-
RUH VE BEDEN
Şu cismin içindeki mâneviyatsız can, şüphesiz, kın içindeki tahta kılıca benzer.
Gönül, seni gönül ehlinin semtine çeker; cisim ise su ve toprağa hapsetmek ister.
Şarap bizden sarhoş oldu, biz ondan değil! Beden bizden var oldu, biz ondan değil!
Dünya hissi bu cihanın, din hissi ise göklerin merdivenidir.
Bu hissin sıhhati, bedenin âfiyetindedir; o hissin sıhhati ise vücûdu harap etmededir.
Can yolu, cismi (önce) harap eder; sonra da o harâbeyi mâmur eder.
(Can yolu) bir bedenden başı kesti mi yerine derhal yüz binlerce baş izhar eder.
Aşağılık âlemde bulunan her şey yücelikten gelmiştir. Haydi, var gözünü yüceliklere dik!
Sen, ten itibariyle hayvansın, can bakımından melek. Bu suretle hem yerde yürürsün, hem gökte.
Can, hikmete, bilgilere; ten ise bağa, bahçeye, üzüme meyleder.
Can, yücelmeye, yükselmeye can atar; ten, kazanca, ota, yiyeceğe, içeceğe!
Cisme, o yücelikten bir nasib yoktur... Cisim, can denizinin karşısında bir damla gibidir.
Ruh, doğan kuşudur. Tabiatlarsa kuzgundur. Doğan kuşu, kuzgunlarla baykuşlardan yaralanır.
Can, yücelere kanatlar açmada; ten, tırnaklarıyla yere sarılmada!
Can, beden kavgasından kurtulursa, beden ayağı olmaksızın gönül kanadıyle uçmaya başlar.
Beden, insanı besleme hususunda anaya benzer ama, sana yüz düşmandan daha düşmandır.
Bedenin hasta oldu mu sana ilâç aratır; kuvvetlendi mi seni şeytanlaştırır, bir put haline sokar.
Şu sitemlerle dopdolu olan bedeni bir zırh bil; ne kışa yarar, ne yaza.
Köşk (beden) bir şey değildir. Onu yık; define, yıkık yerdedir a benim beyim!
“Evimi temizleyin” âyeti beden temizliğini bildirir. Bedenin tılsımı toprağa mensupsa da hakikatte nur definesidir.
İnsanın asıl gıdası Allah nurudur; ona hayvan gıdası lâyık değildir.
Fakat gönül hastalık yüzünden bu gıdaya düşmüştür; gece, gündüz bu suyu içmekte, bu toprağı yemektedir.
Keseyle, dağarcığın değeri içindeki altından dolayıdır. İçinde altın olmayan kesenin ne kıymeti var?
Nitekim tenin değeri de can iledir; fakat canın değeri de cananın (Allah’ın) nuruyladır.
Ten midesi, insanı samanlığa çeker; gönül midesi ise reyhanlığa.
Ot ve arpa yiyen kurban olur; Allah nuruyla gıdalanan ise Kur’ân.
Bir gönlün nuru olmadı mı o gönül, gönül değildir. Bir bedende ruh yoksa o beden, sadece topraktan ibarettir.
Derenin suyu varsa ona dere denir. Adam da eğer canı varsa adamdır.
(I/712, 725, 1812, 303, 305, 306, 3887, II/1974, 3776, III/4437, 4439, IV/1880, V/843, IV/1546, V/1721, VI/1404-1406, 3422, I/434, II/1083, 1084, III/2534, 2535, 2477, 2478, 2878, 2885)
Hz.Mevlana(k.s)
Kaynak:www.semazen.net
-
AZ YEMEK VE RİYÂZET
Cebrâil’in kuvveti mutfaktan değil, varlığı yaratanın cemâlinden gelmektedir.
Erenlerin kuvveti de bil ki Hak’tandır; yemekten, tabaktan değil.
Bu ağzı kapadın mı başka bir ağız açılır; o ağız sır lokmalarını yer yutar.
İnsan (acıkıp da) yediği, içtiği şeylerin lezzetini kaybetmedikçe onlardan lezzet alamaz. Maddî lezzetlerden kesilmedikçe de, mânevî lezzeti bulamaz.
Beden, aç olmadıkça harekete gelmez. Tok bedeni ıslah etmeye kalkışmak da bil ki, soğuk demiri dövmektir âdetâ.
Beden azığı, canın azıksız kalmasına sebep olur. İlkini azaltmak, diğerini çoğaltmak gerek.
Nurla gıdalan, göze benze. Ey insanların hayırlısı, meleklere uy!
Melek gibi Allah’ı tespih etmeyi kendine gıda yap da onlar gibi ezâdan cefâdan kurtul.
Mideni o reyhanlara, güllere alıştır da peygamberlerin hikmet ve gıdasını bul.
Mideyi bırak, gönül tarafına yönel ki Allah’tan sana perdesiz bir selâm gelsin.
Köşk bir şey değildir. Bedenini yık; define, yıkık yerdedir a benim beyim!
Kimde açlık derdi varsa bedeninin her kısmı, diğer kısmıyla bağdaşır, yenileşir.
“Evimi temizleyin” âyeti beden temizliğini bildirir. Bedenin tılsımı toprağa mensupsa da, hakîkatte o, nur definesidir.
Tatlı yaşayan, sonunda acı ölür. Ten kaydında olan canını kurtaramaz.
Beden asıl gıdasını unutmuş, hastalık yüzünden alıştığı gıdaya yüz tutmuştur.
İnsanın aslî gıdası Hakk’ın nurudur; ona hayvan gıdası lâyık değil!
Dervişlerin bu riyâzetleri neden? Çünkü bedene verilen o eziyetler, canların bekâsına sebep olur.
Vücut kendini pislikten arıtırsa, ululuk miski ve incileriyle dolar.
Suyun pislikten arınması için beden ırmağını temizlemek, arıtmak şarttır.
Halbuki sen, her an yemekle, içmekle o dereye daha fazla toprak dökmekte, o suyu daha fazla bulandırmaktasın.
Açlık zahmeti, illetlerden daha iyidir; hele açlıkta yüzlerce hüner ve fayda varken!
Kendine gel; açlık ilaçların padişahıdır. Açlığı canla başla kabul et, onu böyle hor görme!
Zira bütün hastalıklar açlıkla iyileşir; bütün ilaçlar aç olmadıkça sana tesir etmez.
(III/6, 7, 3747, IV/404, 3623, V/145, 297, 298, 2475, 2514, VI/3422, 4295, I/434, 2302, II/1081, 1083, III/3349, V/148, 2808, 2811, 2831-2833)
Hz.Mevlana(k.s)
Kaynak:www.semazen.net
-
BELÂ VE HASTALIK
Dert ve sıkıntıya düşmek, Allah’ı gizlice çağırmana sebep olduğundan bütün dünya malından üstündür.
Dertsiz dua soğuktur; bir işe yaramaz. Dertli dua ve yalvarma, gönülden, aşktan gelir.
Ne güzel, ne mübarektir bu ağrı, sızı. Ne mutlu, ne kutludur bu hastalık, ateş, dert ve gece uykusuzluğu!
(Yüce Allah) sırt ağrısını ihsan etti de her gece yarısı beni uykudan uyandırdı.
Bütün gece manda gibi uyumayayım (da Allah’ı anayım, O’na dualarda bulunayım) diye Hak lütfetti, bana dertler, ağrılar bağışladı.
Kardeş! Karanlık yere, soğuğa, derde, kırıklığa ve hastalığa sabretmek,
Âb-ı hayat kaynağı ve sarhoşluk kadehidir. Çünkü yücelikler, hep aşağılıklarda gizlidir.
Gamdan neşelen, ondan başka bir şeyden neşelenme, sevinme. Dert ve gam bahardır, başka şeyler kış!
Kul, dertten, kederden Allah’a sızlanır, yalvarır; uğradığı zahmetlerden dolayı Allah’a yüzlerce şikayetlerde bulunur;
Allah da buyurur ki; “Gördün ya nihayet dert ve zahmet seni bana yalvarır bir hale getirdi, sana doğru yolu gösterdi.”
Hakikatte her düşman, senin ilâcındır, sana kimyadır; seni faydalandırır, gönlünü alır senin!
Mü’minin canı da zahmet ve meşakkatlerle gelişir, kuvvetleşir.
Peygamber “bil ki karanlıkta yıldızlar nasıl yol gösterirse, dostlara da elemler, sıkıntılar denizinde öyle yol gösterirler” buyurmuştur.
(III/203, 204, II/2256, 2258, 2259, 2262, 2263, III/0507, IV/91, 92, 94, 99, VI/1595)
Hz.Mevlana(k.s)
Kaynak:www.semazen.net
-
KANAAT
İhtiyaçtan fazlasına meyletme ki, sana galebe etmesin, sana bey olmasın!
Kanaatten hiç kimse ölmemiş, hırsla da hiç kimse padişah olmamıştır.
Her aç, nihayet bir yiyecek bulur. Devlet güneşi, elbette ona da vurur.
Taneyi bırakan kuş, o hilesiz, düzensiz ovanın tanelerini yer, doyar.
Ona kâni olduğu için kurtulur; hiçbir tuzağa düşmez; kolu, kanadı bağlanmaz.
Kanaatten meydana gelen darlık, takvâdandır. Bu, aşağılık kişilerin yokluğundan, darlığından apayrı bir şeydir.
Pinti, bir habbe bulsa başını bile verir. Halbuki temiz kişi, himmetiyle altın hazinesine bile bakmaz, onu terk edip gider.
(...) Bir kanaat, yüzlerce tabak yemekten hayırlıdır.
Harislerin göz testisi dolmaz; sedef, kanaâtkar olmadıkça (içi) inci ile dolmaz.
Peygamber, kanaate hazine demiştir. Gizli hazineyi herkes, elde edebilir mi?
“Bu kanaat daimî bir hazineden başka bir şey değildir.” Ey gönle gam ve elem veren, artık beyhude sözlere dalma!
Sen kanaatten ne vakit canını nurlandırdın ki? Kanaatten ancak bir ad öğrendin.
Sirke satmada kanaat yüzünden bal denizine gark olmuş binlerce can gör.
(III/2260, V/2398, 1755, III/2860, 2861, IV/3133, 3134, VI/3784, I/21, V/2395, I/2322, 2320, 2375)
Hz.Mevlana(k.s)
Kaynak:www.semazen.net
-
SABIR
Feraset sahiplerinin iştahları sabradır; onlar sabretmek isterler. Helva ise, çocukların isteği bir şeydir.
Sabreden, göklerin üstüne yükselir; helva yiyense geriler, kalır!
Sabır ilâcı, gözlerin perdesini yakar; göğüsleri gönülleri de yarıp açar.
Sabır, iman yüzünden baş tacı olur. Bundan dolayıdır ki sabrı olmayanın imanı da yoktur.
Sabretmek, canının tespihleridir. Sabret, asıl doğru tespih odur.
Sabır, Sırat köprüsüne benzer; cennet ise diğer tarafta...
Allah, yüz binlerce kimya yarattı; ama insan, sabır gibi bir kimya görmedi.
Arayan nihayet bulur. Kurtuluş, sabırdan doğar.
Ayın gece sabretmesi, onu apaydın bir hale kor. Gülün dikene sabrı, onun güzel kokulu bir hale gelmesine sebep olur.
Peygamberin münkirlere sabretmesi onları Allah hâsı yapmıştır...
Kimde bir düzgün esvap görsen bil ki, onu sabretmek ve uğraşıp kazanmakla elde etmiştir.
Kimi aç, çıplak görürsen bu hali de onun sabırsızlığına tanıktır.
Ehil olmayanlara sabretmek, ehil olanlara cilâdır. Nerde bir gönül varsa sabırla cilâlanır.
Sabır kılavuzu, sana kanat olursa canın arş ve kürsünün ta yücesine kadar çıkar.
Mustafa (a.s.)’ a bak, sabrı burak edindi de, bu Burak, onu göklere çekti, çıkardı.
(I/1601, 1602, II/71, 600, 3145, 3147, III/1854, VI/595, 1408, 1410-1412, 2041, 3978, 3979)
Hz.Mevlana(k.s)
Kaynak:www.semazen.net
-
ÇALIŞMA VE TEVEKKÜL
Tevekkül (insana) rehberdir, ama sebebe (sarılmak) da Peygamber’in sünnetidir.
Peygamber yüksek sesle “Tevekkülle beraber devenin ayağını bağla” buyurdu.
“Kazanan Allah’ın sevgilisidir” işaretini dinle; tevekkülden dolayı “Teşebbüs hususunda tembel olma!” dedi.
Tevekkül ediyorsan çalışmak hususunda tevekkül et; kazan da sonra Allah’a dayan!
Çalışıp çabalamak kaderle cedelleşmek değildir; çünkü bunu da bize kader yükledi.
Padişah dedi ki: “İnsanın elde ettiği şey, zararsa çalışmamasından ileri gelmiştir, kârsa çalışıp çabalamasından.”
Halbuki takdir haktır; ama, kulun çalışması da hak. Kendine gel de koca şeytan gibi kör olma!
Peygamber de, rızık için “Kapısı bağlıdır, kapısında da kilit var” buyurmuştur.
O kilidin anahtarı bizim hareketimiz, gelip gitmemiz ve kazancımızdır.
(Şunu da bil ki) nur ve kemâli artıran lokma helâl kazançtan elde edilen lokmadır.
Birisi bir define buluverir, (başkası) ben de define istiyorum, dükkanla, alış-verişle ne işim var? der.
Baht işi bu. Bedende kudret oldukça çalışıp kazanmak gerek.
Çalışıp kazanmak define bulmağa mani değil ya! Sen işten kalma da nasibinde varsa definede arkandan gelsin.
(I/0912-914, 947, 976, VI/403, 407, V/2385, 2386, I/1642, II/733-735)
Hz.Mevlana(k.s)
Kaynak:www.semazen.net
-
KAZÂ’YA RIZÂ
Kazâ gelince bilgi uykuya dalar; ay kararır, gün tutulur.
Kazâ geldi mi gözümüzü örter de aklımız, ayağı baştan fark edemez.
“Kazâ geldi mi, bu cihan daralır; tatlı helva bile ağzında zehir kesilir” demişler.
Allah, bir adamı dondurmayı murat ederse, yüz tane kürk giyse de soğuk onun yüzünü dondurur.
Bedeni öyle bir titremeye başlar ki, ne elbiseyle ısınır, ne evle.
Kazâ ve kader geldi mi doktor aptallaşır. İlâç da fayda verme hususunda yolunu şaşırır.
Allah’ın hükmü ve takdiri gelince, akıl da ne oluyor ki! Ay bile tutulur.
Tan yerini ağartan Allah’tan bir zarar gelmemesi için, kulun Hakk’ın hükmüne karşı ölü gibi olması lâzımdır.
Takdirle savaşa girişen, takdire baskın yapmaya kalkışan, baş aşağı gelir, kendi kanına bulanır.
Takdir yüzünden kaybettiğin şeyler, muhakkak senden belâyı giderir. Bunu böyle bil!
Fakat iş bilmez cahil misin? Kazâya düşünce padişahtan malını kaçırmaya kalkışırsın.
Eğer kazâ, seni gece gibi sararsa sonunda yine elinden tutacak odur.
Yüz kere canına kastederse yine sana can veren, derdine derman olan kazâdır.
Bu kazâ yüz kere yolunu kesse de, yine senin çadırını göklerin üstüne kurar.
(I/1232, 2440, III/0380, V/1705-1707, 2167, I/0911, III/0935, 3260, 3342, I/1258-1260)
Hz.Mevlana(k.s)
Kaynak:www.semazen.net
-
HIRS VE TAMAH
Ey oğul; bağı çöz, özgür ol! Ne zamana kadar altın ve gümüşün esiri olacaksın?
Denizi bir testiye döksen ne alır? Ancak bir günlük kısmetini.
Harislerin göz testisi dolmadı. Sedef, kanaatkar olduğundan inci ile doldu.
Hırs kulağa bir şey duyurmaz, kin gözü kapatır, adama bir şey anlatmaz.
İste ama, ölçülü iste; bir otun, bir dağı çekmeğe kudreti yoktur.
Hakk’ın rahmetinden uzak olan, sultan bile olsa gözü açtır.
Hırs yüzünden âkıbeti görmemek, kendi gönlüne, kendi aklına gülmektir.
Tamah, kulağa bir şey duyurmaz. Garez, gözü kapar; insana bir şey anlatmaz.
Ey oğul! Hırslı olanlar mahrum kalırlar. Hırslı insanlar gibi hızlı hızlı koşma; yavaş yürü!
Hırs kördür; halkın ayıbını inceden inceye görür, bucak bucak dolaşır söyler.
Senin hırsın, bu dünyada ateşe benzer. Her alevi, yüzlerce ağız açmıştır.
Hırs ve hasetten ibaret olan şu bağı çöz. Ebu Leheb’in karısının boynundaki hurma ipini düşün.
Şeytan, nasıl kendisini taşlanmış bir hale getirmişse hırs da onun gibi seni kör etmiş, her şeyden mahrum bırakmıştır.
Kanaâtten hiç kimse ölmedi; hırsla da hiç kimse padişah olmadı.
Hırs, insanı kör eder, ahmak yapar, bilgisiz bir hale sokar; ölümü de kolaylaştırır.
Tamahkâr, tamahı yüzünden zenginin ayıbını görmez. Tamahlar bütün gönülleri kaplar.
Gözün, aklın ve kulağın saf olmasını istiyorsan tamah perdelerini yırt!
Çünkü sûfiyi yoldan çıkaran tamahtır. Yoldan çıkarır da sûfinin hali mahvolur ve o, ziyan içinde kalakalır.
Yemeğe, zevk ve semâa tamah ediş, hakikate akıl erdirmesine mani olur.
Ayna bir şeye tamah etseydi, bizim gibi münafık olur, her şeyi olduğu gibi göstermezdi.
Terazinin mala tamahı olsaydı, tarttığını nasıl doğru tartardı?
Kimde tamah varsa, dili tutuk bir hale gelir. Nasıl olur da tamahla göz ve gönül aydınlanır, buna imkân var mı hiç?
Tamahkâr adamın gözünün önünde makam ve altın hayâli, gözdeki kıl gibidir.
Tamah, huyu fitne olan bir hırsızdır; hayâl gibi her an bir sûrete bürünür.
Onun hilesini Allah’tan başkası bilemez. Allah’a sığın da o alçaktan kurtul!
Fakat tamahı bağladın mı Hakk’ın nurlarına dalarsın. Mustafa (a.s.), bunun için “Tamaha düşenin nefsi alçalır” demiştir.
(I/19-21, III/66, I/140, II/0588, 1547, III/66, 595, 2629, IV/0249, V/0764, 1468, 2398, 2823, I/2350, II/569-573, 579, 580, VI/476, 477, V/3631)
Hz.Mevlana(k.s)
Kaynak:www.semazen.net
-
AŞK VE ÂŞIK
Her kimin yakası bir aşktan dolayı yırtılmışsa, o hırstan ve ayıptan tamamıyla temizlenmiştir.
Kimde aşk endişesi yoksa, o kanatsız kalmış bir kuş gibidir, vah ona!
Ey bizim sevdası güzel aşkımız; şad ol!..
Toprak beden, aşktan dolayı göklere çıktı; dağ (bile aşktan) oynamaya başladı, çevikleşti.
Yemyeşil aşk bağının sonu, ucu-bucağı yok; orada gamdan ve neşeden başka ne meyveler var!
Aşk dâvaya benzer; cefa çekmek de şahide. Şahidin yoksa dâvayı kazanamazsın ki!
Her ne kadar dille anlatmak aydınlatıcı ise de dile (gelmeyen) aşk, daha parlaktır.
Aşk seçkin erler için gemiye benzer. Gemiye binen kişinin bir âfete uğraması nâdirdir, çoğu zaman kurtulur.
Aşkın yüzlerce nazı, edâsı, ululuğu var. Aşk, yüzlerce nazla elde edilebilir.
Aşk vefakâr olduğu için vefakâr olanı satın alır. Vefasız adama bakmaz bile.
Aşkın beş yüz kanadı vardır. Her kanadı, arştan yer altına kadar bütün kâinatı kaplar.
Aşk, denizi bir çömlek gibi kaynatır; aşk, dağı kum gibi ezer, eritir.
Aşk, gökyüzünü çatlatır, yüzlerce yarık açar; aşk, sebepsiz yeryüzünü titretir.
Temiz aşk, Muhammed’le eşti. Allah aşk yüzünden ona “Sen olmasaydın...” dedi.
Hasılı o, aşkta tekti. Onun için Allah, peygamberler içinden O’nu seçti.
Gönüllerin dönüşünü aşktan bil. Aşk olmasaydı dünya, donar kalırdı.
Bu dünya pazarında sermaye altındır; o dünyada ise aşk ve iki ıslak göz.
Zahirî güzelliğe ait bulunan aşklar da aşk değildir; onlar sonunda bir utanç vesilesi olur.
En güzel olan Allah aşkından başka ne varsa can çekişmeden ibarettir...
Âşıklık, gönül iniltisinden belli olur; gönül derdi gibi bir dert yoktur.
Âşığın hastalığı diğerlerinden farklıdır; aşk, Hak sırlarının üsturlâbıdır.
Âşıklar ferahlık kadehini, sevgililerin eliyle öldürüldükleri zaman içerler.
Dirhem vermek cömert kişiye lâyıktır. Can vermek de esasen âşığın vergisidir.
Âşık, aşk diyarında ne söylerse söylesin, ağzından aşk kokusu duyulur.
Âşıkların varlıkla işi yoktur; âşıklar, kârlarını sermayesiz elde ederler.
Âşıklar, yoklukta çadır kurarlar; onlar, yokluk gibi bir renktedirler, bir tek ruhları vardır onların!
Âşıklara sevgilinin güzelliği müderristir; defterleri, dersleri, meşkleri de onun yüzü!
Aşk, âşıkların vücudunu inceltir, zayıflatır; sevgililerin vücutlarınıysa güzelleştirir.
Âşık, başını verince akıl kalır mı gayri? Her şey helâk bulur, yalnız O’nun hakikati kalır.
Kul, daima elbise, vergi diler; âşığın elbisesi ise daima sevgilinin cemâlidir.
Şeytan bile âşık olsa topu çeler; bir Cebrâil kesilir, şeytanlığı ölür.
Aşk, kimseye niyazı ve ihtiyacı olmayan Allah’ın vasıflarındandır. Ondan başkasına âşık olmak, geçici bir hevestir.
Çünkü mecazi aşk, altınlarla bezenmiş bir güzelliktir. Görünüşü nurdur, fakat içi dumandır.
Nur gitti de dumanı meydana çıktı mı mecazi aşk, derhal soğur; donar kalır.
(I/22, 31, 23, 25, 1793, III/4009, I/0113, IV/1406, V/1164, 1165, 2191, 2735, 2736, 2737, 2738, 3854, VI/0839, I/205, 3686, 109, 110, 229, 2235, 2880, III/3021, 3024, 3847, 4394, 4661, 5/2730, VI/3648, 971-973)
Hz.Mevlana(k.s)
Kaynak:www.semazen.net
*****
"Size, gizlide ve açıkta Allah’tan korkmayı, az yemeyi, az uyumayı, az konuşmayı, isyan ve günahları terk etmeyi, oruç tutmayı, namaza devam etmeyi, sürekli olarak şehveti terk etmeyi, bütün yaratıklardan gelecek cefaya tahammüllü olmayı, aptal ve cahillerle oturmamayı, güzel davranışlı ve olgun kişilerle birlikte bulunmayı vasiyet ediyorum. İnsanların en hayırlısı, insanlara yararı olandır. Sözün en hayırlısı, az ve anlaşılır olanıdır.” (Hz. Mevlâna)
VAKT'İ ŞERİF HAYR OLA....
-
SAVAŞ VE BARIŞ
İnsanların savaşı, çocukların kavgasına benzer. Hepsi de anlamsız ve saçmadır.
Sopa, mademki savaş ve kavga âletidir; ey kör, o sopayı kır, paramparça et!
Ben iyiyle, kötüyle kavga edemem; kavga ile işim yok! Savaşmak şöyle dursun, gönlüm barışlardan bile ürkmekte.
Dar ve küçük bir cisimden, dalgaların birbiri ardınca zuhuru da canların barışta, savaşta birbirlerine karışmalarına benzer.
Barış dalgaları kopar, gönüllerden kinleri giderir.
Bunun aksine savaş dalgaları kopar, sevgileri alt üst eder.
Cihad, delilerin ellerindeki kılıçları alsınlar diye Müminlere farz kılınmıştır.
Delinin elinden silahı al da adalet ve sulh, senden razı olsun!
Fakat elinde silahı olur, aklı da bulunmazsa bağla elini; yoksa yüzlerce zarara yol açar.
Bedende bir uzuv ağrıyıp incinse bütün beden ağrır, incinir. İster sulh çağında olsun, ister savaşta; bu, böyledir!
Bir hayâlden ürküp, hayâl gibi kaçan her yufka yüreklinin işi değildir savaş.
Savaş Türklerin işidir, kızların işi değil. Kızların yeri evdir, var git evinde otur.
Düşmanlığa kalkışacaksan düşmanlık edebileceğin birisiyle savaş ki onu esir edebilmek mümkün olsun.
(I/3435, 2137, 2392, 2577-2579, IV/1439, 1434, 1435, 3248, V/3778, 3779, III/3625)
Hz.Mevlana(k.s)
Kaynak;www.semazen.net
*Din ehlini kin ehlinden ayırt et; Hak'la oturanı ara, onunla otur!
Hz.Mevlana(k.s)