-
Zât-ı Hak-da mahrem-i irfân olan anlar bizi,
İlm-i sırda bahr-ı bî-pâyân olan anlar bizi.
Bu fenâ gülzârına bülbül olanlar anlamaz,
Vech-i bâkî hüsnüne hayrân olan anlar bizi.
Dünye vü ukbâyı ta'mir eylemekten geçmişiz,
Har taraftan yıkılıp vîrân olan anlar bizi.
Biz şol abdalız bıraktık eğnimizden şâlımız,
Varlığından soyunup üryân olan anlar bizi.
Kahr-ü lûtfü şey'i vâhid bilmeyen çekti azab,
Ol azabdan kurtulup sultân olan anlar bizi.
Zâhidâayık dururken anlamazsın sen bizi,
Cür'ayı sâfî içüp mestân olan anlar bizi.
Ârifin her bir sözünü duymağa insân gerek,
Bu cihânda sanmayız hayvân olan anlar bizi.
Ey Niyâzî katremiz deryâya saldık biz bugün,
Katre nice anlasın ummân olan anlar bizi.
Halkı koyup lâ mekân ilinde menzil tutalı,
Mısrıyâ şol canlara canân olan anlar bizi.
Niyâzî-i Mısrî
-
Uyan gözün aç durma yalvar güzel Allah'a
Yolundan izin ayırma yalvar güzel Allah'a
Her geceyi kaim ol her gündüzü saim ol
Hem zikr ile daim ol yalvar güzel Allah'a
Bir gün bu gözün görmez hem kulağın işitmez
Bu fırsat ele girmez yalvar güzel Allah'a
Aslığı ganimet bil her saati nimet bil
Gizlice ibadet kıl yalvar güzel Allah'a
Ömrünü hiçe sayma kendini oda yakma
Her şam u seher yatma yalvar güzel Allah'a
Hey nice yatırsun dur olma bu safadan dur
Bahr-ı keremi boldur yalvar güzel Allah'a
Her vakt-i seherde bir lütfu gelir Allah'ın
Ol vakt uyanır kalbin yalvar güzel Allah'a
Allah'ın adın yadet, can ile dili şadet
Bülbül gibi feryat et yalvar güzel Allah'a
Gel imdi Niyaziyle Allah'a niyaz eyle
Hacatı dıraz eyle yalvar güzel Allah'a
Niyâzî-i Mısrî
-
Ey gönül kılsan tefekkür pendimi alsan nolur
Ehl-i irfan meclisine her zaman gelsen nolur
Men aref dersin okuyup mekteb-i irfanda sen
Ruh nedir cismin içinde sen seni bilsen nolur
Kahraman ol tarumar et nefsinin külhanını
Tevhid-i yezdan topuyla tahrip et her yanını
Halas eyleyip yedinden din ile imanını
Vakıf olup küntü kenz esrarını bilsen nolur
Bilmedin mi şu fena bir cifedir ki sonu yok
Zulm ile mest eyler seni asla bir ihsanı yok
Buna muhabbet edenin din ile imanı yok
Bu fenada ağlayıp da akıbet gülsen nolur
ZİKRİ ya zikret dilinden her zaman subhanını
Ta bulasın can içinde ol aziz cananını
Yed be yed teslim ede gör defter-i divanını
Ol huzuru mağfirette her zaman kalsan nolur
Abdulgani Efendi (Zikrî) Hz. (1874 – 1939)
-
İster isen bulasın cananı sen
Gayre bakma sende iste sende bul
Kendi mir'atında gözle anı sen
Gayre bakma sende iste sende bul
Her sıfat kim sende var izle anı
Gör ne sırdan feyz alır gözle anı
İrişince zatına özle anı
Gayre bakma sende iste sende bul
Kenz-i mahfi aşikar hep sendedir
Yazın kış,leyl-ü nehar hep sendedir
İki alemde ne var hep sendedir
Gayre bakma sende iste sende bul
Men-aref sırrına ir ko gafleti
Gör ne remzeyler bu insan sureti
Haşr ü neşr ile tamu'yu cenneti
Gayre bakma sende iste sende bul
Haşr-i suri halin inkar eyleme
Gülşen iken yerini nar eyleme
Enfüs ü afakı bil ar eyleme
Gayre bakma sende iste sende bul
Zat-ı Hakkı anla zatındır senin
Hem sıfatı hep sıfatındır senin
Sen seni bilmek necatındır senin
Gayre bakma sende iste sende bul
Sureti terk eyle mana bulagör
Ko sıfat-ı bahr-i zata dala gör
Ey Niyazi şark u garba dola gör
Gayre bakma sende iste sende bul
Niyâzî-i Mısrî
-
Daha güzel bir dünya yaratmak adına nefsini hiçe sayan,elindeki tüm varlığı fakirlere dağıtan,doğru bildiğini mübarek yüzüne yediği taşlara rağmen söyleyen,kız çocuklarının diri diri gömüldüğü bir zamanda kadına ilk değer veren,merhamet,sabır ve ihlas timsali peygamberimizi böyle bir günde anmamak ayıp olurdu herhalde.
Rabbim nurunu artırıp,ruhunu makamı mahmuda ulaştırsın ,şefaatini de üzerimizden eksik etmesin inşaallah.
-
(Secde Süresi 7-9) O, yarattığı her şeyi en güzel şekilde yaratan ve (ilk) insanı yaratmaya da çamurdan başlayandır. Sonra onun neslini bir nutfeden, hakir bir suyun özünden çoğaltandır. Sonra ona biçim verip, kendi ruhundan üfleyen ve sizin için kulaklar, gözler ve kalpler (gönüller) yaratandır. (Buna rağmen) ne kadar az şükrediyorsunuz?
Rabbim hakikati duyacak kulaklar,görecek gözler,sezecek kalbler bağışlasın hepimize.
Ne diyor sezen;
Bugün dua ettim hepimiz için,
Yüce tanrım insanı affetsin.
-
''Candan, gönülden söylenen güzel sözler, duâlar, niyâzlar, yakarışlar, Hakk’a doğru yükselir. Hakk’tan başka kimsenin bilmediği, bir yere kadar varır, ulaşır. Temizlenmiş ve arınmış olan nefeslerimiz, hoş sözlerimiz, yücelir, yücelir, bizden armağan olarak ölümsüzlük, sonsuzluk âlemine varır. Sonra sözlerimizin, niyâzlarımızın sevabı, Allah’ın rahmeti eseri olarak kat kat çoğalarak bize gelir. Sonra da, kul, elde ettiklerine benzer sevabı, tekrar elde etsin diye, Allah, bize, yine onlara benzer sözler söyletir. İşte böylece, hiç durmadan, güzel sözler, ötelere yükselir, yücelere gider. Karşılığında rahmet iner, bu iki hal, sende, senin varlığında dâima olur durur.
Kendinde olmaksızın, istiğrâk hâlinde edilen duâ, bambaşkadır. O duâ, duâ edenin kendinden değildir, kendinde bulunanın duâsıdır. Daha doğrusu, o duâ, gönülde bulunan Hakk’ın sözleridir. Aslında o duâyı Allah etmektedir. Çünkü duâ eden kul, kendinde olmadığı için aradan çıkmıştır. O duâ da Allah’tandır, kabul edilişi de Allah’tandır.''
(Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî)
****
*''Görmüyor musun! Allah, nasıl bir benzetme yapıyor? Güzel bir söz, kökü yerin derinliklerinde sabit, dalları ise göğe doğru yükselmiş bir ağaç gibidir ki (o ağaç), Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir. Allah, öğüt almaları için insanlara böyle benzetmeler yapar.''
İbrahim Süresi 24-25
-
Kendi benlikleri içinde olup bitenleri de mi düşünmediler!''
( RUM-8)
''Gerçek şu ki,insan,öz benliği üzerine yönelmiş keskin ve derin bir bakıştır.''
(Kıyame-14)
Nefsimizi bilelim,nefsimizin boyutlarının,duygularımızın-düşüncelerimizin-davranışlarımızın içeriğinin farkına varalım.
Hayatta ilk yapılacak şey,kendinin farkına varmak ve bir vicdan aynasında vicdanını tartmak.Sonra ise ya olduğun gibi görünmek yada nefsini terbiye etmek.
Nefsini terbiyeye ise nefsini levmederek-kınayarak- başlamak ki şu ayette ona işaret var;
''Hayır,mesele onların sandığı gibi değil!O levmeden nefse yemin ederim ki öyle değil!'
(Kıyame-1-3)
-
KİN VE ÖFKE
Öfkeyi, şehveti, hırsı terk etmek erliktir. Bu peygamberlik damarıdır.
Ustası, şaşı çırağına “içeriye gir, raftaki şişeyi dışarıya getir” demiş;
Şaşı (çırak) “o iki şişeden hangisini getireyim?” diye (sormuş).
Ustası cevap vermiş: “O, iki şişe değil, git şaşılığı bırak; (biri iki) görme.”
(Çırak) “usta beni (niye) azarlıyorsun” deyince ustası “(öyleyse) o iki şişenin birini kır” diye (karşılık vermiş).
Şişe bir taneydi, ama onun gözüne iki görünüyordu.(...)
(Çırak) birini kırınca diğeri de gözden kayboldu.
İnsan da arzuları ve öfkesi sebebiyle (böyle) şaşı olur.
Öfke ve şehvet insanı şaşı yapar, ruhu doğruluktan ayırır.
Kin (duygusu) gelince hünerler görünmez olur, gönülden göze yüz perde iner.
Kin tutma! (Zira) kin yüzünden yol azıtanların kabirlerini kin tutanların yanına kazarlar.
Kızgınlığın cehennem ateşinin tohumudur.
Kendine gel de şu cehennemini söndür.
Çünkü o bir tuzaktır.
Kızgınlıkla gönüllere ateş saldın mı, cehennem ateşinin aslı oldun gitti, demektir.
Ateşin burada nasıl insanları yakarsa, ondan meydana gelen eser de orada seni yakar.
HZ.MEVLANA
(V/4026, I/327-334, II/0273, III/3480, 3472, 3473)
*****
Allah'a ve onun Rasûlüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin. Sonra içinize korku düşer ve kuvvetiniz elden gider. Bir de sabırlı olun. Çünkü Allah, sabredenlerle beraberdir.
ENFAL SÜRESİ-46.AYET
-
Şakk-ı Sadr Arapça bir tertip olup göğsün yarılması anlamına gelmektedir. İslam kaynaklarında sıkça rastlanan konulardan biri olan şakk-ı sadr, Peygamber Efendimizin göğsünün yarılması hadisesidir. Buna göre Hz. Peygamber dört beş yaşlarında sütannesinin yanındayken bir gün Cebrail (a.s) veya insan kılığına bürünmüş iki melek henüz çocuk olan Rasûl-i Ekrem’in yanına gelip göğsünü yarmış, kalbinden bir kan pıhtısı almış ve kalbi yıkayıp yerine koyduktan sonra yarığı kapatmıştır. Bu müdahale sırasında Efendimiz hiçbir sıkıntı veya acı hissetmemiştir. (Buhari, Salât 1, Hac 75; Müslim, İman 263)
İslam Tarihinde şakk-ı sadr olayı cismânî ve ruhânî boyutlarıyla ele alınmıştır. Bazı müfessirler inşirah suresinde geçen "Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi?" mealindeki ayetin şakk-ı sadr hadisesine işaret ettiğini söylemişlerdir. Ancak hadis metinlerinde buna dair bir bilgi yoktur.
Kaynaklarımız Peygamber aleyhiselâm’ın göğsünün yarılması hadisesinin üç kez gerçekleştiğini belirtirler. İlk olarak Efendimizin göğsü süt annesi Halime’nin yurdunda beş yaşında iken yarılmış aynı hadise ilk vahiy ve mirac geceleri de tekrarlanmıştır.(İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, VIII, 203)
*****
Bir internet sitesinden...
*****
*Belki de şakkı sadr;ibadet eden insanlara peygamber efendimiz vesilesiyle rabb tarafından ulaştırılmış bir hediye ve mirastır.
Kalbin üzerine inen huzurun-sekine halinin sebebidir.