-
ACELECİLİK VE YAVAŞLIK
Şüphe yok ki, yavaş iş Rahman’dan, acele iş de melûn Şeytandandır.
Köpek bile önüne bir lokma atılınca önce koklar, sonra yer;
O, burnu ile, biz ise aklımız ile koklarız...
Allah, insanı yavaş yavaş tam kırk yılda kemâl sahibi yapar, olgunlaştırır.
(Senin de) istediğin şeyi yavaş yavaş, fakat sağlam bir şekilde yapman lâzım! İşte bu yavaşlık, sana o işi iyice öğretmek içindir.
Yavaşlık, Allah ışığıdır; çabukluk ise Şeytanın dürtmesinden meydana gelir.
Hilâl, gerçekte noksanlık kabul etmez; görünüşteki bu noksanlık, yavaş yavaş dolunay haline gelmek, olgunluk kazanmak içindir.
Ay, geceye, yavaş olma konusunda ders verir; sıkıntının yavaş yavaş aşılacağını işaret eder ve şöyle der:
“Ey ham, aceleci kişi! Dama dayanan merdivenden basamak basamak çıkılır.
Ey tencere yavaş yavaş, ustaca kayna! Delice kaynayan yemek, lezzetli olmaz.”
Allah, âlemi bir kere “kün” (ol!) demekle yaratmaya gücü yetmez miydi? Bundan şüphen mi var?
Peki bu yaratma niçin altı gün sürdü? Her gün de tam bin yıl kadardı.
Niçin çocuk, dokuz ayda yaratılmakta? Çünkü Allah’ın adeti bir şeyi yavaşlıkla yapmaktır.
Neden Adem’in yaratılması kırk sabah sürdü; o balçığı niçin yavaş yavaş insan haline getirdi (düşün)?
Hz. Mevlâna Muhammed Celâl-ed-DÄ«n Rûmî (k.s.)
-
Ebû Hureyre (Ra) şöyle demiştir:
Peygamber (Sav) şöyle buyurdu;
"Yüce Allah şöyle buyurur:
Ben kulumun beni zannı ya-nındayım (irâdem kulumun beni anlayışına göre ilgilenir).
Kulum beni andığı zaman ben muhakkak onunla beraber bulunurum. O beni gönlünde gizlice zikrederse, ben de onu bu suretle nefsimde (yânî Zâtım-da) zikrederim.
Eğer o beni bir cemâat içinde zikrederse, ben de onu bu cemâat ferdlerinden daha hayırlı bir cemiyet içinde anarım.
Kulum bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir arşın yaklaşırım.
Kulum bana bir arşın yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana yü-rüyerek gelirse, ben ona koşarak gelirim!"
*****
Bugün günahların affedildiği gün.
Siz bir ihlasla bir adım atarsanız,elbet o da karşılıksız bırakmaz.
-
Mizaç olarak Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in başlıca özelliği yumuşak huylu, şefkatli ve merhametli olmasıydı.
* "Size kendi içinizden öyle bir peygamber geldi ki, zahmete uğramanıza üzülür. Kalbi üstünüze titrer, müminlere karşı pek şefkatli ve merhametlidir."
Tevbe 9/128
* "İnsanlara yumuşak davranman da Allah'ın merhametinin eseridir. Eğer kaba, katı yürekli biri olsaydın insanlar senin etrafından dağılıverirlerdi. Öyleyse onların kusurlarını affet, onlar için mağfiret dile ve işleri onlarla istişare et!"9
Al-i İmran 3/159.
gibi mealen birçok âyet onun bu ahlâkını belirtmektedir.
* * *
HOŞGÖRÜ, MERHAMET VE ŞEFKAT
Sevgi ve acıma insanlık vasfıdır; hiddet ve şehvetse hayvanlık vasfı.
Ağlamak istersen gözyaşı dökenlere acı. Merhamete nâil olmak istersen zayıflara merhamet et.
(Zira) er kişinin avı, merhamettir.(...)
Biz, Hakk’a küfrân-ı nimette bulunmuş olsalar dahi kâfirlere de acırız.
Hattâ halk, onları taşlıyor diye köpeklere bile acırız.
Ben, beni ısıran köpeğe de dua eder; “Yarabbi sen onu bu huyundan vazgeçir,
Adamları ısırmasın da halkın taşını, topacını yemesin” derim.
Lütuf ve merhamet sahibi olan Allah’ın kulları, işleri düzeltmekte O’nun huyuna sahiptirler.
Onlar şiddet zamanı, sıkıntı vakti, rüşvet almaksızın mahlûkata acırlar, yardımda bulunurlar.
Allah’ın merhameti, insanın merhametine benzemez. Çünkü insanın acımasında bir dert, bir elem vardır.
Mahlûkun acıması elemle karışıktır. Allah’ın rahmetiyse dertten de paktır elemden de.
Böbürlenerek başlar kıran kişiye ne Allah’ın merhameti nasip olur, ne halkın!
Kendine yapılmasını istediğin şeyi âleme yap, ister eziyet olsun, ister zarar.
HZ.MEVLANA
(I/2436, 822, II/1938, III/1800-1803, 2222, 2223, 3632, 3633, IV/1858, VI/4528)
*Din ehlini kin ehlinden ayırt et; Hak’la oturanı ara, onunla otur!
Hz.Mevlana
-
Bazı insanlar şu ayete dayanarak kuranın din milliyetçiliği yaptığını iddia eder;
51-Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o onlardan olur. Şüphesiz Allah, zalim kavmi doğru yola iletmez.
Maide süresi 51. Ayet
Peki gerçekten allah müslümanları kayırıp diğerlerinden uzak durmamızı mı emretmiş?
Rabbim adam mı kayırmış yani?
Cevabını gene Maide Süresinin sonraki ayetlerinden öğrenelim;
57 - Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilmiş olanlardan ve kâfirlerden, dininizi alay ve eğlence konusu yapanları dost edinmeyin. Eğer (gerçekten) iman ediyorsanız, Allah'dan gereğince korkun.
Maide süresi 57. Ayet
Demek ki dost edinmeyeceklerimiz bizimle,dinimizle alay eden gayrı-müslimler.
Hepsi değil.
Yaklaşmazsan dinini nasıl anlatacaksın?
-
Peki allah önünüze gelenle savaşın mı diyor,işimizi gücümüzü cihada mı bağlayalım yani;
8.Allah din uğrunda sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik yapmanızı ve adil davranmanızı yasak kılmaz. Şüphesiz ki Allah adaletli olanları sever.
9. Allah sizi, ancak din uğrunda savaşanları, sizi yurtlarınızdan çıkaranları ve çıkarılmanıza yardım edenleri dost edinmenizi yasaklar. Kim onlarla dost olursa işte onlar zâlimlerin tâ kendileridir.
Mümtehine Süresi 8-9. Ayetler
-
Hakk ilmine bu âlem bir nüsha imiş ancak,
Ol nüshada bu âdem bir nokta imiş ancak.
Ol noktanın içinde gizli nice bin deryâ,
Bu âlem o deryâdan bir katre imiş ancak.
Âdemliğini her kim buldıysa odur âdem,
Yoksa görinen sûret bir gölge imiş ancak.
Niyazî Mısrî
-
* İslâm’ın ruhu olan sâbır, elini kolunu bağlamak, bir kenara çekilip nefsâni arzuları susturmak mânâsında değildir.
* Sabır, nefs ile olan mücâdelede ısrar etmek, devamlı çalışmak, derûnî terbiyeden vazgeçmemek, irâdeyi sıhhat ve selâmete götürmek demektir.
Meşkûre Sargut, Gönülden Gönüle, 2014
-
https://g.co/kgs/dG2xWh
Sözleri Hacı Bayramı Veliye ait Kani Karacanın okuduğu çok güzel bir ilahi...
-
Şevkat,merhamet,hoşgörü,vicdan,sabır,takva ve sıratı müstakim üzere yaşanan sevgi ruhun birer cevheri ve iç fakültesidir.
İbadet ve salih amelle kalpte bu tohumlar çatlayıp çiçeğe dururlar.
İnsanın ihtiyacı olan sekine hali ve iç huzuru da bu yolla mümkün hale gelir.
-
Erbâb-ı safâya eyle kalbin me’nûs
Tâ keşf ola sırr-ı ittihâd-ı nüfûs
Mir’ât ile mir’atı mukâbil tutsan
Birbirine hem âkis olur hem ma’kûs
Safa sahiplerine kalbini dost kıl ki nefislerin birliği ortaya çıksın, tevhid sırrı aşikar olsun.
Aynayı aynanın karşısına tutsan bunlar hem yansıyan olur hem yansıtan…