-
Gül dili...
İnsan ruhunu,kalbini ve nefsini temizledikçe kalbinin vicdan toprağında bir gül bitermiş.
Önce tomurcuklanır,sonra nefes alır,en sonunda da açılırmış bayıltan rayihalarla dolu kokusu ve neşesi bol renkleriyle.
Eskiler gülden terazi tutar,gülü de GÜL'le tartarlarmış.
Hal diliyle halleşip,gül diliyle söyleşelim,ehli aşkın bülbüllerinden nağmeler dinleyelim diye açtım bu başlığı.
Kimbilir belki bizim kalbimizde de tomurcuklanır mütevazi bir gül,belki bizimde açılır görmeyen gözümüz,duymayan kulağımız.
Ara ara uğrarım inşallah.
Sizinde katılmanız dileğiyle;
Şimdilik eyvallah...
-
Ara ara uğrarım derken ne sıklıkla yani? Ayda bir mi, haftada bir kaç kez mi? Daha sık uğramanı ve paylaşımlarda bulunmanı beklerim. Konuların güzel mesajlar veriyor.
-
Çok uzatmam inşallah dreamer hakkını helal et.
İltifatın içinde çok teşekkürler.
GÖNÜL EHLİ
Gönül ehlinin ilimleri, kendilerini taşır.Ten ehlinin ilimleriyse kendilerine yüktür.
Gönüllerini cilâlamış olanlar; renkten, kokudan kurtulmuşlardır.
Her nefeste zahmetsizce bir güzellik görürler.
Onlar, ilmin kabuğundaki nakşı bırakmışar, ayne’l-yakîn bayrağınıkaldırmışlardır.
Lütuf ve merhamet sahibi olan Hakk’ın kulları, işleri düzeltmekte (ve yoluna koymakta) O’nun huyuna sahiptirler.
Onlar hiddet zamanı sıkıntı vakti, mahlûkata acırlar; rüşvet almaksızın yardımda bulunurlar.
Herkes, gönlünün aydınlığıve cilâsı nispetinde gaybı idrâk eder.
Kim, gönlünü daha fazla cilâladıysa daha ziyâde görür. Ona daha fazla sûretler görünür!
Gönlü uyanık olanın, baş gözü uyusa bile gönlünde yüzlerce göz açılır.
Gönül sahibi, altı yüzlü aynadır; Allah altı cihette o aynadan nazar eder durur.
Yüce Allah: “Ben yere, göğe; hatta arşa bile sığmam. Ey aziz, bundan emin ol!
Fakat şaşılacak şeydir ki, inanan kişinin kalbine sığarım. Beni ararsan inanan gönüllerde ara” buyurdu.
Müminin kalbi, adalet sahibi olan ve kendisinden yardım dilenen Hakk’ın elindedir, O’nun iki parmağı arasındadır.
Yüce Allah, “Biz gönle bakarız, su ve topraktan ibaret olan sûrete değil buyuruyor.
(I/3446, 3492, 3493, III/2222, 2230, IV/2909, 2910, III/1223, V/0874, I/2654, 2655, III/4259, 2244)
Hz.Mevlana
-
GÖNÜL
Gözünün nurunun nuru, gönül nurudur. Göz nuru, gönüllerin nurundan meydana gelir.
Gönül nurunun nuru da, akıl ve duygu nurundan olmayan, onlardan ayrı bulunan Hak nurudur.
Gönül aynası saf ve pak bir hale gelince (onda) sudan, topraktan hariç suretler görürsün.
Nakşı da müşahede edersin, nakkaşıda; devlet yaygısını da, onu döşeyeni de.
Senin aynan niçin sır vermiyor biliyor musun? Üzerindeki pas duruyor da ondan.
Demir cilâlanır, yüzünü güzelleştirir; bu şekilde sûretler onda görülebilir.
O gönül güzelliği, baki güzelliktir. O güzellik devleti, âb-ı hayata sâkidir.
Gönül olmasa ten, konuşmayı ne bilir? Gönül aramasa ten araştırmadan ne anlar?
Ey dostlar! Gönül, eminliktir, huzur yeridir. Pınar ve gül bahçeleri içinde gül bahçeleri vardır.
Mala, mevkiye aşık olan gönül, ya bu toprağa zebundur, ya kara suya!
Bağlar, bahçeler, yeşillikler gönüldedir... Dışardakiyse akarsuya vuran akislere benzer.
Topraktan yaratılan beden kabadır, karadır; ama cilâ kabul eder, onu cilâla!
Topraktan biten güller, mahvolur gider. Gönülden biten güller ise kalıcıdır ve ne hoştur!
(I/1126, 1127, II/72, 73, I/34, IV/2472, II/716, 837, III/0515, 2267, IV/1363, 2473, VI/4650)
Hz.Mevlana
Allah emaneti Ruh-Can boyası ile boyanmış kalbe gönül denir.
-
* Beden ruh vasıtasıyla hareket eder, fakat siz ruhu göremezsiniz: Ruhu bedenin hareketleriyle bil.
Mesnevi IV-155
* Yoksul beden, ruh hareket edinceye kadar hareket etmez: Atlar ileri atılıncaya kadar heybe olduğu yerde durur.
Divan 14355
* Bil ki ruhlar okyanus, bedenler köpüklerdir.
Divan 33178
* Can, doğan kuşuna benzer, ten ona uzaktır. O, beden tuzağına ayağı bağlı, kanadı kırık bir halde düşüp kalmıştır.
Mesnevi V- 2280
* Bedenin yüzüne bakma, o bozulup yok olur. Ruhun yüzüne bak ki o hoş ve sevimlidir!
Divan 1893
* Beden yumurtası içinde harika bir kuşsun sen -yumurtanın içinde kaldığın sürece uçamazsın.
Eğer beden kabuğunu kırarsan kanatlarını çırpacak ve ruhu kazanacaksın.
Divan 33567-68
* Ruh kuşum ne zaman kafesinden bahçeye uçacak?
Divan 33887
* Kafeste mahpus olan kuşun kurtulmak istememesi cahilliktendir.
Mesnevi I-1541
* Gökten, yerden nice sular çektin de vücudun böyle semirdi.
Fakat bu iğretidir.
Az az sıkıştırmak gerek. Çünkü elde edilenin bırakılması lazım.
Yalnız, Allah'ın "Adem'e ruhumdan ruh üfürdüm" dediği varlık yok mu? O kalır işte, Sen de ruha bak, başkaları beyhudedir.
Fakat bu beyhude sözünü, cana, ruha nispetle söylüyorum, her şeyi sağlam bir surette yapan sanatkara, Allah'a nispetle değil ha!
Mesnevi VI-3592-3595
* Veliler şu sözü ciddiye almadan söylemediler:
Arınmış kişilerin bedenleri tıpkı ruh gibi tamamen lekesizdir.
Onların sözleri, psişeleri, dış görünümleri -hepsi lekesiz mutlak ruh olmuştur.
Mesnevi I-2000-2001
-
*Gönüllerini Allah'ı anarak, iyi işler yaparak cilalamış, parlatmış olanlar renkten ve kokudan kurtulmuşlardır.
Onlar, her an, işlerinde bir hoşluk, bir güzellik hissederler. Onlar bilginin şeklini, dış yüzünü, kabuğunu bırakmışlar da mánásını ve özünü almışlar ve ayne'l-yakin bayrağını yüceltmişlerdir.
Düşüncelerden, duyguların yükü altından kurtulmuşlar da aydınlığa kavuşmuşlardır.
Benliklerini Hakk uğruna kurban etmişler, irfan denizi kesilmişlerdir. Herkesin korktuğu, ürktüğü, kaçtığı ölüme karşı, Hakk aşıkları, acı acı gülümser.
Kimsecikler onların gönüllerine bir zarar veremez, zira zarar sedefe gelir, içindeki inciye gelmez
Gönül aynası dünya sevgisi tozundan, nefsani arzulardan temizlenir, pak ve saf bir hale getirilirse, orada su ve toprak nakışlardan başka şeyler görürsün.
Gönül aynasında hem resmi, nakşı görürsün; hem de resmi ve nakşı yapanı; hem devlet, saadet yaygısı seyr edersin; hem de onu yayanı ve döşeyeni.
* * *
Ben bende değil, sende de hem sen, hem ben,
Ben hem benimim, hem de senin, sen de benim,
Bir öyle garip hale bugün geldim ki
Sen ben misin, bilmiyorum, ben mi senim.
Mevlana Celaleddin Rumi
* * *
Beri gel, daha beri, daha beri.
Bu yol vuruculuk nereye dek böyle?
Bu hır gür, bu savaş nereye dek?
Sen bensin işte, ben senim işte.
Ne diye bu direnme böyle, ne diye?
Ne diye aydınlıktan kaçar aydınlık, ne diye?
Topumuz bir tek olgun kişiyiz, bir tek,
Ne diye böyle şaşı olmuşuz, ne diye?
Zengin yoksulu hor görür, ne diye?
Sağ soluna yan bakar, ne diye?
İkisi de senin elin, ikiside,
Peki, kutlu ne, kutsuz ne?
Topumuz bir tek inciyiz, bir tek.
Başımız da tek, aklımız da tek.
Ne diye iki görür olup kalmışız
İki büklüm gökkubbenin altında, ne diye?
Sen habire gevele dur bakalım,
Habire 'Usul boylu birlik çam ağacı' de,
Sonu nereye varır bunun, nereye?
Şu beş duyudan, altı yönden
Varını yoğunu birliğe çek, birliğe.
Kendine gel, benlikten çık, uzak dur,
İnsanlara katıl, insanlara,
İnsanlarla bir ol.
İnsanlarla bir oldun mu bir madensin, bir ulu deniz.
Kendinde kaldın mı bir damlasın, bir dane.
Erkek arslan dilediğini yapar, dilediğini.
Köpek köpekliğini ede durur, köpekliğini.
Tertemiz can canlığını işler, canlığını.
Beden de bedenliğini yapar, bedenliğini.
Ama sen canı da bir bil, bedeni de,
Yalnız sayıda çoktur onlar, alabildiğine,
Hani bademler gibi, bademler gibi.
Ama hepsindeki yağ bir.
Dünyada nice diller var, nice diller,
Ama hepsin de anlam bir.
Sen kapları, testileri hele bir kır,
Sular nasıl bir yol tutar, gider.
Hele birliğe ulaş, hır gürü, savaşı bırak,
Can nasıl koşar, bunu canlara iletir.
Mevlana Celaleddin Rumi
-
Kişinin kendine ettiğini
Edemez kişiye hiçbir fani
Bu kahpe hırsı. ne kıskanç kini, ne şarap
Ne de haşhaş edemez..
Kişinin kendine ettiğini tayfun, boran
Dağ, taş edemez.
Kişinin kendine ettiğini
Edemez Kişiye hiçbir fani
tutmazsa gerçek dost elini
kendi kendiyle baş edemez.
Kişinin kendine ettiğini
Sarhoş edemez, ayyaş edemez
Mezar soyan nebbaş edemez...
Mevlana Celaleddin Rumi
42/ŞÛRÂ-30: Başınıza gelen her musibet, sizin ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. Bununla beraber Allah, kusurlarınızın pek çoğunu da affeder.
39/ZUMER-53: De ki:Ey kendi aleyhlerine haddi aşmış kullarım, Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah, bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
-
-
Insanın değeri sevecenliğiyle,kalbinin temizliğiyle,hüsnü zan etmesiyle,celali vasıflarını yerli yerine kullanıp,insanların eşrefi mahlukat olmasından kaynaklanan insanlık gururuna ve hak-hukukuna ne kadar riayet ettiğiyle ölçülür.
Hasenatı seyyiatından fazla olduğu oranda cennetteki konumuda o kadar yükselir.
Bunun içinse esfelissafilinden alaiyiyyine tüm katlardaki insanlara karşı GÜLCE davranmak,GÜLCE konuşmak,anlayış ve hoşgörü sahibi olmak şart.
Yoksa iletişim problemlerimiz,ruhsal sorunlarımız gangren olur.
Anlayış ve hikmet sahibi insanları okuyup,onlarla düşüp kalkıp,gözlerimizle gördüğümüzü gönlümüze yazalım.
Böylece ruhu karanlık ve darlık içindeki insanlara bir pencere açmaya vesile olalım inşallah.
-
Allah maksimum ölçüde hoşgörüyü öngörür.
Fussilet süresinde allah başımıza bir kötülük geldiği zaman iyilikle savmamızı emretmiş,belki öfke duyduğumuz insanın gün gelip yakın bir dost olabileceğini,bu affetme olgunluğa ise ancak hayırdan büyük pay sahiplerinin ulaşabileceğini belirtmiştir.
Sabretmenin,hoşgörmenin ,affetmenin ödülü büyüktür.
Nefis katlarında yükselmenin,gönlümüzdeki nuru artırmanın,rabbimize yakın yüzlerimizin ışığını artırıp,alt bilinçdışındaki,nefsi emmare katındaki karanlık yanlarımıza da bir şifa sunmanın ve onları bir üst konuma taşımanın en emin yoludur hilm,hikmet,hoşgörü,merhamet ve sevgi sahibi bir insana evrilmek.
-
Sorunlar sorunların bulunduğu bilinç seviyesinde çözülemez.
Bunun için bir üst bilinç seviyesine geçmek gerekir.
İnsan bilincinde üst seviyelere yol almak aslında rabbin ışığına doğru yol almakla eşdeğerdir.
-
Seyreyle Güzel Kudret-İ Mevla Neler Eyler
Allaha Sığın Adl-İ Taala Neler Eyler
Canana Gönül Vereli Ben Candan Usandım
Hem Düşeliden Derdime Dermandan Usandım
Meyl Eylemesem Gayrisine Tevbeler Olsun
Bu Ân’e Değin Ettiğin İsyandan Usandım
Pervane Gibi Yanmağı İster Deli Gönlüm
Her Şam-U Seher Ah İle Efgandan Usandım
Kalmadı Firak Giryesine Sonra Mecalim
Vuslat Dilerem Yarime Hicrandan Usandım
Işk İle Enes Oldı Gönül Geçdi Siva’dan
Ben Sohbet-İ Nas Ülfet-İ Yarandan Usandım
Çün Zerre Vefa Bulmadım İhvan-I Zemandan
Şol Yüzleri Dost Özleri Düşmandan Usandım
Vird Edeyim İsmin Hemen Hayret-İ Hakkın
Kesret İle Ünsiyet-İ İnsandan Usandım
Kuddisi’ye Vahşet Golüben Cümle Siva’dan
Der Her Ne Ki Ağyar Var İse Andan Usandım
ALVARLI EFE HAZRETLERİ
-
Hepimizin manevi yaraları vardır.
Bu yaralar kendi elimizle ettiklerimizin kader çizgileriyle kesişmesinden oluşan sonuçlardır.
İnsan değerlidir,eşrefi mahlukattır ama,kendi düştüğü kuyudan kendi başına çıkması zordur.
Herşeyden öte yaralarımızı sarmaya,derman olmaya namzet gönüller gerekir.
İnsanın kalbi çok kolay günaha dalar.
Nefsi çok azgındır ve duygusallıktan ve isteklerinden öte çok fazla bir mantık tanımaz.
İmkan bilmez,ilim bilmez,irfanı ise suyunu kısarsan öğrenir.
Ruhundan etkilendiğin,istemedende olsa çekimine girdiğin,etkilendiğin insanlar da olabilir.
Bu insanlar karşı cinstende olabilir.
Ama böyle şeylerin sonu yok.
Bunlar gelip geçici,basireti gölgeleyen kör heveslerdir.
Böyle şeylerin arkasından koşarken gönlün bilinmez heyulaların dehlizlerinde,duygu zindanlarında kaybolur da ötelere açılan ve soluk alan manevi kalbinin nefeslerini yitirirsin.
Lazım olan illa edeptir.
Edebin baş şartı ise hayadır.
Gerçek aşk şarabının tadına varıp aşina olanlar ancak gerçek edep sahipleridir.
Bu işler elektirik alma veya trafo işleri değildir.
Zaten bunların aslı haya değildir.
Insanın mahrem duyguları ancak helaline açılır,gerisi olsa olsa şeytanın ilhamlarıdır.
-
Her merhemde her yaraya deva değildir,bunu da unutmamak lazım.
Türküde de dediği gibi bazı şeyleri huzuru mahşerde gerçek lokmana bırak.
Çözemediğin şeyleri asıl gönüller tabibine havale etki ruhun biraz olsun nefes alsın.
Duyguların ve aklın yön bulsun.
-
Sabahleyin işe gelirken bir serçe kuşu gördüm.
Bir lokma ekmek bulmuş,yutmaya çalışıyordu.
Ama bir tehlike gelir korkusuyla bir ısırık almadan 4-5 defa etrafına bakıyordu.
Rahat yutamıyordu.
İnsanda böyledir;
Bir lokma ekmek ve binbir endişe.
-
İnsanın bir alt bilinçdışı,bir orta bilinçdışı ve bir üst bilinçdışı var diyor Psikiyatr.Dr.Mustafa Merter Jung un teoreminden esinlenerek.
Kitabın adı ''900 Katlı İnsan''.Mevlananın sözlerinden yola çıkarak yazılmış.
Freud gibi insanın id,ego,süperegodan oluşmadığını,süperego dediğimiz şeyin insanın rabbani yönünü temsil eden üst bilinçdışı olduğunu,insanın ilahi ilhamların,sezgilerinin,rüyalarının bu alana yansıdığını,id in ise ancak alt bilinçdışı olarak kabul edilebileceğini söylüyor ki benim mantığıma çok yattı.
Uzun zamandır da böyle bir kitap bekliyordum.
Nefs psikolojisi diye bir kitap yazmış,onuda elimdekiler bitince okumayı düşünüyorum.
-
Rabbim bu kutlu günde, regaip kandilinde nefsimizi yoluna kurban eylesin,kirlerden,nazarlardan,aşırılıklardan uzak eylesin.
Kalbimizi pirupak,şeytanın vesveselerinden uzak,şerden-karanlıktan azade eylesin.
Aklımızı tamam,halimizi sıratı müstakim üzere,dilimizi ise ateşten-insanların gıybetinden ırak eylesin.
En önemlisi ise göğsümüzü yakan,ruhumuzu saran ateşi teskin eylesin.
Nur süresinde buyrulan iman nuruyla gönül kasrımızı şereflendirsin.
Hem ailemizin,hem milletimizin,hemde devletimizin bahtını açsın,kaderini güzel yazsın inşallah.
-
Kader başa geldiği zaman gönderene kafa tutmak, inancı öldürür, tevhid -Allah’ı birleme- nurunu söndürür, tevekkül ve ihlâsı yok eder.
Îman sahibinin kalbi, “niçin ve neden oldu” gibi sözleri bilmez. Belki “şundan veya bundan oldu” gibi yersiz lafları da dile getirmez. Bildiği tek şey vardır, o da;
“Baş üstüne, hoş geldi, sefalar getirdi!” diye karşılamaktır.
* * *
Nefis, tümüyle muhalefet safında durur. Durmadan niza çıkarır, daima karışıklık ister. Onun ıslahını dileyen, cihad ehli olsun. Ta şerrinden emin oluncaya kadar. O nefis, şer içinde şerdir. Onunla cihad edersen emin olabilirsin. Neticede göreceksin ki, hayır içinde hayır oluyor. Cihad devam ettiği müddetçe, onu her iyiliğe uyar bulursun. İbadetleri hoşlukla yapmaya koyulur. Ve bu uyarlık mükâfatı olarak şu ilâhî hitap ona gelir:
“Ey mutmainne -sakin, Hakk’a uyar- nefis, Rabb’ine dön! O, senden razı; sen de O’ndan hoşnut olarak!” (el-Fecr, 89/27-29)
Bu cihad sonunda, nefse itimat caiz olur. Çünkü şerli yönü ıslah olmuştur. Nefsi halkın eline bırakma! Ta ki, manevî pederi Ibrahim’e (a.s) nispeti yerinde olsun.
O ki, nefsi bir yana atmıştı. Ve herkesten ayrı tutmuştu. Şahsî hevesini söndürmüştü. Boşlukta uçuyordu. Bütün varlığı ile sakindi. Her şey onu ateşten korumaya geliyordu. Ama onun bunlara aldırış ettiği yoktu. Allah’tan başka kimseden talebi yoktu.
“O’nun hâlimi bilmesi, bana yeter!” diyordu.
Çünkü tam teslim olmuştu. Hakkiyle tevekkül etmiş, Rabb’ın zatına sığınmıştı. İşte bu sığınmadır ki;
“Biz ateşe, ‘İbrahim’e yakıcı olma, serin ve selâmet üzere ol!’ dedik.” (el-Enbiyâ, 21/69) mealinde gelen ilâhî fermanın inzaline sebep oldu.
Sabırlı kullara, Allah’ın bu dünyada hesapsız yardımı olur. Âhirette ise sayısız nimetleri… Şu âyet-i kerime sözümüze şahittir:
“Sabırlı kulların mükâfatı bol ve hesapsız verilir.” (ez-Zümer, 39/10)
Sabırlı kulların bu âlemde çektiği cefa, O’nun gözünden kaçmaz.
Siz, bir an olsun O’nun uğruna sabır yolunu tutun; yıllarca ecrini alırsınız. Zaten ömür boyunca “Kahraman” lakabıyla gezen, onu, bir anlık cesaret sonunda almıştır.
“Allah sabırlı kişilerle olur.” (el-Bakara, 2/153) Bu ol
* * *
Tehlikede olduğunu görüyorum; acıyorum. Allah’a kul olduğunu iddia ediyorsun, ibadet ederken de kalbinde başkasını saklıyorsun. Hakiki mânada O’na kulluk etseydin, O’nda yok olurdun. O’nun varlığında erir, kaybolurdun.
Tam îmana sahip olan, nefis şeytanına boyun eğmez. Şahsî arzularına uymaz. Aslında îman sahibi, nefis denen bir şeye hak tanımaz. Hakkı tanınmayan ve bilinmeyen bir varlığa nasıl boyun eğilir ki? Hele kötülüğü herkesçe müsellem olunca… Îman sahibi, Rabb’inden başkasına inanmaz ve varlık tanımaz, O’nun gayrını bir yana atmıştır. Hele dünyalık şeylerden hiç hoşlanmaz, öbür âlemi arzular. Bu hâle eren, elbette ki Mevlâsı ile olur. Bütün kulluğunu O’nun uğruna yapar. Cümle vaktini O’nun yolunda geçirir.
Îman sahibi, can kulağı ile şu ilâhî hitabı işitmiştir:
“Onlar yalnız Allah’a kullukla emrolunmuşlardır. Din yolun*da pak ve ihlâs sahibi olarak.” (el-Beyyine, 98/5)
Varlığında beslenen halkı, Hakk’a eş etmekten sakın. Allah’ı tevhid et. Çünkü bütün eşyanın yaratıcısı O’dur. Her ne varsa hepsi O’nun elindedir. Ey O’nsuz şey arayan adam, başta aklını ara! Sen aklını yitirmişsin. O’nun hazinesi dışında bir şey var mı? Şu âyet-i kerimeyi iyi dinle:
“Bize göre, saklı hiçbir şey yoktur. Her şey bize malûmdur.” (el-Hicr, 15/21)
* * *
Ey evlat! Kader oluğu altında uyu. Uyurken sabra yaslan, önce uyur görün, sonra tam uykuya dalar, hakikate erersin. Kurtuluş yolunu gözeterek kulluğa devam et. Böyle devam ettikçe, iyilikler akar, gelir. Yazılandan gayri gelmez. Bu arada iyi olmayacağını sandığın şeyler de gelebilir. Tam arzu ettiğin de gelir; hepsini hoş gör.
* * *
Ey cemaat!
Geliniz, varlığımızı bir yana atarak O’na koşalım. Bu yolda biraz da perişanlık çekelim. Halk bizi rezil (!) görsün. Ne çıkar! Biraz zahmet çeksen, O’na vardıktan sonra hepsi geçip gider. İçimize ve dışımıza sultan kesilen nefsimizi Hak yoluna çevirelim. Cihan Şahı’nın elçisine başvuralım. Onu gönderenin hatırı için elini eteğini bırakmayalım. (Peygamber’i kastediyor. Peygamber’e ulaştırıcı ve kavuşturucu olması sıfatıyla kendini kastetmesi de muhtemel) Tazim bizi küçültmez. Bilakis yükseltir. Size bir elçi gelse sözlerini dinlemeden kapıya mı koyarsınız? Tecrübe etmeden itimatsızlık mı beyan edersiniz? Onu sevin ve ona bağlanın. Bunu yaparsanız, Hakk’ın sohbeti*ne erer, iyilik kaynağını bulursunuz.
İşte, dediklerimi dinle, göreceksin ki velayet derecesi kapıda seni bekliyor. Sen onu aramasan dahi o seni bulur. İlâhî ilim denizinden doya doya içmen böylece kabil olur.
O’nun fazilet kapısına anlattığımız yoldan gidilir. Başka yol yoktur. Fazilet sofrasına böyle oturmak kabil olur. O’nun rahmeti, kadere uyana gelir. Bu hâlin sahipleri teklerdir. Milyonda bir çıkar. Her soyda ve her kabilede bir tane ancak çıkar. Belki de çıkmaz.
Takva hâli sana gerekli iştir. Allah yolunun gerçek erlerine uy. Nefsine uyar olma. Şeytan ve kötü arkadaşlarından kaç! Îman sahibi, bunların cihadından fariğ olmaz. Bunların elinden kurtulup başını dışa çeviremez. Nefisle cihad etmekten alnının teri kurumaz. Onun üzerinden ne zırhı çıkar, ne de atının eğeri sökülür.
O büyükler, uykuyu yenmek için uyurlar. Nefse karşı çarpışmak için yerler. Zaruret olmadan konuşmazlar. Onlara âdet, susmaktır. Ancak Rabb’lerinin kaderi onları konuşturur. İlâhî fiiller onları konuşturur; onlar bunun farkına varmazlar. Benlikleri ölmüştür. Yarın kıyamet olduğunda duyular nasıl konuşursa, burada onlar öyle konuşur. Onları Allah konuşturur, Allah herkesi konuşturmaya güçlüdür. Sebepler yaratılır; onlar da konuşurlar. Herhangi bir iş için onların kullanılması gerekince, sebepler hazır olur.
Allah’ın dileği üstündür. Arzu ettiği şeyi yapar. O büyüklerin bu şekilde konuşmaları bir hikmete dayanır. Peygamberlerin vefatı sonunda, yerlerini bu büyükler aldı. Bir hüccet olarak konuşurlar. Her konuşmaları bir hükme dayanır. Yarın kıyamet günü olunca, halkın özrü kalmaz. Çünkü müjde ve çekinme mevzuunda, her sözü bu büyükler beyan etmiştir.
Peygamberlerden sonra halk, yararını onlardan öğrenecektir. Peygamberimiz:
“Bilginler, Peygamberlere vâristir.” buyuruyor.
Asıl veraset, yukarıda anlattığımız ve daha anlatacağımız huyları benimsedikten sonra başlar.
* * *
Ey cemaat! Allah’ın nimetlerine şükredin. Sizde bulunan nimetleri O’ndan görün. Çünkü yaratanımız buyurdu:
“Sizde bir nimet varsa, o Allah’tandır.” (en-Nahl, 16/53)
Hani O’nun nimetlerine şükrünüz? Hâlbuki O’nun iyilikleri si*zi sarmıştır. Nimetleri içinde dönüp duruyorsunuz.
Hâlin nicedir, iyiliği başkasından gören çaresiz! Bir taraftan iyiliği Allah’tan başkasına mal edersin, beri yana döner, nimeti az bulursun! Size gerekmeyeni, yaramazı neden beklersiniz? Allah’ın verdiği kuvvet ve kudreti O’na isyanda harcamanıza sebep ne?
* * *
Ey evlat! Yalnız kaldığın zaman, seni kötü işten koruyacak duyguya muhtaçsın. Ayak kaymasını önleyecek tedbirin olmalı. Hakk’ın her an seni kontrol ettiğini içinden sezmelisin. Bu düşünceler varlığını sarmalı. Anlattıklarımıza şiddetle ihtiyacın vardır. Benliği*ni bu öğütlerle donattıktan sonra nefisle cenge çıkman kabil olur.
Halk arasında büyük olarak tanınan kimseleri ufak bir hata yıkabilir; zahidleri şehvetler perişan eder. Ebdâlleri, maddî varlı*ğını manevî varlığa katmak isteyenleri, yersiz düşünce süründürür. Bilhassa yalnızlık hâllerinde, kötü fikirlerden kendilerini korumaları gerektir.
Doğruların yıkılışı bir an işidir. Çünkü bunlar şahın kapısında beklerler. Tek tek halkı Hakk’a çağırmaya memur edilmişlerdir. Onlar, mahlûkata şöyle hitap ederler:
“Ey kalpler! Ey Ruhlar! Ey insanlar ve cinler! Hak yolunu istiyorsanız bana gelin! Gelişiniz kalp adımı ile olsun. Takva ve vera’ caddesinden aşın, gelin. Dünyayı bırakın. Âhireti bir yana atın. Mevlâ’nızdan başkasını düşünmeyin. Bana bu duygularla dolarak gelin!
İşte, bize uyanlar böyle olur. Gayretleri sayesinde yerle gök arasındaki boşluk dolar.
* * *
Ey evlat! Nefsi bir yana at. Şahsî arzularından geç. Yukarıda, azıcık vasıflarını anlattığımız er kişilerin ayakları altında toz ol, toprak ol! Onlar ellerini birbirine vurduğu zaman gözden kaybolacak kadar küçül!
Hak, hem Aziz, hem de Yüce’dir, ölüyü diriltir. Dilediği an dirileri de öldürür.
İbrahim (a.s) Peygamber’in ana, babası küfürle gitmişti. O, iki ölüden diri çıkardı. Onlardan koca bir İbrahim Peygamber doğ*du. Îman sahibi diridir. Küfür ehli ölü sayılır. Allah’ı tevhid nuru ile bilen diri; müşrik ise ölüdür. Allah Teâlâ, geçmişteki peygam*berlerine indirdiği bazı kitaplarda şöyle buyurdu:
“İlk defa şeytan öldü; çünkü bana karşı geldi. Bu yanlış iş, onun sonsuz yıkılışına sebep oldu.”
* * *
Artık yaşadığımız zaman, son demlerini geçirmektedir. Ortalığı yalan, nifak tohumlan kapladı. İçi dışına uymayan kimselere yanaşmayın. Yalancı ve insanları doğru yoldan saptıran kişilerden uzak durun. Onların kılığı deccal kılığıdır. Tipleri şeytana benzer. Bu vasfı onların, yalnız dış cephelerinde aramayın. İçlerini biraz sezecek olursanız, onların fenalığını hemen anlarsınız. Kendi iç bünyende de bulabilirsin. Nefsin de şeytan kılığına girip seni azdırabilir. Onun da bir vasfı, deccal’dır. Onları da ıslaha çalış. Kötü arzularını da yenmeye gayret et. Nefsin fenalığını düşünmeden başkasını kötülersen, “sana yazıklar olsun!”, derim. Varlığında her cins kötülük saklı; münafıklık, aldatıcılık, daha birçok fenalık onda varken başkasına sataşman ne gerek? O ayrıca Allah’a şirk de koşuyor; bunu bildiğin hâlde neden göz yumuyorsun?
Nefsine muhalif ol. Ona uyma. Onu kuvvetle bağla, çözme. Onu hapset. Yalnız hakkı kadar ver. Fazla verme, sonra azar, baş edemezsin. Her zaman onunla mücadele et ....
ABDÜLKADİR GEYLANİ(K.S.)-FETHUR-RABBANİ
-
Neyse çok konuştum.
Bir süre ara verelim.
Şimdilik eyvallah.
-
İnşirah süresiyle Nur süresi 35.ayet mealini beraber bir okuyun.
İnşallah rabbim birşeyler anlatır size.
Allah havzı kevserden doya doya içenlerden eylesin.
-
Sözlerin kalblere tesiri rabbimin emrindendir.
Herkes her sözü işitemez.
Okunan her kuranı,her duayı,her kelamı kulağımız duymaz.
İhlas ve aşk ile nefsini araya katmadan,kalbini cilalayıp sadece nakşı ve nakkaşı yansıtanlar müstesna.
Ayrıca herkeste o göz o kulak yoktur.
Mesnevinin ilk beyti nedir?
Bişnev!
Yani;
Dinle!
Canının kulağını verde öyle dinle.
Tabiatı,arıları,eşyayı,kuşları ve de renk renk balıkların oynaştığı deryayı dinle.
Kendini dinle,içindeki sesleri dinle.
Ayırt et.
-
Gerçekten inanan insanda ışık iki yerde yanar,nur iki yeri sarar;
Bunlardan biri kalb,biri akıldır.
Kalbde ışık yanmazsa,kişi Nur süresi 35.ayetteki nura mazhar olmazsa,sadece akılda yanan ışık insanı belli bir seviyeden yukarı çıkaramaz,merhamet,anlayış ve şevkat az,nefs mutmain değildir.
Kalb katılığı,kasveti devam etmektedir.Sekine yoktur.
Rabbim bu nura mazhar olanlardan eylesin.
-
Lokman, Habeşli marangozculuk yapan bir kuldu. Efendisi ona bir koyun kesmesini ve en güzel iki uzvunu getirmesini istedi, Lokman, dilini ve kalbini getirdi. Sonra aradan bir zaman geçince, efendisi bir koyun kesmesini ve en kötü iki uzvunu getirmesini istedi. Lokman, dilini ve kalbini getirdi.
Efendisi Lokman’a:
Bir koyun kes ve bana en temiz iki uzvunu getir diye emrettim. Dilini ve kalbini getirdin. Ve yine bir koyun kes ve bana en kötü iki uzvunu getir diye emrettim. Dilini ve kalbini getirdin bunun sebebi nedir? dedi.
Lokman; efendisine:
"İyi olduklarında, bu ikisinden daha iyisi yoktur. Kötü olduklarında da, bu ikisinden daha kötüsü yoktur" cevabını verdi.
(Hz. Lokman'a Allah ilim ve hikmet vermişti. Onun adı, Kurân-ı Kerîm'in 31. süresine isim olarak verilmiş ve bu surenin 12. ayetinden 19. ayetinin sonuna kadarı kendisinin, oğluna vermiş olduğu değerli öğütler aynen nakledilmişti)
* * *
Rabbim En-Nur ismi şerifiyle gönül kasrınızı şereflendirsin inşaallah...
-
Daha Senden Gayri Aşık Mı Yoktur
Daha Senden Gayri Aşık Mı Yoktur
Nedir Bu Telaşın Vay Deli Gönül
Hele Düşün Devr-İ Adem’ Den Beri
Neler Gelmiş Geçmiş, Say Deli Gönül
Şu Fani Dünyada Umudunu Yüz
İnanmazsan Var Kitaba Yüz Be Yüz
Evin Mezaristan , Malın Bir Top Bez
Daha Duymadınsa Duy Deli Gönül
Günde Bir Yol Duman Çöker Serime
Elim Ermez Gidem Kisbü Karıma
Kendi Bildiğine Doğrudur Deme
Var İki Kamile Sor Deli Gönül
Gördüm İki Kişi Mezar Eşiyor
Gam Gasavet Gelmiş , Boydan Aşıyor
Çok Yaşayan Yüze Kadar Yaşıyor
Gelde Bu Dünyayı Yor Deli Gönül
Mevlam Kanat Vermiş Uçamıyorsun
Bu Nefsin Elinden Kaçamıyorsun
Ruhsati Dünyadan Geçemiyorsun
Topraklar Başına Vay Deli Gönül
-
Peygamber efendimiz şöyle dua edermiş;
''Allahım bana eşyanın hakikatını göster.''
Bu dua herşeyin göründüğü gibi olmadına dair bir uyanış çağrısıdır.
Gönül gözünün açılması,hakkı batıldan ayıran temyiz vasfının göğsümüzde çiçek açması ve allahın nuruyla bakış yani feraset hassasına sahip olmak için bu dua anahtardır.
-
Yâ Rabbî!
Bizim hâlimize bakarak muâmele etme. Kendi ikrâm ve ihsânına göre bize muâmele eyle.
Yâ Rabbî!
Kerem ve lütfunla hidâyet ettiğin kalbi tekrar dalâlete, sapıklığa meylettirme.
Belâları bizden sarf eyle, çevir ve değiştir. Ey affı çok olan, günahları örten Rabbim!
O günahlar dolayısı ile bizden intikam alma. Bize azâb etme.
Yâ Rabbî!
Biz nefis ile şeytana köpek gibi tâbi olduksa da sen, azab arslanını bize saldırtma.
Ey Hayy, ebedî diri olan Rabbim!
Taleb ve duâ üzerine nasıl olur da kerem etmezsin. Sen kerem sâhibisin.
Ey mahlûkâtın, yaratıkların canlıların ihtiyâcını gideren Rabbim! Sen varken hiç bir kimseyi hatırlamak ve ondan bir şey ummak lâyık değildir.
Yâ Rabbî!
Rûhumda bir ilim katresi var. İlâhî onu hevâ rüzgarıyla ten toprağından muhâfaza eyle.
Ey ihsânı çok olan Rabbim!
Cefâ içinde geçip giden ömre merhamet et.
Ey affetmeyi seven Rabbim!
Bizi affeyle. İsyân derdimize çâre eyle.
Ey yardım isteyenlerin yardımcısı!
Bizi hidâyete çıkar.
Yâ Rabbî!
Duâ ve yakarışlarımızda sana lâyık olmayan sözleri bilmeyerek söyleyip hatâlarda bulunmuş isek, o kelimeleri sen ıslâh et ve duâmızı kabul buyur.
Çünkü sözlerin hâkimi ve sultanı ancak sensin.
Ey âlemin yaratıcısı!
Kasvetli, kararmış, katılaşmış âdetâ taş gibi olmuş olan kalbimizi mum gibi yumuşat, feryâdımızı, âh u vâhımızı, hoş eyle ki rahmetini celbetsin, çeksin.
Bizi köle gibi kullanan bu serkeş nefisten bizi satın al.
O nefis bıçağı kemiğe dayandı (zulmü canımıza yetti).
Yâ Rabbî! Sana ne arz edeyim. Çünkü sen gizli ve açık her şeyi bilirsin."
HZ.MEVLANA
-
Hz. Mevlana'nın Sabah Namazından Sonra Okudukları Dua
Allah'ım kalbimi nurlandır, kulağımı nurlandır,
gözümü nurlandır, saçımı nurlandır, derimi nurlandır,
etimi nurlandır, kanımı nurlandır, önümü nurlandır, ardımı nurlandır, altımı nurlandır,
üstümü nurlandır, sağımi nurlandır, solumu nurlandır,
Allahım! nurumu artır, bana nur ver. Ey nurun nuru ey merhametlilerin merhametlisi Allahım merhametinle beni nur et.
Bu dua, ismi güzel, cismi güzel, teni güzel, canı güzel, ruhu güzel, huyu güzel
Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem)'in dilindendir.
-
BE HEY KARDEŞ HAKKI BULAM MI DERSİN
Be hey kardeş hakkı bulam mı dersin
Hakka yarar amel işlemeyince
Bu sırrın ötesin duyam mı dersin
Mürşid-i kamille başlamayınca
Gel hey kardeş gel sen birliğe özen
Birliktir her nefsin kal'asın bozan
Hiç kendi kendine kaynar mı kazan
Çevre yanın ateş eylemeyince
Aşkın odu geldi yüreğim harlar
Aşkı olan, arı kendini neyler
Behey Yunus sana söyleme derler
Ya ben öleyim mi söylemeyince
YUNUS EMRE
-
İncitme
Hazer kıl kırma kalbin kimsenin canını incitme
Esir-i gurbet-i nalan olan insanı incitme
Tarik-i ışkda bi-çareyi hicranı incitme
Sabır kıl her belaya hâne-yi Rahman’ı incitme
Felekde hasılı insan isen bir canı incitme
Günahkar olma fahr-i âlem-i zî-şanı incitme
Elin çek meyl-i dünyadan eğer aşık isen yare
Muhabbet camını nuş et asıl Mansur gibi dare
Misafirsin felek bağında bendin salma efkare
Düşersin bir belaya sabrı kıl Mevla verir çare
Felekde hasılı insan isen bir canı incitme
Günahkar olma fahr-i alem-i zi-şanı incitme
Bulaşma çark-ı dünyaya vücudun pak-tahirken
Güvenme mal u mülk ü mansıbın efnası zahirken
Nic’ oldu mali Karun’un felek bağında vafirken
Nedir bu sendeki etvar-ı dert gönlün misafirken
Felekde hasılı insan isen bir canı incitme
Günahkar olma fahr-i alem-i zî-şanı incitme
Hasislikden elin çek sen cömerd ol kan-ı ihsan ol
Konuşma cahil-i nadan ile gel ehl-i irfan ol
Hakir ol alem-i zahirde sen ma’nada sultan ol
Karıncanın dahi halin gözet dehre Süleyman ol
Felekde hasılı insan isen bir canı incitme
Günahkar olma fahr-i alem-i zî-şanı incitme
Ben insanım diyen insana düşmez şad’u handanlık
Düşen bî-çareyi kaldırmadır alemde insanlık
Hakikat ehlinin hali durur daim perişanlık
Bir işi etme kim gelsün sana sonra peşîmanlık
Felekde hasılı insan isen bir canı incitme
Günahkar olma fahr-i cilem-i zî-şanı incitme
Ehl-i irfanım deyü her yerde bendin atma meydana
El elden belki üstündür ne lazım uyma şeytana
Yakın olmak dilersin Hazret-i Hallak-ı ekvana
Cihanda tatlı dilli olması lazımdır insana
Felekde hasılı insan isen bir canı incitme
Günahkar olma fahr-i alem- zî-şanı incitme
Celîs-i meclis-i ehl-i hakikat ol firar etme
Heva-yı nefsine tabi’ olan yerde karar etme
Tekebbürlük eden insana asla i’tibar etme
Sana cevr ü cefa ederse bir keş inkisar etme
Felekde hasılı insan isen bir canı incitme
Günahkar olma fahr-i alem- zî-şanı incitme
Vefası var mıdır gör kim sana bu çarh-ı devranın
Eser yeller yerinde hani ya taht-ı Süleyman’ın
Yalınız adı kaldı alem-i zahirde Lokman’ın
Geçer bir lahzada ru’ya misali ömrü insanın
Felekde hasılı insan isen bir canı incitme
Günahkar olma fahr-i alem-i zî-şanı incitme
Sana bir faide yokdur bilirsin halk-ı gıybetden
Gözün aç alemi bir bir geçersin çeşm-i ibretden
Zarar gördüm diyen gördün mü sen ehl-i mehabbetden
Yeme kul hakkını korkar isen rüz-i kıyametden
Felekde hasılı insan isen bir canı incitme
Günahkar olma fahr-i alem- zî-şanı incitme
Hakikat bahrinin gavvası ol terk-i mecaz eyle
Çıkar ha alma mazlumun ahın seni i’tiraz ile
Çehil semt-i Habîb’e ey gönül azm-i Hicaz ile
Yüzün tuk hak-i payine hemen arz-ı niyaz ile
Felekde hasılı insan isen bir canı incitme
Günahkar olma fahr-i alem- zî-şanı incitme
Gönül ayinesin silmek gerekdir kalb-i agahe
Muhabbet şems-i dogmuşken ne lazım mihr ile mahe
Ne müşkil hacetin varsa heman arzeyle Allah ‘e
Der-i Mevla dururken bakma LÜTFÎ başka dergahe
Felekde hasılı insan isen bir canı incitme
Günahkar olma fahr-i alem- zî-şanı incitme
Alvarlı Efe Hazretleri
-
Zikir Allah'a yakınlaştırır, kalpte marifet kapılarını aralar...
Allah'a saygı duyma hissini canlı tutar.
Zikirden gafil olan kimse ise bu duyguları hissedemez.
İbn Atâullah el-İskenderî (Sûfi ö. 1309)
-
Zât-ı Hak-da mahrem-i irfân olan anlar bizi,
İlm-i sırda bahr-ı bî-pâyân olan anlar bizi.
Bu fenâ gülzârına bülbül olanlar anlamaz,
Vech-i bâkî hüsnüne hayrân olan anlar bizi.
Dünye vü ukbâyı ta'mir eylemekten geçmişiz,
Har taraftan yıkılıp vîrân olan anlar bizi.
Biz şol abdalız bıraktık eğnimizden şâlımız,
Varlığından soyunup üryân olan anlar bizi.
Kahr-ü lûtfü şey'i vâhid bilmeyen çekti azab,
Ol azabdan kurtulup sultân olan anlar bizi.
Zâhidâayık dururken anlamazsın sen bizi,
Cür'ayı sâfî içüp mestân olan anlar bizi.
Ârifin her bir sözünü duymağa insân gerek,
Bu cihânda sanmayız hayvân olan anlar bizi.
Ey Niyâzî katremiz deryâya saldık biz bugün,
Katre nice anlasın ummân olan anlar bizi.
Halkı koyup lâ mekân ilinde menzil tutalı,
Mısrıyâ şol canlara canân olan anlar bizi.
Niyâzî-i Mısrî
-
Uyan gözün aç durma yalvar güzel Allah'a
Yolundan izin ayırma yalvar güzel Allah'a
Her geceyi kaim ol her gündüzü saim ol
Hem zikr ile daim ol yalvar güzel Allah'a
Bir gün bu gözün görmez hem kulağın işitmez
Bu fırsat ele girmez yalvar güzel Allah'a
Aslığı ganimet bil her saati nimet bil
Gizlice ibadet kıl yalvar güzel Allah'a
Ömrünü hiçe sayma kendini oda yakma
Her şam u seher yatma yalvar güzel Allah'a
Hey nice yatırsun dur olma bu safadan dur
Bahr-ı keremi boldur yalvar güzel Allah'a
Her vakt-i seherde bir lütfu gelir Allah'ın
Ol vakt uyanır kalbin yalvar güzel Allah'a
Allah'ın adın yadet, can ile dili şadet
Bülbül gibi feryat et yalvar güzel Allah'a
Gel imdi Niyaziyle Allah'a niyaz eyle
Hacatı dıraz eyle yalvar güzel Allah'a
Niyâzî-i Mısrî
-
Ey gönül kılsan tefekkür pendimi alsan nolur
Ehl-i irfan meclisine her zaman gelsen nolur
Men aref dersin okuyup mekteb-i irfanda sen
Ruh nedir cismin içinde sen seni bilsen nolur
Kahraman ol tarumar et nefsinin külhanını
Tevhid-i yezdan topuyla tahrip et her yanını
Halas eyleyip yedinden din ile imanını
Vakıf olup küntü kenz esrarını bilsen nolur
Bilmedin mi şu fena bir cifedir ki sonu yok
Zulm ile mest eyler seni asla bir ihsanı yok
Buna muhabbet edenin din ile imanı yok
Bu fenada ağlayıp da akıbet gülsen nolur
ZİKRİ ya zikret dilinden her zaman subhanını
Ta bulasın can içinde ol aziz cananını
Yed be yed teslim ede gör defter-i divanını
Ol huzuru mağfirette her zaman kalsan nolur
Abdulgani Efendi (Zikrî) Hz. (1874 – 1939)
-
İster isen bulasın cananı sen
Gayre bakma sende iste sende bul
Kendi mir'atında gözle anı sen
Gayre bakma sende iste sende bul
Her sıfat kim sende var izle anı
Gör ne sırdan feyz alır gözle anı
İrişince zatına özle anı
Gayre bakma sende iste sende bul
Kenz-i mahfi aşikar hep sendedir
Yazın kış,leyl-ü nehar hep sendedir
İki alemde ne var hep sendedir
Gayre bakma sende iste sende bul
Men-aref sırrına ir ko gafleti
Gör ne remzeyler bu insan sureti
Haşr ü neşr ile tamu'yu cenneti
Gayre bakma sende iste sende bul
Haşr-i suri halin inkar eyleme
Gülşen iken yerini nar eyleme
Enfüs ü afakı bil ar eyleme
Gayre bakma sende iste sende bul
Zat-ı Hakkı anla zatındır senin
Hem sıfatı hep sıfatındır senin
Sen seni bilmek necatındır senin
Gayre bakma sende iste sende bul
Sureti terk eyle mana bulagör
Ko sıfat-ı bahr-i zata dala gör
Ey Niyazi şark u garba dola gör
Gayre bakma sende iste sende bul
Niyâzî-i Mısrî
-
Daha güzel bir dünya yaratmak adına nefsini hiçe sayan,elindeki tüm varlığı fakirlere dağıtan,doğru bildiğini mübarek yüzüne yediği taşlara rağmen söyleyen,kız çocuklarının diri diri gömüldüğü bir zamanda kadına ilk değer veren,merhamet,sabır ve ihlas timsali peygamberimizi böyle bir günde anmamak ayıp olurdu herhalde.
Rabbim nurunu artırıp,ruhunu makamı mahmuda ulaştırsın ,şefaatini de üzerimizden eksik etmesin inşaallah.
-
(Secde Süresi 7-9) O, yarattığı her şeyi en güzel şekilde yaratan ve (ilk) insanı yaratmaya da çamurdan başlayandır. Sonra onun neslini bir nutfeden, hakir bir suyun özünden çoğaltandır. Sonra ona biçim verip, kendi ruhundan üfleyen ve sizin için kulaklar, gözler ve kalpler (gönüller) yaratandır. (Buna rağmen) ne kadar az şükrediyorsunuz?
Rabbim hakikati duyacak kulaklar,görecek gözler,sezecek kalbler bağışlasın hepimize.
Ne diyor sezen;
Bugün dua ettim hepimiz için,
Yüce tanrım insanı affetsin.
-
''Candan, gönülden söylenen güzel sözler, duâlar, niyâzlar, yakarışlar, Hakk’a doğru yükselir. Hakk’tan başka kimsenin bilmediği, bir yere kadar varır, ulaşır. Temizlenmiş ve arınmış olan nefeslerimiz, hoş sözlerimiz, yücelir, yücelir, bizden armağan olarak ölümsüzlük, sonsuzluk âlemine varır. Sonra sözlerimizin, niyâzlarımızın sevabı, Allah’ın rahmeti eseri olarak kat kat çoğalarak bize gelir. Sonra da, kul, elde ettiklerine benzer sevabı, tekrar elde etsin diye, Allah, bize, yine onlara benzer sözler söyletir. İşte böylece, hiç durmadan, güzel sözler, ötelere yükselir, yücelere gider. Karşılığında rahmet iner, bu iki hal, sende, senin varlığında dâima olur durur.
Kendinde olmaksızın, istiğrâk hâlinde edilen duâ, bambaşkadır. O duâ, duâ edenin kendinden değildir, kendinde bulunanın duâsıdır. Daha doğrusu, o duâ, gönülde bulunan Hakk’ın sözleridir. Aslında o duâyı Allah etmektedir. Çünkü duâ eden kul, kendinde olmadığı için aradan çıkmıştır. O duâ da Allah’tandır, kabul edilişi de Allah’tandır.''
(Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî)
****
*''Görmüyor musun! Allah, nasıl bir benzetme yapıyor? Güzel bir söz, kökü yerin derinliklerinde sabit, dalları ise göğe doğru yükselmiş bir ağaç gibidir ki (o ağaç), Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir. Allah, öğüt almaları için insanlara böyle benzetmeler yapar.''
İbrahim Süresi 24-25
-
Kendi benlikleri içinde olup bitenleri de mi düşünmediler!''
( RUM-8)
''Gerçek şu ki,insan,öz benliği üzerine yönelmiş keskin ve derin bir bakıştır.''
(Kıyame-14)
Nefsimizi bilelim,nefsimizin boyutlarının,duygularımızın-düşüncelerimizin-davranışlarımızın içeriğinin farkına varalım.
Hayatta ilk yapılacak şey,kendinin farkına varmak ve bir vicdan aynasında vicdanını tartmak.Sonra ise ya olduğun gibi görünmek yada nefsini terbiye etmek.
Nefsini terbiyeye ise nefsini levmederek-kınayarak- başlamak ki şu ayette ona işaret var;
''Hayır,mesele onların sandığı gibi değil!O levmeden nefse yemin ederim ki öyle değil!'
(Kıyame-1-3)
-
KİN VE ÖFKE
Öfkeyi, şehveti, hırsı terk etmek erliktir. Bu peygamberlik damarıdır.
Ustası, şaşı çırağına “içeriye gir, raftaki şişeyi dışarıya getir” demiş;
Şaşı (çırak) “o iki şişeden hangisini getireyim?” diye (sormuş).
Ustası cevap vermiş: “O, iki şişe değil, git şaşılığı bırak; (biri iki) görme.”
(Çırak) “usta beni (niye) azarlıyorsun” deyince ustası “(öyleyse) o iki şişenin birini kır” diye (karşılık vermiş).
Şişe bir taneydi, ama onun gözüne iki görünüyordu.(...)
(Çırak) birini kırınca diğeri de gözden kayboldu.
İnsan da arzuları ve öfkesi sebebiyle (böyle) şaşı olur.
Öfke ve şehvet insanı şaşı yapar, ruhu doğruluktan ayırır.
Kin (duygusu) gelince hünerler görünmez olur, gönülden göze yüz perde iner.
Kin tutma! (Zira) kin yüzünden yol azıtanların kabirlerini kin tutanların yanına kazarlar.
Kızgınlığın cehennem ateşinin tohumudur.
Kendine gel de şu cehennemini söndür.
Çünkü o bir tuzaktır.
Kızgınlıkla gönüllere ateş saldın mı, cehennem ateşinin aslı oldun gitti, demektir.
Ateşin burada nasıl insanları yakarsa, ondan meydana gelen eser de orada seni yakar.
HZ.MEVLANA
(V/4026, I/327-334, II/0273, III/3480, 3472, 3473)
*****
Allah'a ve onun Rasûlüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin. Sonra içinize korku düşer ve kuvvetiniz elden gider. Bir de sabırlı olun. Çünkü Allah, sabredenlerle beraberdir.
ENFAL SÜRESİ-46.AYET
-
Şakk-ı Sadr Arapça bir tertip olup göğsün yarılması anlamına gelmektedir. İslam kaynaklarında sıkça rastlanan konulardan biri olan şakk-ı sadr, Peygamber Efendimizin göğsünün yarılması hadisesidir. Buna göre Hz. Peygamber dört beş yaşlarında sütannesinin yanındayken bir gün Cebrail (a.s) veya insan kılığına bürünmüş iki melek henüz çocuk olan Rasûl-i Ekrem’in yanına gelip göğsünü yarmış, kalbinden bir kan pıhtısı almış ve kalbi yıkayıp yerine koyduktan sonra yarığı kapatmıştır. Bu müdahale sırasında Efendimiz hiçbir sıkıntı veya acı hissetmemiştir. (Buhari, Salât 1, Hac 75; Müslim, İman 263)
İslam Tarihinde şakk-ı sadr olayı cismânî ve ruhânî boyutlarıyla ele alınmıştır. Bazı müfessirler inşirah suresinde geçen "Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi?" mealindeki ayetin şakk-ı sadr hadisesine işaret ettiğini söylemişlerdir. Ancak hadis metinlerinde buna dair bir bilgi yoktur.
Kaynaklarımız Peygamber aleyhiselâm’ın göğsünün yarılması hadisesinin üç kez gerçekleştiğini belirtirler. İlk olarak Efendimizin göğsü süt annesi Halime’nin yurdunda beş yaşında iken yarılmış aynı hadise ilk vahiy ve mirac geceleri de tekrarlanmıştır.(İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, VIII, 203)
*****
Bir internet sitesinden...
*****
*Belki de şakkı sadr;ibadet eden insanlara peygamber efendimiz vesilesiyle rabb tarafından ulaştırılmış bir hediye ve mirastır.
Kalbin üzerine inen huzurun-sekine halinin sebebidir.