Biraz yenilere,gençlerin dertlerine yer açmak zamanı geldi de geçiyor.
Gönlüm yoruldu artık..
Köşeme çekilmek istiyorum..
Yazmayı bırakayım dedim bir süre bende ki ;
Bu defa gerçekten dilimi tutarım inşallah..
Printable View
Biraz yenilere,gençlerin dertlerine yer açmak zamanı geldi de geçiyor.
Gönlüm yoruldu artık..
Köşeme çekilmek istiyorum..
Yazmayı bırakayım dedim bir süre bende ki ;
Bu defa gerçekten dilimi tutarım inşallah..
https://share.google/cZQCUtpp4xyFA63X7
Mahfi Eğilmez-Hatayı Kendinde Aramak..
Rabbim hepimize kolaylıklar versin ey millet!
Kim kime dum duma bir dünyada ne idüğü her geçen gittikçe daha fazla belirsizleşen bir ülkede,başımıza neler geleceğinden habersiz,ümitsiz,asabi insanlarla dolu bir geminin tayfasıyız artık.
Çok farklı yaşamak isterdim,şimdiki aklım olsa emir kulu olmaz,her ne olursa olsun kendi işimi kurardım.
Uğraşmazdım milletin ağız kokusuyla,uğraşsamda kendi kurallarımla uğraşırdım.
Kurtluğu zaten geçtimde köpekleşiyoruz giderek.
Üç kuruşun kulu-kölesi oluyoruz.
Beş kuruşluk bir makam için haysiyetimizi,şerefimizi satıyoruz.
Kendi adıma yazık oldu ömrüme.
Saçmasapan şeylerle beynimi iğfal edeceğime mutlu olmaya dönük bir hayat kurabilirdim.
Ekmeğimi taştan çıkarıp kula kulluk etmeyebilirdim.
Acıyorum artık halime.
Ne kadar değersizmişim, beş kuruş etmezmişim meğer..
Yaşım 45 ama 75 yaşında hissediyorum artık kendimi.
Yoruldum;ruhen,fikren,bedenen..
Çok yoruldum..
Gençlere bir tavsiyem var;
Biraz muhalif eğiliminizde varsa artık memuriyete heves etmeyin.
Onlar memur değil,kapılarına köpek arıyor.
Bir gün olmazsa öteki gün başınıza iş açarlar.
Çalıştırsalar bile sorumluluk isteyen tüm .oktan işleri üzerinize yıkarlar.
Kafanızın üzerine de bir baskı kılıcı koyup,sallandırıp dururlar.
Kendileri en rahat,en ballı-börekli yerlere geçerler.
Tüm zorluklarına ve risklerine rağmen özel sektörü tercih edin.
Kendinize yetebileceğiniz bir işi öğrenip,o işte ustalaşın.
İnanın işini bilenler en iyi memurdan çok daha fazla kazanıyor.
Okuyup adam olmaya çalışmanın da çok bir anlamı kalmıyor yavaş yavaş.
Çünkü her işte torpil dönüyor.
Okuyacaksanız özel sektöre yönelik okumaya çalışın.
Boş işlerle üniversitelerde zaman kaybetmeyin.
Artık zor yokuşlara doğru giriyoruz.
Saltanatın ayak sesleri daha güçlü şekilde duyuluyor.
Tek çeşit ses,tek çeşit düşünce,tek tip insan.
Eğitim sistemi de buna göre yenileniyor.
Cumhuriyetin son kaleleri de düşüyor.
Gözümüzün önünde ülkemizde rejim değişiyor.
Bu gerçeği karartmak için ekranlar değişik masallarla oyalanıyor.
Çok ararsınız Cumhuriyeti,söz hakkını,demokrasiyi.
Bu sözümü unutmayın.
İyi olacak zannediyorsunuz ama iyi olmayacak.
Hak arayamazsınız,ne yaparsalar yapsınlar sineye çekmek zorunda kalırsınız,ilerleyen zamanlarda hizmet etmeyi de bırakırlar.
Çürümeyi geçtim kokuşma da başlar.
İşiniz-aşınız,malınız-mülkünüz,herşey tartışmaya açılır.
Mafya hortlar.
Adalet mahkemelerde değil yeraltında dağıtılır.
Herşey hakla hukukla değil el altından elitlerin gizli anlaşmalarıyla halledilir.
Allaha emanetiz artık.
Başka karşı duracak bir güç kalmadı.
Rabbim hepimizi korusun...
Haklısın Nickname.
Senin gibi gençler insana umut aşılıyor biraz.
Rabbim sizin ve çocuklarımızın geleceğini karartmasın inşallah..
Bu siteyi muhtemelen daha çok gençler okuyor.
Bu yüzden bilmeyenler ya da bilgi eksikliği olanlar için haddim olmarak bir tanım yapayım;
Cumhuriyet nedir?
Cumhuriyet,bir milletin seçtiği temsilciler yoluyla kendi kendini yönetmesidir.
Demokrasi dediğimiz çok seslilik,fikir ve ifade özgürlüğü ile söz hakkı gibi kavramlar Cumhuriyeti tamamlar.
Düzen olarak,milletin hak ve özgürlüklerini koruyan,medeniyetin ürettiği en kâmil düzendir.
Fakat Cumhuriyet,memleketi devamlı surette Padişahımız efendimizin yönettiği sistemin adı değildir.
Tek bir kişinin veya belirli bir zümrenin sürekli egemenliğine dayalı rejime monarşi ya da mutlakiyet denir.
Neyse yine ara verelim.
Memleketimizin ve bizim daha güzel günler görmemiz için rabbimize dua edelim.
Çok konuştum,kusurum olduysa,sizi kızdırdıysam affola..
Cumhuriyet bayramımız kutlu olsun.
Kıymetini bilenlerden olabilmemiz umudu ve dileğiyle.
Siyaseti bir süre kenara bırakarak yazmak istedim bu sefer.
Hayatımız sonbahara girince girdiğimiz yokuşu tırmanmak zorlaşıyor.
Annemi-babamı-kardeşimi üçer yıl arayla kaybettiğimi söylemiştim.
Şimdi de -rabbim canlarını sağ etsin-eşim,kızım,oğlum var belki ama bir sahipsizlik hissi oluşuyor insanın kalbinde.
Mesleğim gereği çok sıkıntı-dert dinlerim.
Yaşlı bir amca var derdini dinlediklerim arasında ,90'ını aşmış ama yüreği hâlâ yaşama isteğiyle dolu.
Eşini kaybetmiş birkaç sene önce,hatta bazen şaka yollu evlenecek bana göre biri varsa haber edin der.
Eşinin vefatı çok sarsmış.
Yanlız kalmış,arada torunu yoklamasa arayıp soran yok.
Yanlızlık hissiyle beraber ölüm korkusu sarmış tüm ruhunu ve kalbini.
Benimde ruhuma işlemeye başladı artık yanlızlık hissi.
Ölüm korkusu da yokluyor,eskiden korkmazdım,hatta göçmeye istekliydim,bıkmıştım dünyadan.
Sanırım imanım-inancım iyice pörsüdü.
Su vermeye vermeye kalb toprağım kurumaya yüz tuttu.
Neşemi,huzurumu,mutluluğumu kaybettim gündelik hayatın çarpık düzeni içinde.
Zamanında da çok yanlız kalmıştım ama okumaya iştiyakım vardı,rabbimin bana şah damarımdan daha yakın olduğunu hep bilirdim.
Yatağa başımı koyarken rahat uyurdum.
Şimdi ise sistemin kölesiyim,kalbim-ruhum kir-pas içinde,yağmur bekleyen çatlamış toprak gibiyim.
Feleğin çemberine takılmış 2 geri bir ileri dönüp duruyorum.
Bu çemberi kırmam lâzım lakin yorgunum.
Çok yorgunum..
Siyasete göz attığımızda neler oluyor derseniz herşey tüm anormalliğiyle devam ediyor elbette.
Özellikle adalet kurumu tamamen çamur içinde,ayaklar altında.
Adaletin terazisini ölçüsünde tutan güç dengesi yok artık.
İktidarsa şimdiye kadarki gayretinin adaletin yeniden tesisinden çok tokmağı eline almak için olduğunu iyice belli etti.
Bundan sonrası muhalefetin sesinin tamamen kısılması,eleştirinin ve söz hakkının yok edilmesine doğru gidiyor.
Torpil aleni yapılıyor artık,vicdan ve hakkaniyet duygusunu hak getire,yüzü kızaran bile kalmadı.
Yakında bir bahaneyle Özgür Özel'i ve Mansur Yavaş'ı da alıp oralara da düşük profilli birer kukla yerleştirince seçimlerde sorun olmaktan çıkıyor.
İktidarı denetleyebilecek bir güçse kalmadı.
Denetimsizlik ve keyfiliğin yol açtığı kokuşma yavaş yavaş kendini belli ediyor,ses çıkaran olmadıkça neler görecez kimbilir bundan sonra.
Çözüm olarak haber alma özgürlüğünü daha da kısacaklar ki zaten en iyi bildikleri şey bu.
Zaman geçtikçe hem iç hem dış siyasette,hem devlet düzeninde, hemde toplumsal düzlemde çok ciddi sıkıntılar yaşanacak muhtemelen.
İnsanlar zor yoldan anlayacak olayların nereye gittiğini.
İşin ucu kendine dokununca anlayacak.
Belki o zaman tepki vermeyi düşünecek.
O zamana kadar büyüklere masallara devam.
Yapacak bişey yok.
Bu ara izindeyim.
Eskilere dalıyor insan böyle kendi kendine kaldığı zamanlarda.
Belki birazda yaşımdan mütevellet.
Bugün bakınca ne hatalar yapmışım diyorum.
Nelere kafayı takmışım.
Kendi kendimi daha da hasta etmek için uğraşmışım.
Okurkende çalışırkende bir tutsağın halet'i ruhiyesiyle yaşamışım.
Kendi nefesimi kendim kesmişim.
Sanki boynuma bir ip takılmış bir yere mıhlanmışım.
Düşünceler düşünceleri kovalamış,en sonunda civatalar yerinden oynamış,aklımı ateşe vermişim..
Rabbimin inayeti-ruhaniyeti yetişmese belki bir yerde düşer kalırmışım.
Birde ne anamın hakkı ödenirmiş ne babamın.
Ne zulmetmişim be kardeşim.
Ne uğraşmışlar benle.
Çocuklarım olunca daha iyi farkettim ki;
Çok sabırlılarmış gerçekten..
Zihnimi boşaltmaya çalışıyorum bu aralar.
Yaşayacak çok zaman kalmadı.
Eskinin sakızlarını zihnimden ve kalbimden sökmem lâzım.
Hergün üzüldüğüm yanlışlarımı bir kenara bırakmam lâzım.
Geri kalan hayatımı da mahvedeceğim yoksa.
Sokaklarda dolaşmak iyi gelirdi bana üniversitede.
Biraz güneş,biraz temiz hava.
Pişmanlıklarım 20-25 senelik birikti ama onlara takılıp kalmak aklımı yitirmekten başka bir işe yaramadı.
Çok zamanlar oldu tüm dengemi kaybettim,kısa mutluluklarım olsada endişelerimin arasında yitip gittim.
Uzun uzun can sıktım.
Ama bugün düşünüyorumda gerçekten can sıkmaya değer çok bişey kalmadı artık.
Keşke bir sabun olsada zihnimi ve kalbimi iyice köpürtüp yıkayabilsem.
Herşeyi boşverip hayata yeni atıldığım yıllara dönebilsem.
Genede şimdiye kadar dolu dolu bir hayatım olacak kadar bahtım açık olmasada;
Belki bundan sonrası daha güzel yazılmıştır.
Rabbimden umut kesilmez.
https://youtu.be/8SadbBESMbM?si=5giVwMD3LUka2Baa
Sezen Aksu-Deli Kızın Türküsü..
Yitirmeli ne varsa,başlamalı yeniden...
https://youtube.com/shorts/0f8AWWVsA...9aiPDMyMuDdHS1
KİN VE ÖFKE
Öfkeyi, şehveti, hırsı terk etmek erliktir. Bu peygamberlik damarıdır.
Ustası, şaşı çırağına “içeriye gir, raftaki şişeyi dışarıya getir” demiş;
Şaşı (çırak) “o iki şişeden hangisini getireyim?” diye (sormuş).
Ustası cevap vermiş: “O, iki şişe değil, git şaşılığı bırak; (biri iki) görme.”
(Çırak) “usta beni (niye) azarlıyorsun” deyince ustası “(öyleyse) o iki şişenin birini kır” diye (karşılık vermiş).
Şişe bir taneydi, ama onun gözüne iki görünüyordu.(...)
(Çırak) birini kırınca diğeri de gözden kayboldu. İnsan da arzuları ve öfkesi sebebiyle (böyle) şaşı olur.
Öfke ve şehvet insanı şaşı yapar, ruhu doğruluktan ayırır.
Kin (duygusu) gelince hünerler görünmez olur, gönülden göze yüz perde iner.
Kin tutma! (Zira) kin yüzünden yol azıtanların kabirlerini kin tutanların yanına kazarlar.
Kızgınlığın cehennem ateşinin tohumudur. Kendine gel de şu cehennemini söndür. Çünkü o bir tuzaktır.
Kızgınlıkla gönüllere ateş saldın mı, cehennem ateşinin aslı oldun gitti, demektir.
Ateşin burada nasıl insanları yakarsa, ondan meydana gelen eser de orada seni yakar.
(V/4026, I/327-334, II/0273, III/3480, 3472, 3473)
Hz.Mevlana(k.s)
Kaynak:www.semazen.net
***
Unuttum sanmayın :)
Vakt-i Şerif Hayrola...
Yeni yıla hep bir umutla girilir.
Bu senede öyle oldu.
Umutlar,barış dilekleri zayıf bir inançla da olsa insanların dillerini süsledi gene yılbaşında.
Gerçeklerse insanlara nefes bile aldırmadan kendini gösterdi.
Yılın üçüncü günü ve ABD,Venezuela'ya saldırdı.
Bazı devletleri vampire benzetiyorum artık.
Kan emmekten hoşlanıyorlar.
ABD,Rusya, şimdilerde Tayvan'ı kuşatan Çin,İsrail'i biliyorsunuz zaten.
Yok aslında bir farkları.
Diplomasi bitti,demokrasi- hukuk hak getire.
Ortaçağ zihniyeti geri geldi.
Sadece bizde değil gezegen genelinde böyle.
Bir sürü kaçık köşe başlarını tutmuş,insanları sömürüp duruyor.
Uyuşturucu,zina,kumar,eşcinsellik,her türlü rezillik,her türlü kokuşmuşluk her yerde.
İnsanların geri kalanı da kurbanlık koyun gibi sıranın kendisine gelmesini bekliyor.
En kötüsü ise artık dünyayı vicdanı ve merhameti olmayan,maneviyatı zayıf,kalbi kararmış,nefsinin-paranın esiri insanlar yönetiyor.
Biz gene belli bir yaşa geldikte,şimdiki gençlerin geleceğini düşününce acıyorum onlara.
Rabbim insanlara insaf,iz'an nasip etsin.
Amin...
Dışarısı soğuk,çok evden çıkamayınca kendimizi televizyona internete veriyoruz.
Evin içinde nispeten daha sıcak odalara doluşup elimizde telefon tık tık tık,şık şık şık.
Yazında aşırı yoğun,aşırı yorgun oluyoruz.
Pek de renkli bir hayatımız yok.
Stres,stres,stres..
Bizim neslin kimliğine hunharca iliştirilmiş,insanı yiyip tüketen can sıkıcı duygu gayyası.
Şimdilerde televizyon spiker ve sunucularına taktım.
Bunların içinde başka uyuşturucuya,fuhşa meraklısı var mı diye konuşmalarını tartıyorum zihnimde.
Sözde psikolojik analiz yapıyorum.
Bence sadece sunucu-spikerler değil,yorumcularda dahil ekrana çıkacak herkese uyuşturucu ve alkol testi yapılmalı.
Ekrandakilerin duygudurumlarının çok normal olmadığını düşünüyorum.
Sıkıldım yaw heralde.
Boş işlerle uğraşmaya başladım.
Dünya pek de acıması olmayan bir imtihan yeri.
Elindeki imkanlarla yetinmek zorundasın.
Bazen bir çukurun içinde,bazende bir sarayın döşeğinde doğuyor insan.
Malesef herkese her şeçenek sunulmuyor.
Kimi yetim kalıyor,kimi öksüz.
Kimi istese de okuyamıyor.
Kiminin herşeyi var,huzuru yok.
Kiminin herşeyi var,insanlıktan nasibi yok.
Bir elitizm rüzgarı esiyor her daim yalan dünyanın her mevsiminde.
Sanki ölüm yokmuş gibi.
Sanki hesap günü yokmuş gibi.
İşin aslı ölüme inanırda insanoğlu hesap gününe inanmaz,dine zaten samimiyetiyle inanan az.
Onlara göre dünya bir gündür,o da bugündür.
Bir şiirde geçen tabirle;
"İç bâde,güzel sev var ise aklı şuurun,
Dünya var imiş,ya yok imiş ne umurun"
Başka bişey düşünmezler.
Hoş bazıları bu şiiri tasavvufi olarak da yorumluyor ama ben insanların geneli itibarı ile bu kafadan uzak olduğunu düşünüyorum.
Din satanların,Allah ile aldatanların da bir farkı yoktur hatta daha beter durumdalar.
Çünkü gerçekte inanmadıkları değerlerin birde bezirganlığını yapıyorlar.
Allah affetsin..
***
"Asra yemin ederim ki insan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip iyi ameller işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır."
Asr Sûresi-1.2.3. Ayet
Ülkemizde iki kurumun içi çürümüştür.
Çürüyen kısımların yerine ne konacağı da belli değildir.
Bu iki kurumun biri eğitim,biri adaletdir.
Adalet üzerine çok konuştuk ama bugün eğitimden bahsetmek istiyorum.
Eğitim kurumlarının müfredatlarının basitleştirme adı altında içinin boşaltıldığını,yeni getirilen sistemlerin çözümden çok sorunları artırdığını düşünüyorum.
Çocuklar okulda bilim adına pek işe yarar şeyler öğrenemiyorlar.
Sınav ve öğrenim sistemleri sürekli değişiyor ama kendi ayakları üzerinde duran bireyler yetiştirmek yerine yaptıkları zihin inşaatına yeni tuğlalar ekleme derdindeler.
Birey olmanın ülke gelişimine katkısı farklıdır.
Özgür düşünen,ifade ve vicdan hürriyetine sahip bireyler ancak bilim ve teknoloji üretebilir.
Üstelik eğitim bir medeniyetin gelişiminin motorudur,eğitimin,yetiştirdiğimiz insanların kalitesidir bizi daha yukarı taşıyacak olan.
Bugün çok övündüğümüz savunma sanayisine bakın;
Hâlâ dışardan uçak motoru,helikopter-iha motoru alıyoruz.
Aselsan,Havelsan gibi göz aydınlığı şirketlerde olmasa ülkenin bir geleceğinin olmasından bahsetmekte mümkün değil.
Milli araba üretiyoruz güya ,motoru Alman malı.
Velhasıl,çocuğumuza orta düzey bir eğitim aldırmak için bile ekstradan öğretmen öğretmen gezdirip ders aldırmak zorunda hissediyoruz.
Yani maddiyat olmadan eğitimde olmuyor.
Parası olan çocuğunu özel üniversitede ya da yurtdışında okutup gene zayi etmiyor.
Olan gene garibana oluyor.
Suriyede yeni gelişmeler var ve Amerika sanki YPG ile ters düşmüş gibi.
İnşallah devam eden bu süreç Suriye topraklarının asıl sahiplerine teslimiyle ve terör örgütünün işgal ettiği güney sınırlarımızın en azından bir kısmını güvence altına almamızla sonuçlanır.
Muhakkak Amerika ile de bir anlaşma yapılmış.
Bugün bu durum büyük bir başarı olarak lanse ediliyor.
Peki kardeşim madem Amerikayla anlaşacaktınız,Amerikayla anlaşarak bu mesele çözülebiliyordu da 10-12 senedir bu kadar acı neden çekildi?
Sırf Suriyeyi Sünniler yönetsin diye miydi bu kadar çile?
Şimdi benim ülkemde Suriyede olanlardan çok Suriyeli var.
Onlar ne olacak?
Bunları söylerken bu gemideki herkes gibi memleketimizin iyiliğini isteyenlerdeniz.
Olumlu gelişmelerden elbette mutlu oluruz.
Yapmaya çalıştığımız şeyse meseleyi belli klişe paradigmalardan çıkarıp,tersi ve düzüyle görmek ve göstermeye çalışmaktan ibaret.
Masalları boşverip gerçeklerle haşır neşir olmak,insanların algılarıyla oynamaktan evlâdır.
***
Eskiden L-Manyak diye bir mizah dergisi vardı,daha sonra Lombak isimli bir dergi L-Manyak dergisinin içinden çıkmıştı.
Üniversite yıllarında Allah affetsin çok makara yapardık o dergilerin etrafında.
Hangisindeydi bilmiyorum son sayfalarda "Macerayı Seven Adam" diye bir bölüm vardı.
Macerayı seven adam,kendisiyle alakasız işlere bulaşır,ortalığı karıştırıp başına olmadık işler açar,bunları neden yaptığını soranlara da "Çünkü ben macerayı seviyorum" diye yanıt verirdi.
Bizim şimdiki iktidar biraz böyle.
Macerayı,her işi başaran kahraman rolüne girmeyi seviyorlar.
Oysa oluruna baksalar,hem memleketin güvenliğini riske atmayacaklar,hemde millete gereksiz çileler çektirmeyecekler.
Ama ne yaparsın,tutku olmuş macera.
Kanlarına işlemiş.
Birde övülmek,övülmek ve daha çok övülmek istiyorlar.
Övülmek ve övünmek isteği hiç bitmiyor.
Durmadan şeksiz şüphesiz en doğrusunu yaptığını düşünen,övülmeye ve övünmeye zaafı olan,mütevazi olmayı beceremeyen insanlar olayları artısı ve eksisiyle yeteri kadar değerlendiremezler.
Medya malesef yalakalıkta sınır tanımayan insanlarla doldu.
Bunların ülkenin fikir-düşünce hayatına ve demokrasiye verdiği zarar herkesten fazla.
Tartışılamayan,eleştiriye kapalı,tek doğrunun dayatıltığı sistemlerde kimse gerçekleri eğrisiyle-doğrusuyla ele almaya cesaret edemez.
Dogmalar yasa olur.
O kapıdan da nereye gidileceği de belli değildir.
***
Emekliye gariban demiş daha öncede yaptıkları torpilden yüzlerinin kızarmadığını,hatta gurur duyduklarını söyleyen birileri.
Zamanında adil düzen nutukları atanları,parmağındaki gümüş yüzüğü gösterip bundan başka varlığım yok diyenleri hatırlıyorum da,bir masal dinlemişiz yıllarca.
Yıllarca bir masala inanıp oy vermişiz.
Oysa ne kadar safmışız..
Ben ve ailem vatanına,milletine,bayrağına sadık insanlarız.
Eleştiriyoruz diye ise ne milletimizden vazgeçtik ne devletimizden.
Her ne kadar en çok dayak yiyenlerden olsak da küsmeyiz,küsemeyiz.
Başka ülkede,başka milletle,başka bayrak altında yaşayamayız.
Biraz cehaletten muzdaribiz.
Her ne şartta olursa olsun zor durumlarda ülkemizi yanlız komayız.
Derdimiz daha müreffeh bir ülkeye,insanları daha çok önemseyen bir devlete,huzurlu-güleryüzlü insanlara sahip olmak.
Elbette onlarla beraber bizde gülümseyebilmek,geleceğe umutla bakabilmek istiyoruz.
Hepsi bu...
https://youtube.com/shorts/WcK_O0l5C...hr3ej1Ht4ITCp-
Yıllar önce Bülent Ecevit'ten din ve demokrasi üzerine sözler..
Ortadoğuda yani bulunduğumuz coğrafyada çok tehlikeli gelişmeler yaşanıyor.
Eminim hepiniz farkındasınızdır.
Amerikan başkanı,muhtemelen Epstein belgelerinin açıklanmasını istemediğinden,belki biraz para hırsına da yenildiğinden Netanyahu'nun,siyonistlerin ve evangelistlerin desteğiyle hiçbir mantıklı açıklama yokken ve kendi ülkesindeki kongrenin desteğini bile alamadan saçma bir savaşa girdi.
İlk zamanlar iyi gidiyorlar,zafer yakındır şarkıları söylüyorlardı.
Ali Hamaney'i de öldürünce iyice coştular.
İranın içinden de destek geleceğine,ülke yönetimini tıpkı Venezuela'da olduğu gibi kolayca değiştirebileceklerine inanıyorlardı.
Ama zaman geçtikçe bu işin o kadar kolay olmayacağı anlaşıldı.
Rusya ve Çin el altından teknik ve taktik destek vermeye başladı.
Belki verdikleri destek yetersizdi ama savaşı uzattı.
Trump kendi kamuoyunda zaten yanlızdı.
Nato'nun desteğini bekledi ama konunun Nato ile doğrudan hiçbir alakası yoktu,Nato üyesi olmayan İsrail'in saçma hırsları uğruna girişilmiş bir savaştı bu.
Bu savaş Amerika'yı ve İsraili bitirmez ama kazanacaklarını zannettikleri şeyleri kazanabileceklerine de ihtimal vermiyorum.
Mali durumları kötüye gidiyor.
Şimdiye kadar 20 günde savaşa 25 milyar dolar civarında para harcadılar.
Trump kongreden 200 milyar dolarlık ek ekonomik destek istedi.
Rusya ve Çin işi satranca çevirdi,cepheyi genişletti,İran'ın beklenmeyen yerleri de vurmasını sağladı ve savaşı zamana yaydı-yayıyor.
Trump ve Netanyahu ise kör bir boğa gibi ne yaptıklarından habersiz durmadan sağa sola saldırıp duruyorlar.
The Economist'in kapağındaki gibi Trump'ın dengeleri iyi tartmadan saçma ve önünü göremez bir şekilde ülkesinin geleceğiyle kumar oynadığını düşünüyorum.
Benim gördüğüm fotoğraf bu..
Allahu Alem...
Bir yer geliyor yaşamın içinde susmak istiyorsun.
Rüzgarlar,fırtınalar alaşağı ediyor seni.
Daha çok dinlenmek,sessiz ortamlara karışmak,gürültüden uzaklaşmak ve hep öyle kalmak istiyorsun.
Huzuru arıyorsun herşeyden çok.
Bitmek bilmeyen saçma işlerden,davalardan,dertlerden uzağa gitmek ve hep orda kalmak istiyorsun.
Darbelerin nakavt ettiği bir boksör gibi yerden kalkmak istemiyorsun.
Stresten ve durmadan yokuş yukarı kürek çekmekten usanıyorsun.
Sessizlik ve huzur,belki bir bardakta yeni demlenmiş çay.
Gerisi boş geliyor...
45 yaşındayım.
Depresyondan neredeyse hiç kurtulamadım ömrüm boyunca.
Hatta bazen psikoza döndü,bilincim bulandı,debelendim durdum.
Çok kez kurtuldum artık bu histen dediğim oldu ama her defasında gelip beni yine buldu.
Samimiyetimi ve saffetimi yitirdim o çamurun içinde.
Başlangıçta tertemizdi hislerim.
Zaman geçtikçe kire-pasa boğuldu.
Yaşım arttıkça bu kirler daha da büyüdü.
Düşünüyorum da bazen tüm zorluklara rağmen yeni bir başlangıç yapmak gerek.
Koltuğa yapışmak değil,yeni şeyler aramak gerek.
Bir işte eskidikçe tadı kaçıyor,heyecan bitiyor,merak tükeniyor.
Yaşım genç değil belki ama rutinden sıkıldım.
Macera ya da heves yaşımda değilim,biliyorum.
Yanlış anlamayın,kadın-kız peşinde de değilim.
Kendimi yenileyebileceğim yeni bir ortam,yeni bir iş peşindeyim ve artık yenilikten korkmamam,fırsatları kollamam gerektiğine kâniyim.
Ama bunu etrafımdaki insanlara,özellikle de aileme nasıl anlatabilirim?
Üstelik her yanım zincirlerle bağlıyken ve herkes şükretmemi öğütlerken.
Asıl zor kısımda bu ya...
Yanlızlık çok yaygın bir problem.
Kalabalıklar içinde yanlızlıksa daha farklı boyutları olan bir manevi yara.
Hayatınızın büyük bir bölümünde yanlız kaldıysanız belli bir süre sonra insanlarla iletişim kurmakta zorlanıyorsunuz.
Düşüncelerinizi çarpıtıp onlarla oyun oynamaya başlıyorsunuz.
Üniversitede bunu yaşadım ben.
Mesleğimin ilk yıllarında da bekarken yaşadım.
Cep telefonu çok güzel bir icat.
Sıkıldıkça rahmetli annemle dertleşmeseydim belkide aklımı bütün bütün kaybedecektim ve o düşünce gayyasından çıkamayacaktım.
Şimdi eşim ve çocuklarım kaldı bir tek.
Onlara bakmak dertleriyle ilgilenmek,sıkıntılarını çözmek,onlar için maddi ve manevi imkanlar sağlamak şu anda belkide en büyük yükümlülüğüm.
Her ebeveyn gibi onların rızıklarını kovalamak durumundayım.
Ama bu her geçen gün daha da zorlaşıyor.
Hayat şartlarının giderek ağırlaşması,rekabet ve insanların hep daha iyiye olan bitmez tükenmez iştahları insanın pestilini çıkarıyor.
İnsanlar artık hiçbirşeyle doymuyor,hiçbirşeyden memnun olmuyor,hiçbirşeye kanaat etmiyorlar.
Günümüz insanı şımarık,bencil ve menfaatperest.
Hiç ölmeyecek gibi yaşamak istiyorlar.
Hangi yaşta olursa olsunlar günlerini gün etme derdindeler.
Maneviyatları küçük bir azınlığın dışında çok zayıf ve bu durum pekde umurlarında değil.
Biraz eli para gören,bir mevki kapan küçük dünyaları ben yarattım havasına giriyor.
İşin kötü tarafı nesil değiştikçe bu durum daha da ağırlaşıyor.
Gidişat hep daha kötüye doğru gibi.
Allahu Alem...
Maraştaki olay tüm ülkeyi çok üzdü.
Aynı zamanda gençleri artık yetiştiremediğiz gerçeğini de ortaya çıkardı.
Bugünün ebeveynleri zaten çok meşgul,çok öfkeli va canhıraş bir şekilde işlerini kovalamaktan ve iş stresinden,yorgunluktan çocuklarıyla ilgilenmeye fırsat bulamıyor.
Gençler fazlasıyla başıboş ve genelde herkes çocuğumu özgür büyüteyim derken iyice şımartıyor.
Bu işler okulda çözülecek işler değil.
Öğretmenler genelde kendilerini koruma derdinde ve şımarık öğrenci ve velilerden bıkmış durumda.
Sorunu çözmek yerine idare etmeye çalışıyorlar.
Kaldı ki sorun aile temelinde ve sosyal düzlemde çözülebilecek bir sorun.
Denetimsiz internet ve bilgisayar oyunları,bitmeyen karizmatik mafya babalarına özendiren filmler-diziler,her kanalda kılıçla-hançerle-bıçakla birilerini doğrayıp vatan kurtaran Osmanlılar.
Şiddeti normalleştirmeyi bırakmamız lazım en başta.
İkincisi ise aile kurumunu güçlendirmek lazım,hem manevi-psikolojik hem maddi olarak.
En önemlisi ise herkesi çocuklarla-gençlerle ilgilenmeye özendirmek lazım.
24 saat para peşinde koşmanında sonu yok.
Bazı insanlar o kadar hırslı ve para kazanmakla o kadar meşgul ki kendi eşlerinin-çocuklarının ne hale geldiğini farkedemiyorlar.
İhtiyacı için çalışana saygım sonsuz ama paraya doymayan,mala mülke doymayan,lükse doymayan,sırf parmakla gösterilmek uğruna kendini parçalayan insanlar,günümüzde sayıları giderek artan yeni bir tehdit.
Bazısı karnını zor doyuruyor,kiminin gözü ise firavunun tahtında.
Giderek Amerika'nın bir mini versiyonuna dönüşüyoruz.
Allahu Alem...
Bizim insanımızın bir hastalığı da kolay para kazanma isteği.
İnsanlar genelde minimum çalışmayla maxımum kazanç sağlama peşinde.
Sülün Osmandan tutun Banker Kastellilere,Saadet zinciri Titanlardan tutun Çiftlikbanklara,Jet Fadıl mağdurlarından Kripto para vurgunlarına,internette-hâlâ kahvelerde kumar oynayıp çoluk çocuğunun rızkını batıranlara, hatta hergün telefonumuzu çaldırıp mesaj atan türlü türlü dolandırıcılara rağmen hiç akıllanmadık.
Hâlâ kolay para derdindeyiz.
Zahmetsiz,kılçıksız,rahat para.
Helal para kazanmak bu kadar zorken,iş imkanları bu kadar kıtken,bir kısmımız balla börekle beslenip paraları istifleyip geri kalanı da onlarla iç içe yaşarken sabretmekte zor oluyor tabi.
Biri yer biri bakar,kıyamet bundan kopar.
Allahu Alem...