmayanlar birgün yine merhamet dilenecek noktaya gelebilir.
O zaman onlarda adalet diyecek,kul hakkı diyecek,demokrasi diyecek ama muhtemelen kimse onları ciddiye almayacak.
Kendi düşen ağlamaz diyecekler,eden bulur diyecekler.
Elinize toplumsal barışı sağlamak için kaç kere fırsat geçti ama ne yazık ki bu fırsatları kininizin,nefretinizin,kibrinizin ve koltuk merakınızın,sadece ben diyen nefsinizin yüzünden harcadınız.
İlk sahneye çıktığınızda herkes ümitlenmişti gelecek adına,toplumsal barış adına.
Ben dahil defalarca oy verdik.
Her mecrada sizi savunduk.
Şimdi geldiğimiz noktada bakıyorumda;
Ne aptalmışız be kardeşim.
İnşallah yaratan bizim ülkemize de dirlik düzen verecek,kinsiz-öfkesiz-garazsız,aklı başında,yüreği muhabbet ve merhametle dolu insanlar nasip etsin
Allah (c.c)'ye güvenmek lazım.
Bir kalemde rezili vezir,veziri rezil eder.
Onun kudret kalemi herşeye kadirdir.
Herşeye rağmen pozitif olalım,pozitif kalalım inşaallah.
Serinkanlı olmak,sakin kalmak lazım.
Gecenin en karanlık vakti sabaha en yakın zamanıdır.
Kimbilir belki birgün bir şafak vakti ışıldayan bir güneşin altında uyanacağız.
Hayal etmek gerçeğe dönüştürmede ilk adımdır.
Ne hayalleriniz,ne de gülen yüzünüz solmasın.
Değişime,farklı,daha mutlu,daha umutlu bir ülkede yaşayacağımıza olan inancınız hiç tükenmesin.
Bir gün olacak inşaallah..
Allahu Alem...
-
Muhalefetin düştüğü durum malesef çok acı.
Yakında partiye kayyum olarak eski "düşük profilli" başkan atanacak gibi.
Peki ne yapmalı?
Eski siyasetçiler sine-i millete döneriz derdi zor durumlarda.
Bazen baştan,daha sağlam adımlarla başlamak gerekir.
Zamanında 28 şubatçılar iktidarın gizli sahibiydi.
Refah partisi gibi partiler radikal ve tehlikeli görülüyor ve onların örgütlenmesini engellemek için herşeyi yapıyorlardı.
Refah partisi ne yaptı?
Mağduriyeti temel alan bir propaganda yaptı.
Köylerde,ilçelerde,nüfusun yatkın olduğu yerlerde örgütlendi.
Geçmişine bakarsak pekçok kez isimde değiştirdi.
O köklerden şimdi bir imparatorluk,bir monarşi yükseliyor.
Muhalefetde böyle yapmalıdır.
Sinei millete dönmelidir.
Kayyum atanırsa başka parti kurulmalıdır.
Şu anda milletin önemli bir bölümü kendilerine hak vermektedir.
Herşeyi biranda kısa vadede olsun bitsin mantığıyla halletmeye çalışmak kolay değildir.
Mantıklı ve tabandan başlayarak yaratılan çözümler bence başarının anahtarıdır.
Zamanında Refah partisinin minibüsleri vardı,bizim oralarda "Bir Güneş Doğuyor" marşını dinlete dinlete köy köy dolaşırlardı.
Hoş o insanlar hep müteahhit oldu ne hikmetse ama o zamanlar çok işe yaramıştı.
Demek istediğim tabana ve özellikle gençlere eğilmek,birde acele etmemek lazım.
Demokrasilerde çare tükenmez,hoş bir demokrasi kalmasada onu yeşertecek olan gene biziz.
Bir partinin kapısı kapanır,öteki açılır.
İsimlere takılı kalmamak lazım.
Tıpkı Ecevit gibi.
Önemli olan merdivenleri ağır ağır,sindire sindire çıkmaktır.
Çok ciddi acı çekiyor insanlar ama gündelik çözümlerle bir yere varılamayacağı açık.
Planlı-programlı hareket etmek gerekir.
Özellikle söylev alelade cümlelerden çok iyi düşünülmüş,içeriği sağlam ve akıllıca cümlelerden seçilmiş olmalıdır.
Allahu Alem..
-
Size birde parti ismi önerisi getirdim :) ;
Ben olsam partinin ismini Muhabbet Partisi koyardım.
Neden derseniz memleketim insanı madden olduğu kadar manende çok sıkıntılı durumdadır.
Muhabbete,şevkate,merhamete çok muhtaçtır.
Hz.Mevlana(k.s)'nın de dediği gibi;
"Padişahın huyu halka tesir eder".
Adil olduğu kadar muhabbet dolu bir iktidar,maddi olduğu kadar insanların manevi yaralarına da iyi gelebilir.
Belki hayal görmeye başladın diyeceksiniz.
Bir televizyon dizisinde dediği gibi;
"Gerçekler hayallerden esinlenir".
-
https://youtu.be/QAh69yD3Q_E?si=9I4nZg3EZxY2iuBU
Hüseyin Ay-Yıldızlar Tutuşabilir..
https://youtu.be/l0d_K9B1hts?si=Slvz98RywAUL1q7r
Sevcan Orhan-Bu Kış Biter Yaz Gelir..
Bu şarkıları çok severim.
Özel bir nedeni yok,bu seferde bunları paylaşayım dedim.
Bayramınız mübarek olsun...
-
Ana muhalefet partisi ile ilgili bazı düşüncelerim var onları da paylaşmak isterim müsade ederseniz.
Türkiye on yıllardır bir kısır döngünün içinde boğulmaktadır.
Hem sağ cenahı hem sol cenahı radikalizm esir almıştır.
Elbette bunun pekçok gerçekçi sebebi olabilir.
Ama insanlar bu düşmanlıkların arasında kıvranırken yorulmuştur.
Refah partisinin,28 şubat askeri hükümetinin yaptıkları olmasa o kadar palazlanabileceğini düşünmüyorum.
Çünkü onlarda çok bariz dindar-laik ayrımı yapıyordu.
Laikleri dinsiz,hatta gavur,şeytanın ne nefsinin esiri,allahın kendileri için yarattığı bir imtihan olarak görmekteydiler.
28 şubat hükümetinin yaptıkları böyle düşünenleri çoğalttı.
Buna rağmen sağ merkez siyasetin yardımıyla çok fazla büyüyemediler.
Yanlız o dönem Merkez siyasette bölündü ve ciddi bir çatlak oluştu.
Merkez siyaset 90 larda birbirine düştü.Bunda bence 80 öncesi olayların ve 80 darbesinin rolü büyüktür.
Demirel ile Özal arasındaki rekabet,daha sonra farklı bir biçimiyle Mesut Yılmazla Tansu Çiller arasında oluştu.
Bu kavga Merkez görüşe çok ciddi darbe vurdu,insanlar kavgadan sıkıldı ve farklı arayışlara girmeye başladı.
Şimdiki iktidar partisinin yaptığı en iyi satranç hamlesi,bu ortamda Refah partisini içinde bulunduğu o radikal dar aralıktan çıkarıp Merkez siyasetteki boşluğa gözü çevirmesiydi.
Kısa sürede iyi hazırlanmış bir seçim hazırlığı ve propagandasıyla Merkezi de ele geçirmeyi başardılar.
Herkes çok ümitliydi.
İnsanlar kısır siyasetten bıkmıştı.
İlk zamanlar çok güzeldi,herşey yerli yerince yapılıyordu.
İnsanlar uzun zaman sonra geleceğe dair umut beslemeye başladı.
Malesef çıkan sorunlar ve iktidarın bu sorunları eski radikal çizgi içinde verdiği cevaplar meseleyi tekrar kısır döngü boyutuna taşıdı.
İnsanlar iktidar partisine o kadar çok güvenmişti ki eski sistemi tamamen ortadan kaldırması için ona destek vermişti.
Malesef olay çok başka bir boyuta gitti,Merkez siyaset tamamen terkedildi,iktidar partisi tekrar eski radikal görüşlü günlerine döndü ve bugün burdayız.
Bugün sıkıntımızın ana kaynağı Merkez siyaseti kaybetmemizdir.
Oysa Merkez siyaset bu ülkede demokrasinin en önemli güzergahıdır.
Şimdi Ana muhalefet partisi yeni bir umuda yelken açıyor.
Bence esas soru şudur;Eski radikal çizgisinden çıkıp Merkez sahayı fethetmek için uğraş vermeye hazır mıdır?
28 şubat çizgisine tekrar dönmek isterlerse insanlar bunun kokusunu aldığı an tersine dönecektir.
Kapsayıcı, laik-dindar ,milliyet ya da kimlik ayrımı yapmayan bir hükümet bu ülkenin hem gönlünü fethedecektir,hemde şifası olacaktır.
Allahu Alem...
-
Belki ne yapacaksınız yeni partiyi,ortalık parti çöplüğüne döndü zaten diyebilirsiniz.
Ama bu durum insanların mevcut statükodan bıktıklarının ve yeni arayışlara girdiklerinin işaretidir.
Doğru ve yapılması gereken bir iştir.
Belki 10 tane açılır hiçbir işe yaramaz,ama 11. gelir,gönülleri fetheder ve ortalığı siler süpürür.
Meselenin özü şudur;
İnsanları ne kadar tanıyorsunuz ve ne kadar anlayabiliyorsunuz?
Çok seslilikten korkmamak lâzımdır.
Su akar yatağını bulur.
-
-
Dün ikindi vakti işten geldikten sonra bizim oğlanı sitenin bahçesine çıkardım.
Allah(c.c) nazardan saklasın iyice zıpırlaştı.
Eve sığdıramaz olduk.
Baktım site sakinlerinden Parkinson hastası yaşlı bir amca bankta oturuyor.
Daha öncedende sohbetimiz vardı,gittim yanına oturdum.
Zorlukla yürüyor Ali amca.
Hastalığından dert yandı biraz,yıpratmış,yormuş bu hastalık onu.
Yıllar önce bir hoca birden elden ayaktan düşmezsinde,yavaş yavaş düşersin,yürüyüş mesafen giderek kısalır demiş.
Artık çok kısa mesafeler yürüyebiliyorum diyordu.
Zaman daralıyor demeye getiriyordu.
Ali amca aslında maneviyatlı insandır ama insan nefsidir,ölümden korkar.
Biraz negatifleşmiş son zamanlarına doğru.
Benimde heralde iyi günümdeydi,dedim ki;
Ali amca Hz.Mevlana(k.s) der ki;
"Aşıkların gözünü satın al".
Moralin bozulduğu zaman tabiata bak,belki her taraf beton ama,hala yeşil ağaçlar var,hala ağaçların dallarından sarkan kuşlar,renk renk çiçek açan sarmaşıklar var.
Bunları gören bir gözle takip et,bir serçe yemini nasıl yiyor,suyunu nasıl içiyor seyret.
Bunları izlemek insanda muhabbetle beraber bir sukûnet hissi hasıl eder.
Aşıkların gözünü takınmak,bu dünyanın rengini de,ölümün ve öbür alemin rengini de tamamen değiştirir.
Muhabbet hissi öyle bir histir ki insana güç ve kuvvet verir,manevi yaraları sarar,görünmez hâle getirir.
Amenna dedi Ali amca.
Hoş,o bunları-belki daha iyisini-zaten biliyordu.
Sadece kulağından ruhuna üfleyip hatırlatacak bir nefese muhtaçtı.
Hz. Mevlana(k.s.)'nin de öğütlediği gibi;
"Dertli bir insan içi duman dolu bir odaya benzer.
Onu dinlemek, o odaya bir pencere açmak gibidir.. "
Gücümüzü toplayabildiğimiz zamanlarda dertli insanları da dinleyebilmenin sevabı büyüktür.
Allahu Alem..
-
-
-
Bu aralar uyku problemi yaşıyorum.
Bugün bu saat oldu hâlâ gözümü kırpmadım.
Özellikle çayı-kahveyi çok içince daha çok oluyor.
Yazın bizim işler yoğun.
İşe bu şekilde gidince odaklanamıyorum.
Hem kötü hissediyorum kendimi,hem tadım tuzum kalmıyor.
Yaşlandığımı daha çok hissediyorum her geçen gün.
Vücudum-beynim irademin emirlerine ya uymuyor ya da uymakta geç kalıyor.
Eskiden saat gibiydim,dakikası dakikasına uyur,vaktinden önce kalkardım.
Annem bizi küçüklükten böyle alıştırmıştı.
Hey gidi rahmetli,kimbilir kaç kere daha anacağım.
Rabbim vakti yettiğinde,gözümüzün nuru,alnımızın akıyla kavuşmayı nasip etsin...
Amin...
-
DEĞİL Mİ?
Ulu Tanrı’m, akıl ermez sırrına,
Binbir ismi hakda pinhân edersin.
İçirirsin sabrın peymânesini,
Hikmetini sonra âyân edersin.
Gizlenirsin bir nüvenin içinde,
Âdemin de şeytanın da cinin de,
Her milletin ayrı ayrı dininde
Şirke, küfre, reybi bürhan edersin.
Aşk olursun, gönlümüzü yakarsın,
Leylâ olur karşımıza çıkarsın,
Rakîb olur canımızı sıkarsın,
Vuslatını bize hicran edersin.
Bozuktur düzenin, olmazsın akort,
Tavşana kaç dersin, tazıya aport,
Haham, papaz, hoca ettikçe zart zurt,
Alay eder, güler, isyân edersin.
Sen indirdin yere şu dört kitâbı,
Ayrı ayrı her birinin hisâbı,
Her bir dinin sensin putu, mihrâbı,
Yalanına kendin iman edersin.
Zerdüşt olmuş görünmüşsün ateşte,
Brahmen’in Vişno’susun güneşte,
Bir parlayış parladın ki Kureyş’te
Mahbûbunu zâtına şân edersin.
Hem goncasın, hem bülbülsün, hem diken,
Hem cânânsın, hem de çileyi çeken,
Hikmetine defîneler açıkken
Seyyah, derviş olur selmân edersin.
Yok olmadan var olmanın yolu yok,
Kendin gibi seni arayan pek çok,
Hiç şaşrmaz kaderden attığın ok,
Sevdiğini aşka nişân edersin.
Çiftçi olur, öküzünü haylarsın,
Ağa olur, hizmetkârı paylarsın,
Yersin, göksün, yıllar, günler, aylarsın,
Asırları toplar bir ân edersin.
Görünürsün her velîde, delide,
Mustafa’da Avram’da Pandeli’de,
Bir maymuncuk gibi her bir kilide
Hem uyarsın hem de bühtân edersin.
Neşve olur, gizlenirsin şarabda,
Helâl, haram yazılırsın kitabda,
Sevdâlarla şu inleyen rebâbda,
Sensin, âşıkları nâlân edersin.
Zincir olur mecnûnları bağlarsın,
Görür, acır, karşısında ağlarsın,
Irmak olur, dere tepe çağlarsın,
Tûfân olur, dehri vîrân edersin.
Bir ot idin, kamış oldun, ney oldun,
Feryâdına karşılık hey hey oldun,
Su, kök, filiz, asma, üzüm, mey oldun,
Her katreni bana ummân edersin.
Çıban olur, enselerde çıkarsın,
Yanar canın yine kendin sıkarsın.
Kendin yapar, kendin yakar, yıkarsın,
Sigortadan ne kâr, ziyân edersin?
Maymun olur, ısırırsın kralı,
Hâlâ Yunan cânevinden yaralı,
Yıldızını o yâr sard› saralı,
Venizelos musun devran edersin, .
Bir irâden adam yapar eşeği,
Azlolurken batar ona döşeği,
Gazabındır şu felâket şimşeği,
Her nereye çaksan sûzân edersin.
Çıkmayan bir candan umut kesilmez,
Rahmetinden zerre bile eksilmez,
Gözümüzü senden başkası silmez,
Güldürmeden önce giryân edersin.
Şımartırsın bir sonradan görmeyi,
Öğretirsin halka çorap örmeyi,
O çalarken tam gözünden sürmeyi,
Yakalarsın, hapse fermân edersin.
Zengin olur kasaları kitlersin,
Fakir düşer garip başın bitlersin,
Deri, kemik, beden bizi ciltlersin,
Hicrânlara canlı divân edersin.
Lâ’netin mi şu şeyn-İslâm kapısı,
Yedi cehennneme bedel yapısı,
Zebânilerde mi bunu tapısı?
Bu çeteyi sen perîşân edersin.
Dârü’n-Nedve midir şu Dârü’l-Hikme?
Savurdular birbirine çok tekme.
Kuyruğu sakattır, pek hızlı çekme,
Eşeklerle bizi handân edersin.
Kudururlar arpalıkla, tiridle,
Girişirler kafa, göz, yüz, dividle;
Geğirirler, anırırlar, tecvîdle,
Harf-i meddi yular, kolan edersin!
Fitne için yeter İzmir’li Cüce,
Yelken takar devedeki hörgüce,
Kürek çeker akıntıya her gece,
Boklu dereye mi kaptan edersin?
Nerde olsa başındadır belâsı,
Hased, fitne, o Fir’av’nın Mûsâsı,
Cehil, gurûr ve sâire cabası,
Sakla domuzlara çoban edersin.
Sana giren çıkan nedir be dürzü?
Dersin bana ey Allah’ın öküzü!
İçirirsin on dört bin okka düzü,
Beni bulutlarda mihmân edersin!
Serserînim, düştüm aşkınla meye,
Nasıl girdin elimdeki şu ney’e?
Hem seversin beni Neyzen’im deye,
Hem de sarhoş diye destân edersin!
Neyzen Tevfik..
https://share.google/s7RvsDcTJDfaHAqnL
-
https://youtu.be/On-BZohydeU?si=w3raXeIzDSehLtYG
Sezen Aksu-Bahçe..
Yeni albümde en beğendiğim parçalardan biri..
Benim favorim..
-
Muhabbet insanı bazen "Mecnun" da eder.
Önce insanlardan koparsın,işten-aştan düşersin,içine doğru dönersin,bu damar o damar deyip tevafukları,kalbine dolan ışık hüzmelerini kollarsın;
Adı "Arayış" olur.
Deliler köyündende bir menzil aşkın düşersin,kalbindeki nur uğruna,eşyadan-gayp perdesinden yansıyan o ışık uğruna aklını yakarsın;
Adın "Mecnun" olur.
Mânâ çöllerine düşer su ararsın,susuzluktan dilin damağına yapışır,inayet beklersin;
Adın "Derviş" olur.
Aşkın peşine düşer,hizmet ehline karışır,enaniyetinin burnunu sürter ruhunun ufkunda yürürsün;
Adın "Veli" olur.
Çiçeklerden bal toplar, ilmin ile amil olur,irfan peteklerini doldurursun;
Adın "Arif" olur.
Aşk yolunda menziline ulaşır,olgunlaşır,insanlara yol gösterecek olgun bir meyva olursun;
Adın "Alim" olur.
Cümle yaratılmışa bir gözle bakarsın,her varlık Allah(c c.) den doğmuştur,her canlı rabbimden bir parça taşıyor,kesret fırtınaları toz-kir-pas içinde bıraksa da cümle can birdir,BİR'den doğmuştur der,her CAN'ın önünde eğilirsin;
Adın "Aşık" olur.
Ama Muhabbeti bilmezken,Aşkı bilmezken,cümle yaratılmışa merhamet etmezken bilir gibi yaparsan;
Adın "Cahil" olur.
Birde makam-mevki sahibi olup,ben hamlığı bırak yandım bile deyip,kendinin ve kendin gibi düşünenlerin nefsini, yaptıklarını görmezden gelip,her kötü olan şeyi sadece karşıt görüşlülerle ilintilendirip,birde asıp kesmeye başlarsan;
Adın olsa olsa "Odun" olur herhalde..
Allahu Alem...
-
İktidar muhalefete yönelik geniş bir operasyon sürdürüyor.
Bu operasyonları yaparken savı ise şu;
Ana muhalefet partisi belediyeleri ahtapot gibi ülkeyi sarmıştır ve bir rüşvet,irtikap ve yolsuzluk ağının içindedir.
Buna göre tüm muhalif belediyeler sorunludur.
İktidar temsilcilerine göre problem muhalefetin zihniyetinden kaynaklanmaktadır.
Yolsuzluk şüphesiz yargının konusudur,her ne kadar şimdiki yargı adil olmaktan çok iktidarın emrine amade olsada yargıya saygı gösternek mecburiyetindeyiz-o saygıda bir yere kadar tabi-.
Peki iktidar partilerinin kendi gibi düşünenlere bakışı nasıldır?
Onlara göre iktidar mensupları namazlı abdestli,hiçbir menfaat gözetmeksizin İla'yı Kelimetullah yolunda gecesini gündüzüne katıp yorulmak bilmeksizin koşuşturan insanlardır.
Böyle insanların yolsuzluk yapması zaten düşünülemez.
Bu görüşe göre iktidar mensupları eskilerin tabiriyle "Sütten ak aydan parlak"tır.
Ben kendi adıma böyle bir iktidar mensubu hiç tanımadım desem yeridir.
Belki arada nadir birkaç tane,onlarda iktidar liderinin abarttığı kadar değil.
Bizim tanıdıklarımızın genelde derdi kimse kusura bakmasın,hep cep şişirmek,menfaatini büyütmek.
Bunun içinde siyasi damar ana güzergah.
Bu insanların yolsuzluk yapmadığı iddiası ise palavradan ibaret.
İla'yı Kelimetullah meselesinin çok da umurlarında olduğuna da inanmıyorum,bu söylemler menfaatlerini çoğaltırken dillerine doladıkları süsler sadece.
Bana sorarsanız öyle büyük bir .okun üstünde oturuyorlar ki kalkmaya cesaretleri yok.
Nasıl olsa hesap sorabilende yok.
Velhasıl muhalefetin zihniyet problemi olduğunu iddia eden iktidarın asıl kendinin ciddi bir zihniyet problemi yaşadığı aşikar.
Başkasına ayna tutmadan önce kendinize ve kendiniz gibi düşünenlere bir ayna tutup çeki düzen verinki sözleriniz ciddiye alınsın.
Hepsinden önce;
Temiz bir gözlük lâzım..
NOT:Medyada iktidar partilerine yönelik soruşturma açılmıyor,hep muhalefet partilerine açılıyor algısının yanlış olduğu,en fazla soruşturmanın iktidar belediyelerine açıılıyor haberleri yapılıyor.
O zaman bende şunu sorayım;
Neden muhalefet partilerine yaptığınız gibi videolar yayınlamıyor,çarşaf çarşaf gazetelere vermiyorsunuz?
Neden kimsenin haberi yok?
Kimse kimseyi kandırmasın,bu operasyonun 28 Şubatçıların zamanında yaptığı kara propagandadan hiçbir farkı yoktur.
-
Şimdilik ara verelim.
Yazmaya değer farklı birşey gelirse aklıma,rabbimde imkan verirse,bilirsiniz ben durmam zaten.
-
-