https://youtu.be/bwmgVhC-Q68
Doç.Dr.Mustafa Hocaoğlu-İlim ve Hikmet...
Çok güzel bir sohbet...
Printable View
https://youtu.be/bwmgVhC-Q68
Doç.Dr.Mustafa Hocaoğlu-İlim ve Hikmet...
Çok güzel bir sohbet...
https://youtu.be/4qtJfT6uQDE
Tekkede,Mekkede değil kendinde ara...
Yunus Emre dizisinden...
122-Küfür içinde olmakla mânen ölü iken imanla dirilttiğimiz ve kendisine insanlar arasında yürüyebileceği bir nûr verdiğimiz kişi, asla çıkamayacak şekilde inkâr karanlıkları içinde bocalayıp duran kimse gibi olur mu hiç? Olmaz ama, kâfirlere yaptıkları işler işte böyle süslü görünür.
125-Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun kalbini İslâm’a açar; kimi de saptırmak isterse, göğe çıkıyormuş gibi kalbine darlık ve sıkıntı verir. Allah inanmayanları işte böyle cezalandırır.
EN'AM SÛRESİ
TASAVVUFTA GÜL VE LALE
GÜL
İslâm Tasavvufunda gül, gönülde meydana gelen bilginin neticesi ve meyvesidir. Mutasavvıfın gönlü ise, gül-zâr’dır. Yani onun gönlü, gül bahçesi gibidir. Tasavvufa gönül veren salik için gülün anlamı, gönlünün marifete ve irfana açılmasıdır. Bu nedenle İslâm Tasavvufunda gül ile bülbül birlikte kullanılır. Bülbül aşığı, gül sevgiliyi temsil eder. Hakiki sevgili ise, Allah Teâlâ’dır. Âlem, O’nun sevgisiyle yaratılmıştır. Kul, O’nunla gerçek sevgiyi ve kulluğu tadabilir. Bu nedenle Allah sevgisini hakiki manasıyla yaşayan mutasavvıfın gönlü, Allah sevgisinin, ilahî fetihlerin ve marifetin sembolü olan gül bahçesi gibidir. Marifet, hakiki sevgili olan Allah’ı isim ve sıfatlarının tecellisiyle tanımak; muhabbet ise, Allah Teâlâ’yı masivaya tercih etmektir. Gerçek muhabbet, bütün tercihlerin sevgili lehinde yapılmasıdır. Kalplerin Allah aşkıyla fethi ise, kalbin ilahî ihsan ve ikramlara açılmasıdır. Tasavvufta gül, insan-ı kâmilin gönlüdür. Zaten insan-ı kâmil, Allah’ın sıfat ve fiillerinin en mükemmel tecelli ettiği varlıktır. O, Allah ile âlem arasında bir bağdır. O, bütün ilahî isim ve manaları kendinde gerçekleştiren insandır. İnsan-ı kâmilin gönlü, gülün renginin ve kokusunun eşsizliğinde, ilahî tecellilerin temsilcisi olduğu için onu tanımak, Allah’ı tanımaktır.
https://dergipark.org.tr/tr/pub/sbe/issue/23167/247449
Tasavvufumuzda, gülün henüz açmamış hali olan GONCA insanın Allahla beraber olmasını,(halvet),AÇMIŞ halde iken de, birliğin çokluk olarak görünmesini, (kesret) temsil eder.
Edebiyatımızda tasavvufta ve İslam inancında Peygamber efendimiz Hz.Muhammed (a.s.) GÜL ile
Allah (c.c.) , da LALE ile sembolize edilmektedir.
Eski edebiyatımızda Peygamberimizden bahsedilirken “gül-i gülzar-ı rüsul”, “gül-i gülzar-ı nübüvvet”, “gül-i gülzar-ı risalet” ifadeleri kullanılmıştır.
LALE
ALLAH ismi, elif, lâm ve he harfleri ile yazılmaktadır. Bu harflerin Osmanlıda kullanılmış olan EBCED hesabı ile sayı değeri 66’ya tekabül etmektedir.
LALE de, lâm, elif ve he harfleri ile yazılmasında, aynı sayıya ulaşılmaktadır.
Bu, yaradanın yarattığında tecellisi şeklinde ifade edilmektedir.
Lâledeki bu üç harf, aynı şekilde HİLAL kelimesinde de vardır ve yine EBCED hesabında 66 sayısına tekabül etmektedir.
HİLAL yani AY Osmanlı Devleti'nin amblemidir.
Bu nedenle kültürümüzde, ALLAH , LALE ve HİLAL kelimeleri arasında MANEVİ bir rabıta olduğuna inanılmıştır.
Halk arasında “işi 66 ya bağlamak” sözü de, bir işi Allah’a havale etmek anlamındadır.
Osmanlı döneminde, bilhassa 16.-17. yüz yıllar arasında süs ve süsleme motifi olarak kullanılmış ,Sultan Üçüncü Ahmet döneminde “Lâle devri” olarak bir devre isim olmuştur.
Lâle devrinde İstanbul’da 2000 çeşit lâle yetiştirilmiştir.
Lâlenin Osmanlılar tarafından bu kadar kabul görmesinin önemli nedeni elbette güzelliğinin yanında ona atfedilen mübarekliğinden, Arap harfleri ile yazılan “Allah” lafzı ve “hilal” sözcüğünün aynı harflerden oluşmasındandır.
Lâleyi şiirlerinde ilk olarak Mevlâna kullanmıştır. Fatih, Kanûni ve Üçüncü Ahmet ve daha pek çok padişahın, lâle ile ilgili şiir ve sözleri vardır.. Taş, metal, ahşap, cam, kumaş, kilim, halı, deri, kalem işi, tezhip, ,minyatür, ebru gibi klâsik ve geleneksel sanatlarımızda, stilize edilerek ya da doğal haliyle, yüzlerce farklı şekilde yer almıştır.Lale yi çini sanatında da sıkça görmek mümkündür.
https://m.facebook.com/MelametDunyas...676514/?type=3
*****
RİNDLERİN AKŞAMI
Dönülmez akşamın ufkundayız.
Vakit çok geç;
Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç!
Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile,
Avunmak istemeyiz öyle bir teselliyle.
Geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan
Ve arkasında güneş doğmayan büyük kapıdan
Geçince başlayacak bitmeyen sükunlu gece.
Guruba karşı bu son bahçelerde, keyfince,
Ya şevk içinde harab ol, ya aşk içinde gönül!
Ya lale açmalıdır göğsümüzde yahut gül.
Yahya Kemal Beyatlı
*****
https://semazen.net/tefekkur-ve-taakkul/
Cemalnur Sargut-Tefekkür ve Taakkül...
Güzel bir yazı...
Biz olamadık belki ama rabbim ilmi ile amil olanlardan eylesin...
https://youtu.be/IC0zYVtp4RE
İbrahim Özşimşekler-Bizim Bayburtlu Hacca Yazılmış...
:)))
https://youtu.be/1uRKHHsW4Ro
Prof Dr.Ömer Tuğrul inançer-Çocuk Anne ve Babanın Kölesi Değildir.
Çok güzel bir sohbet...
https://youtu.be/KIjebcZfyQI
Prof.Dr.Ömer Tuğrul İnançer-Şöyle Garip Bencileyin...
Prof.Dr.Ömer Tuğrul İnançer ile ilgili pekçok paylaşımım oldu.
Şunu belirtmeden geçmeyeyim,Türkiye'de benim gözümde sayılı din alimlerinden biridir.
Sözde değil gerçekten ilmi vardır,ilmi ile amildir ve imanından şüphe etmediğim saygın insanlardan biridir.
Prof.Dr.İlber Ortaylı 'nın onun elini öpmesi boşuna değildir.
Yanlız siyasi görüşünün benim gibi olmadığını düşünüyorum.
Linkini verdiğim pekçok insan içinde bu geçerlidir.
Benim için önemli olan kişinin insan olmasıdır,siyasi fikrini pek önemsemem.
Faydalı bir insansa,iyi niyetli ise,samimi ise her görüşten insana kalbim açıktır.
Siyasi bağnazlıklara,yobazlıklara kapalıyım ve karşıyım.
Ömer hocanın kendisini uzaktan bir Şeb-i Arus gecesi görmüştüm.
Rabbim şahsının ve onun gibi hizmet edenlerin ömrünü uzun etsin,bizede arada bir internet üzerinden dinlesek de istifade edebilmeyi nasip eylesin.
https://youtu.be/ezI5OKLNl_U
Gerçekten çok güzel bir sohbet...
Saliha Erdim-Ailede Neden Huzursuzluk Olur?
https://youtu.be/1BZ1dW_PTLc
Doç.Dr.Mustafa Hocaoğlu-Tekasür Sûresi Tefsiri...
Haram ve helal müsavi değildir.
Bu;bir binanın temeline konan harca benzer.
Binanın temeli ne kadar sağlamsa,ne kadar helal üzerine bina edildiyse,o binada o kadar sağlam durur.
Hakikate uyanana kadar yaptığımız hatalarımız çoktur,yalan üzerine bina edilen bir hayatın müşkülü çoktur,devir-daimi zordur.
Mutsuzluk,umutsuzluk,psikolojik bozukluklar ,manevi huzursuzluklar hep bu helal-haram dengesinin bozulmasından mütevellit oluşan,kalbin kimyasını değiştirip gönül aynasını karartan,insan ruhuna kasvet veren durumlardır.
Kişi kendini farkedemezse, yakalayamazsa çözüm zordur.
Kendini bilmekle başlar iş.
Düsüncelerinin, duygularının,güdülerinin içeriğinin farkındamısın ?
Hiç seni sana anlatacak,eksiğini kusurunu sana farkettirecek, elinden-gönlünden tutup doğru yola iletecek gerçek bir vicdan aynasıyla tanıştın mı?
Kâmil insanlar,mürşid kitaplar,düşünce ve duygu rehberleri sana yol gösterir bu yolda ama;
Seni sana öğretecek olan senin içindedir aslında,senin içine toprak ve çamur harici bir parça koymuştur;ruhundan üflemiştir.
Belki bu güne kadar farkına bile varmadığın o parçanla tanışmak,senin manevi hastalıklarının devası yönünde çok önemli bir adımdır.
Küller içinde kalmış ruh- can ankanı uyandır,ona rahmet suyu akıt ki ruhun yeniden doğsun,kaf dağının ardındaki sırra erebilsin.
İmtihan sırrıdır;rahmanın hoşnut olacağı amelleri önce sen yapmazsan,kapının kulpuna önce sen dokunmazsan hakikat sana açılmaz.
Sen ona bir adım yaklaşırsın, o ise mesafeleri delip,seni kendine meftun eder.
Bir cezbe kapısı açılır,fitne ve günah kapısı kapanır.
Hüznün tadı neşeyle karışır.
Belkide bir seher vakti çil horoz,sana yepyeni bir dünya hediye eder.
Kim bilir?
https://youtu.be/G2BdMjIkX4I
Sabahat Akkiraz-Hararet Nardadır,Sacda değildir...
https://youtu.be/Gta-_ocl0fE
Ömer Tuğrul hocanın diline sağlık..
İnşirah sûresi...
https://youtu.be/C32ZKPtZYqw
Söz:Yunus Emre
Sezen Aksu -La ilâhe İllallah...
Bugün Mevlid-i Nebi...
Unuttum sanmayın...
Rabbim efendimiz(s.a.v.)'i örnek alıp hayatını onun hayatına göre dizayn eden kullarından eylesin.
Bunu söyleyip bugünkü sözlerimizi tamamlayalım.
Dualarınızda bana da yer verirseniz sevirim.
Hayırlı kandiller...
https://youtu.be/bOzGnJQwuxU
Ömer Tuğrul İnançer-Allah(c.c.) kimi sever?
Yine çok güzel bir sohbet...
Not:Arkadaşlar ben çok yazıyorum diye kendinizi ifade etmekten çekinmeyin.
Sanki sizin önünüzü kesiyormuşum gibi hissediyorum,bu sefer yazma şevkim kaçıyor...
https://youtu.be/HYvVOAX61lw
Sami Savni Özer - Gül İsteyü Bir Bülbülüm...
https://youtu.be/k5w3lTCpWuk
Sami Savni Özer-Derman Arardım Derdime...
"...Ben taşrada ararken, ol can içinde can imiş..."
"...İnsanı kâmil olmaya lazım olan irfan imiş.."
https://youtu.be/UhshlKmtQm0
Ahmet Özhan-Derman Arardım Derdime...
Aynı ilahinin başka bir güzel formu...
https://youtu.be/Ge4Uj2sbRIQ
Ahmet Özhan-Can yine bülbül oldu...
Niyazi Mısri'nin mürşid şiirlerinden ikisi...
"Bilmek istersen seni
Cân içre ara cânı
Geç cânından bul anı
Sen seni bil sen seni"
HACI BAYRAMI VELİ (K.S.) 'nin mürşid bir şiiri...
748. Şeb-i Arus etkinlikleri bugün itibarı ile başladı.
Bu senenin teması ''İrfan Vakti''.
İzleyin derim,böyle etkinlikler manevi olarak çok şey katar insana.
KON TV naklen veriyor.
NOT:Sezai KARAKOÇ'u kaybettik geçenlerde,Allah rahmet eylesin.Nadir bulunur insanları kaybediyoruz, bence kimleri kaybettiğimizinde pek farkında değiliz,sessiz sedasız manevi direkler göçüyor artık.Geriye insanın yozu kalıyor.
Sezai Karakoç 'u muhafazakar camiada dahi çok fazla tanıyan yoktur.
Sağlığında dahi adını bir yerlerden duymuş olanların allah rahmet eylesin,iyi adammış dediklerini çok işittim.
Oysa muhafazakar fikir sütunları inşa edilirken emeği en fazla geçenlerden biridir.
Buna rağmen o kadar mütevazidir ki,ölene kadar basılan kitaplarının kapakları bile değişmemiştir,dışı boyalı içerik fakiri kitaplar yazmamıştır.
Bir siyasi parti lideri olduğunu,ülkenin geleceğine dair bir perspektif sahibi olduğunu bilen çok azdır.
Kimse öyle insanları anlamaya,fikirlerini ön plana çıkarmaya yeltenmediği için,belkide muhafazakar camia olarak bu konuda çok ciddi cahil olduğumuz için,bugün kısır çekişmelerden ,kavgalardan kurtulamıyoruz.
Böyle konularda o kadar cahiliz ve şablon müslümanlığımız o seviyedeki içimizde gezen son insan hazinelerinin dahi farkında değiliz.
Son dönemde gündeme gelen önemli bir tesbitiyle bitirelim;
Adaletle Adavet(Düşmanlık -Kın) birarada bulunmaz.
İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn.
https://youtu.be/L_Ta__mrF9A
Hz.Mevlana Kim Değildir?-Prof.Dr.Ömer Tuğrul İnançer...
https://youtu.be/_iMjKUlvhoc
Çoban Kazandı Çoban-Serdar Tuncer...
RUH VE BEDEN
Şu cismin içindeki mâneviyatsız can, şüphesiz, kın içindeki tahta kılıca benzer.
Gönül, seni gönül ehlinin semtine çeker; cisim ise su ve toprağa hapsetmek ister.
Şarap bizden sarhoş oldu, biz ondan değil! Beden bizden var oldu, biz ondan değil!
Dünya hissi bu cihanın, din hissi ise göklerin merdivenidir.
Bu hissin sıhhati, bedenin âfiyetindedir; o hissin sıhhati ise vücûdu harap etmededir.
Can yolu, cismi (önce) harap eder; sonra da o harâbeyi mâmur eder.
(Can yolu) bir bedenden başı kesti mi yerine derhal yüz binlerce baş izhar eder.
Aşağılık âlemde bulunan her şey yücelikten gelmiştir. Haydi, var gözünü yüceliklere dik!
Sen, ten itibariyle hayvansın, can bakımından melek. Bu suretle hem yerde yürürsün, hem gökte.
Can, hikmete, bilgilere; ten ise bağa, bahçeye, üzüme meyleder.
Can, yücelmeye, yükselmeye can atar; ten, kazanca, ota, yiyeceğe, içeceğe!
Cisme, o yücelikten bir nasib yoktur... Cisim, can denizinin karşısında bir damla gibidir.
Ruh, doğan kuşudur. Tabiatlarsa kuzgundur. Doğan kuşu, kuzgunlarla baykuşlardan yaralanır.
Can, yücelere kanatlar açmada; ten, tırnaklarıyla yere sarılmada!
Can, beden kavgasından kurtulursa, beden ayağı olmaksızın gönül kanadıyle uçmaya başlar.
Beden, insanı besleme hususunda anaya benzer ama, sana yüz düşmandan daha düşmandır.
Bedenin hasta oldu mu sana ilâç aratır; kuvvetlendi mi seni şeytanlaştırır, bir put haline sokar.
Şu sitemlerle dopdolu olan bedeni bir zırh bil; ne kışa yarar, ne yaza.
Köşk (beden) bir şey değildir. Onu yık; define, yıkık yerdedir a benim beyim!
“Evimi temizleyin” âyeti beden temizliğini bildirir. Bedenin tılsımı toprağa mensupsa da hakikatte nur definesidir.
İnsanın asıl gıdası Allah nurudur; ona hayvan gıdası lâyık değildir.
Fakat gönül hastalık yüzünden bu gıdaya düşmüştür; gece, gündüz bu suyu içmekte, bu toprağı yemektedir.
Keseyle, dağarcığın değeri içindeki altından dolayıdır. İçinde altın olmayan kesenin ne kıymeti var?
Nitekim tenin değeri de can iledir; fakat canın değeri de cananın (Allah’ın) nuruyladır.
Ten midesi, insanı samanlığa çeker; gönül midesi ise reyhanlığa.
Ot ve arpa yiyen kurban olur; Allah nuruyla gıdalanan ise Kur’ân.
Bir gönlün nuru olmadı mı o gönül, gönül değildir. Bir bedende ruh yoksa o beden, sadece topraktan ibarettir.
Derenin suyu varsa ona dere denir. Adam da eğer canı varsa adamdır.
(I/712, 725, 1812, 303, 305, 306, 3887, II/1974, 3776, III/4437, 4439, IV/1880, V/843, IV/1546, V/1721, VI/1404-1406, 3422, I/434, II/1083, 1084, III/2534, 2535, 2477, 2478, 2878, 2885)
Hz.Mevlana(k.s)
Kaynak:www.semazen.net
AZ YEMEK VE RİYÂZET
Cebrâil’in kuvveti mutfaktan değil, varlığı yaratanın cemâlinden gelmektedir.
Erenlerin kuvveti de bil ki Hak’tandır; yemekten, tabaktan değil.
Bu ağzı kapadın mı başka bir ağız açılır; o ağız sır lokmalarını yer yutar.
İnsan (acıkıp da) yediği, içtiği şeylerin lezzetini kaybetmedikçe onlardan lezzet alamaz. Maddî lezzetlerden kesilmedikçe de, mânevî lezzeti bulamaz.
Beden, aç olmadıkça harekete gelmez. Tok bedeni ıslah etmeye kalkışmak da bil ki, soğuk demiri dövmektir âdetâ.
Beden azığı, canın azıksız kalmasına sebep olur. İlkini azaltmak, diğerini çoğaltmak gerek.
Nurla gıdalan, göze benze. Ey insanların hayırlısı, meleklere uy!
Melek gibi Allah’ı tespih etmeyi kendine gıda yap da onlar gibi ezâdan cefâdan kurtul.
Mideni o reyhanlara, güllere alıştır da peygamberlerin hikmet ve gıdasını bul.
Mideyi bırak, gönül tarafına yönel ki Allah’tan sana perdesiz bir selâm gelsin.
Köşk bir şey değildir. Bedenini yık; define, yıkık yerdedir a benim beyim!
Kimde açlık derdi varsa bedeninin her kısmı, diğer kısmıyla bağdaşır, yenileşir.
“Evimi temizleyin” âyeti beden temizliğini bildirir. Bedenin tılsımı toprağa mensupsa da, hakîkatte o, nur definesidir.
Tatlı yaşayan, sonunda acı ölür. Ten kaydında olan canını kurtaramaz.
Beden asıl gıdasını unutmuş, hastalık yüzünden alıştığı gıdaya yüz tutmuştur.
İnsanın aslî gıdası Hakk’ın nurudur; ona hayvan gıdası lâyık değil!
Dervişlerin bu riyâzetleri neden? Çünkü bedene verilen o eziyetler, canların bekâsına sebep olur.
Vücut kendini pislikten arıtırsa, ululuk miski ve incileriyle dolar.
Suyun pislikten arınması için beden ırmağını temizlemek, arıtmak şarttır.
Halbuki sen, her an yemekle, içmekle o dereye daha fazla toprak dökmekte, o suyu daha fazla bulandırmaktasın.
Açlık zahmeti, illetlerden daha iyidir; hele açlıkta yüzlerce hüner ve fayda varken!
Kendine gel; açlık ilaçların padişahıdır. Açlığı canla başla kabul et, onu böyle hor görme!
Zira bütün hastalıklar açlıkla iyileşir; bütün ilaçlar aç olmadıkça sana tesir etmez.
(III/6, 7, 3747, IV/404, 3623, V/145, 297, 298, 2475, 2514, VI/3422, 4295, I/434, 2302, II/1081, 1083, III/3349, V/148, 2808, 2811, 2831-2833)
Hz.Mevlana(k.s)
Kaynak:www.semazen.net
BELÂ VE HASTALIK
Dert ve sıkıntıya düşmek, Allah’ı gizlice çağırmana sebep olduğundan bütün dünya malından üstündür.
Dertsiz dua soğuktur; bir işe yaramaz. Dertli dua ve yalvarma, gönülden, aşktan gelir.
Ne güzel, ne mübarektir bu ağrı, sızı. Ne mutlu, ne kutludur bu hastalık, ateş, dert ve gece uykusuzluğu!
(Yüce Allah) sırt ağrısını ihsan etti de her gece yarısı beni uykudan uyandırdı.
Bütün gece manda gibi uyumayayım (da Allah’ı anayım, O’na dualarda bulunayım) diye Hak lütfetti, bana dertler, ağrılar bağışladı.
Kardeş! Karanlık yere, soğuğa, derde, kırıklığa ve hastalığa sabretmek,
Âb-ı hayat kaynağı ve sarhoşluk kadehidir. Çünkü yücelikler, hep aşağılıklarda gizlidir.
Gamdan neşelen, ondan başka bir şeyden neşelenme, sevinme. Dert ve gam bahardır, başka şeyler kış!
Kul, dertten, kederden Allah’a sızlanır, yalvarır; uğradığı zahmetlerden dolayı Allah’a yüzlerce şikayetlerde bulunur;
Allah da buyurur ki; “Gördün ya nihayet dert ve zahmet seni bana yalvarır bir hale getirdi, sana doğru yolu gösterdi.”
Hakikatte her düşman, senin ilâcındır, sana kimyadır; seni faydalandırır, gönlünü alır senin!
Mü’minin canı da zahmet ve meşakkatlerle gelişir, kuvvetleşir.
Peygamber “bil ki karanlıkta yıldızlar nasıl yol gösterirse, dostlara da elemler, sıkıntılar denizinde öyle yol gösterirler” buyurmuştur.
(III/203, 204, II/2256, 2258, 2259, 2262, 2263, III/0507, IV/91, 92, 94, 99, VI/1595)
Hz.Mevlana(k.s)
Kaynak:www.semazen.net
KANAAT
İhtiyaçtan fazlasına meyletme ki, sana galebe etmesin, sana bey olmasın!
Kanaatten hiç kimse ölmemiş, hırsla da hiç kimse padişah olmamıştır.
Her aç, nihayet bir yiyecek bulur. Devlet güneşi, elbette ona da vurur.
Taneyi bırakan kuş, o hilesiz, düzensiz ovanın tanelerini yer, doyar.
Ona kâni olduğu için kurtulur; hiçbir tuzağa düşmez; kolu, kanadı bağlanmaz.
Kanaatten meydana gelen darlık, takvâdandır. Bu, aşağılık kişilerin yokluğundan, darlığından apayrı bir şeydir.
Pinti, bir habbe bulsa başını bile verir. Halbuki temiz kişi, himmetiyle altın hazinesine bile bakmaz, onu terk edip gider.
(...) Bir kanaat, yüzlerce tabak yemekten hayırlıdır.
Harislerin göz testisi dolmaz; sedef, kanaâtkar olmadıkça (içi) inci ile dolmaz.
Peygamber, kanaate hazine demiştir. Gizli hazineyi herkes, elde edebilir mi?
“Bu kanaat daimî bir hazineden başka bir şey değildir.” Ey gönle gam ve elem veren, artık beyhude sözlere dalma!
Sen kanaatten ne vakit canını nurlandırdın ki? Kanaatten ancak bir ad öğrendin.
Sirke satmada kanaat yüzünden bal denizine gark olmuş binlerce can gör.
(III/2260, V/2398, 1755, III/2860, 2861, IV/3133, 3134, VI/3784, I/21, V/2395, I/2322, 2320, 2375)
Hz.Mevlana(k.s)
Kaynak:www.semazen.net
SABIR
Feraset sahiplerinin iştahları sabradır; onlar sabretmek isterler. Helva ise, çocukların isteği bir şeydir.
Sabreden, göklerin üstüne yükselir; helva yiyense geriler, kalır!
Sabır ilâcı, gözlerin perdesini yakar; göğüsleri gönülleri de yarıp açar.
Sabır, iman yüzünden baş tacı olur. Bundan dolayıdır ki sabrı olmayanın imanı da yoktur.
Sabretmek, canının tespihleridir. Sabret, asıl doğru tespih odur.
Sabır, Sırat köprüsüne benzer; cennet ise diğer tarafta...
Allah, yüz binlerce kimya yarattı; ama insan, sabır gibi bir kimya görmedi.
Arayan nihayet bulur. Kurtuluş, sabırdan doğar.
Ayın gece sabretmesi, onu apaydın bir hale kor. Gülün dikene sabrı, onun güzel kokulu bir hale gelmesine sebep olur.
Peygamberin münkirlere sabretmesi onları Allah hâsı yapmıştır...
Kimde bir düzgün esvap görsen bil ki, onu sabretmek ve uğraşıp kazanmakla elde etmiştir.
Kimi aç, çıplak görürsen bu hali de onun sabırsızlığına tanıktır.
Ehil olmayanlara sabretmek, ehil olanlara cilâdır. Nerde bir gönül varsa sabırla cilâlanır.
Sabır kılavuzu, sana kanat olursa canın arş ve kürsünün ta yücesine kadar çıkar.
Mustafa (a.s.)’ a bak, sabrı burak edindi de, bu Burak, onu göklere çekti, çıkardı.
(I/1601, 1602, II/71, 600, 3145, 3147, III/1854, VI/595, 1408, 1410-1412, 2041, 3978, 3979)
Hz.Mevlana(k.s)
Kaynak:www.semazen.net
ÇALIŞMA VE TEVEKKÜL
Tevekkül (insana) rehberdir, ama sebebe (sarılmak) da Peygamber’in sünnetidir.
Peygamber yüksek sesle “Tevekkülle beraber devenin ayağını bağla” buyurdu.
“Kazanan Allah’ın sevgilisidir” işaretini dinle; tevekkülden dolayı “Teşebbüs hususunda tembel olma!” dedi.
Tevekkül ediyorsan çalışmak hususunda tevekkül et; kazan da sonra Allah’a dayan!
Çalışıp çabalamak kaderle cedelleşmek değildir; çünkü bunu da bize kader yükledi.
Padişah dedi ki: “İnsanın elde ettiği şey, zararsa çalışmamasından ileri gelmiştir, kârsa çalışıp çabalamasından.”
Halbuki takdir haktır; ama, kulun çalışması da hak. Kendine gel de koca şeytan gibi kör olma!
Peygamber de, rızık için “Kapısı bağlıdır, kapısında da kilit var” buyurmuştur.
O kilidin anahtarı bizim hareketimiz, gelip gitmemiz ve kazancımızdır.
(Şunu da bil ki) nur ve kemâli artıran lokma helâl kazançtan elde edilen lokmadır.
Birisi bir define buluverir, (başkası) ben de define istiyorum, dükkanla, alış-verişle ne işim var? der.
Baht işi bu. Bedende kudret oldukça çalışıp kazanmak gerek.
Çalışıp kazanmak define bulmağa mani değil ya! Sen işten kalma da nasibinde varsa definede arkandan gelsin.
(I/0912-914, 947, 976, VI/403, 407, V/2385, 2386, I/1642, II/733-735)
Hz.Mevlana(k.s)
Kaynak:www.semazen.net
KAZÂ’YA RIZÂ
Kazâ gelince bilgi uykuya dalar; ay kararır, gün tutulur.
Kazâ geldi mi gözümüzü örter de aklımız, ayağı baştan fark edemez.
“Kazâ geldi mi, bu cihan daralır; tatlı helva bile ağzında zehir kesilir” demişler.
Allah, bir adamı dondurmayı murat ederse, yüz tane kürk giyse de soğuk onun yüzünü dondurur.
Bedeni öyle bir titremeye başlar ki, ne elbiseyle ısınır, ne evle.
Kazâ ve kader geldi mi doktor aptallaşır. İlâç da fayda verme hususunda yolunu şaşırır.
Allah’ın hükmü ve takdiri gelince, akıl da ne oluyor ki! Ay bile tutulur.
Tan yerini ağartan Allah’tan bir zarar gelmemesi için, kulun Hakk’ın hükmüne karşı ölü gibi olması lâzımdır.
Takdirle savaşa girişen, takdire baskın yapmaya kalkışan, baş aşağı gelir, kendi kanına bulanır.
Takdir yüzünden kaybettiğin şeyler, muhakkak senden belâyı giderir. Bunu böyle bil!
Fakat iş bilmez cahil misin? Kazâya düşünce padişahtan malını kaçırmaya kalkışırsın.
Eğer kazâ, seni gece gibi sararsa sonunda yine elinden tutacak odur.
Yüz kere canına kastederse yine sana can veren, derdine derman olan kazâdır.
Bu kazâ yüz kere yolunu kesse de, yine senin çadırını göklerin üstüne kurar.
(I/1232, 2440, III/0380, V/1705-1707, 2167, I/0911, III/0935, 3260, 3342, I/1258-1260)
Hz.Mevlana(k.s)
Kaynak:www.semazen.net
HIRS VE TAMAH
Ey oğul; bağı çöz, özgür ol! Ne zamana kadar altın ve gümüşün esiri olacaksın?
Denizi bir testiye döksen ne alır? Ancak bir günlük kısmetini.
Harislerin göz testisi dolmadı. Sedef, kanaatkar olduğundan inci ile doldu.
Hırs kulağa bir şey duyurmaz, kin gözü kapatır, adama bir şey anlatmaz.
İste ama, ölçülü iste; bir otun, bir dağı çekmeğe kudreti yoktur.
Hakk’ın rahmetinden uzak olan, sultan bile olsa gözü açtır.
Hırs yüzünden âkıbeti görmemek, kendi gönlüne, kendi aklına gülmektir.
Tamah, kulağa bir şey duyurmaz. Garez, gözü kapar; insana bir şey anlatmaz.
Ey oğul! Hırslı olanlar mahrum kalırlar. Hırslı insanlar gibi hızlı hızlı koşma; yavaş yürü!
Hırs kördür; halkın ayıbını inceden inceye görür, bucak bucak dolaşır söyler.
Senin hırsın, bu dünyada ateşe benzer. Her alevi, yüzlerce ağız açmıştır.
Hırs ve hasetten ibaret olan şu bağı çöz. Ebu Leheb’in karısının boynundaki hurma ipini düşün.
Şeytan, nasıl kendisini taşlanmış bir hale getirmişse hırs da onun gibi seni kör etmiş, her şeyden mahrum bırakmıştır.
Kanaâtten hiç kimse ölmedi; hırsla da hiç kimse padişah olmadı.
Hırs, insanı kör eder, ahmak yapar, bilgisiz bir hale sokar; ölümü de kolaylaştırır.
Tamahkâr, tamahı yüzünden zenginin ayıbını görmez. Tamahlar bütün gönülleri kaplar.
Gözün, aklın ve kulağın saf olmasını istiyorsan tamah perdelerini yırt!
Çünkü sûfiyi yoldan çıkaran tamahtır. Yoldan çıkarır da sûfinin hali mahvolur ve o, ziyan içinde kalakalır.
Yemeğe, zevk ve semâa tamah ediş, hakikate akıl erdirmesine mani olur.
Ayna bir şeye tamah etseydi, bizim gibi münafık olur, her şeyi olduğu gibi göstermezdi.
Terazinin mala tamahı olsaydı, tarttığını nasıl doğru tartardı?
Kimde tamah varsa, dili tutuk bir hale gelir. Nasıl olur da tamahla göz ve gönül aydınlanır, buna imkân var mı hiç?
Tamahkâr adamın gözünün önünde makam ve altın hayâli, gözdeki kıl gibidir.
Tamah, huyu fitne olan bir hırsızdır; hayâl gibi her an bir sûrete bürünür.
Onun hilesini Allah’tan başkası bilemez. Allah’a sığın da o alçaktan kurtul!
Fakat tamahı bağladın mı Hakk’ın nurlarına dalarsın. Mustafa (a.s.), bunun için “Tamaha düşenin nefsi alçalır” demiştir.
(I/19-21, III/66, I/140, II/0588, 1547, III/66, 595, 2629, IV/0249, V/0764, 1468, 2398, 2823, I/2350, II/569-573, 579, 580, VI/476, 477, V/3631)
Hz.Mevlana(k.s)
Kaynak:www.semazen.net
AŞK VE ÂŞIK
Her kimin yakası bir aşktan dolayı yırtılmışsa, o hırstan ve ayıptan tamamıyla temizlenmiştir.
Kimde aşk endişesi yoksa, o kanatsız kalmış bir kuş gibidir, vah ona!
Ey bizim sevdası güzel aşkımız; şad ol!..
Toprak beden, aşktan dolayı göklere çıktı; dağ (bile aşktan) oynamaya başladı, çevikleşti.
Yemyeşil aşk bağının sonu, ucu-bucağı yok; orada gamdan ve neşeden başka ne meyveler var!
Aşk dâvaya benzer; cefa çekmek de şahide. Şahidin yoksa dâvayı kazanamazsın ki!
Her ne kadar dille anlatmak aydınlatıcı ise de dile (gelmeyen) aşk, daha parlaktır.
Aşk seçkin erler için gemiye benzer. Gemiye binen kişinin bir âfete uğraması nâdirdir, çoğu zaman kurtulur.
Aşkın yüzlerce nazı, edâsı, ululuğu var. Aşk, yüzlerce nazla elde edilebilir.
Aşk vefakâr olduğu için vefakâr olanı satın alır. Vefasız adama bakmaz bile.
Aşkın beş yüz kanadı vardır. Her kanadı, arştan yer altına kadar bütün kâinatı kaplar.
Aşk, denizi bir çömlek gibi kaynatır; aşk, dağı kum gibi ezer, eritir.
Aşk, gökyüzünü çatlatır, yüzlerce yarık açar; aşk, sebepsiz yeryüzünü titretir.
Temiz aşk, Muhammed’le eşti. Allah aşk yüzünden ona “Sen olmasaydın...” dedi.
Hasılı o, aşkta tekti. Onun için Allah, peygamberler içinden O’nu seçti.
Gönüllerin dönüşünü aşktan bil. Aşk olmasaydı dünya, donar kalırdı.
Bu dünya pazarında sermaye altındır; o dünyada ise aşk ve iki ıslak göz.
Zahirî güzelliğe ait bulunan aşklar da aşk değildir; onlar sonunda bir utanç vesilesi olur.
En güzel olan Allah aşkından başka ne varsa can çekişmeden ibarettir...
Âşıklık, gönül iniltisinden belli olur; gönül derdi gibi bir dert yoktur.
Âşığın hastalığı diğerlerinden farklıdır; aşk, Hak sırlarının üsturlâbıdır.
Âşıklar ferahlık kadehini, sevgililerin eliyle öldürüldükleri zaman içerler.
Dirhem vermek cömert kişiye lâyıktır. Can vermek de esasen âşığın vergisidir.
Âşık, aşk diyarında ne söylerse söylesin, ağzından aşk kokusu duyulur.
Âşıkların varlıkla işi yoktur; âşıklar, kârlarını sermayesiz elde ederler.
Âşıklar, yoklukta çadır kurarlar; onlar, yokluk gibi bir renktedirler, bir tek ruhları vardır onların!
Âşıklara sevgilinin güzelliği müderristir; defterleri, dersleri, meşkleri de onun yüzü!
Aşk, âşıkların vücudunu inceltir, zayıflatır; sevgililerin vücutlarınıysa güzelleştirir.
Âşık, başını verince akıl kalır mı gayri? Her şey helâk bulur, yalnız O’nun hakikati kalır.
Kul, daima elbise, vergi diler; âşığın elbisesi ise daima sevgilinin cemâlidir.
Şeytan bile âşık olsa topu çeler; bir Cebrâil kesilir, şeytanlığı ölür.
Aşk, kimseye niyazı ve ihtiyacı olmayan Allah’ın vasıflarındandır. Ondan başkasına âşık olmak, geçici bir hevestir.
Çünkü mecazi aşk, altınlarla bezenmiş bir güzelliktir. Görünüşü nurdur, fakat içi dumandır.
Nur gitti de dumanı meydana çıktı mı mecazi aşk, derhal soğur; donar kalır.
(I/22, 31, 23, 25, 1793, III/4009, I/0113, IV/1406, V/1164, 1165, 2191, 2735, 2736, 2737, 2738, 3854, VI/0839, I/205, 3686, 109, 110, 229, 2235, 2880, III/3021, 3024, 3847, 4394, 4661, 5/2730, VI/3648, 971-973)
Hz.Mevlana(k.s)
Kaynak:www.semazen.net
*****
"Size, gizlide ve açıkta Allah’tan korkmayı, az yemeyi, az uyumayı, az konuşmayı, isyan ve günahları terk etmeyi, oruç tutmayı, namaza devam etmeyi, sürekli olarak şehveti terk etmeyi, bütün yaratıklardan gelecek cefaya tahammüllü olmayı, aptal ve cahillerle oturmamayı, güzel davranışlı ve olgun kişilerle birlikte bulunmayı vasiyet ediyorum. İnsanların en hayırlısı, insanlara yararı olandır. Sözün en hayırlısı, az ve anlaşılır olanıdır.” (Hz. Mevlâna)
VAKT'İ ŞERİF HAYR OLA....
SAVAŞ VE BARIŞ
İnsanların savaşı, çocukların kavgasına benzer. Hepsi de anlamsız ve saçmadır.
Sopa, mademki savaş ve kavga âletidir; ey kör, o sopayı kır, paramparça et!
Ben iyiyle, kötüyle kavga edemem; kavga ile işim yok! Savaşmak şöyle dursun, gönlüm barışlardan bile ürkmekte.
Dar ve küçük bir cisimden, dalgaların birbiri ardınca zuhuru da canların barışta, savaşta birbirlerine karışmalarına benzer.
Barış dalgaları kopar, gönüllerden kinleri giderir.
Bunun aksine savaş dalgaları kopar, sevgileri alt üst eder.
Cihad, delilerin ellerindeki kılıçları alsınlar diye Müminlere farz kılınmıştır.
Delinin elinden silahı al da adalet ve sulh, senden razı olsun!
Fakat elinde silahı olur, aklı da bulunmazsa bağla elini; yoksa yüzlerce zarara yol açar.
Bedende bir uzuv ağrıyıp incinse bütün beden ağrır, incinir. İster sulh çağında olsun, ister savaşta; bu, böyledir!
Bir hayâlden ürküp, hayâl gibi kaçan her yufka yüreklinin işi değildir savaş.
Savaş Türklerin işidir, kızların işi değil. Kızların yeri evdir, var git evinde otur.
Düşmanlığa kalkışacaksan düşmanlık edebileceğin birisiyle savaş ki onu esir edebilmek mümkün olsun.
(I/3435, 2137, 2392, 2577-2579, IV/1439, 1434, 1435, 3248, V/3778, 3779, III/3625)
Hz.Mevlana(k.s)
Kaynak;www.semazen.net
*Din ehlini kin ehlinden ayırt et; Hak'la oturanı ara, onunla otur!
Hz.Mevlana(k.s)
Birisi, Mevlânâ söz söylemiyor dedi. Dedim ki:
Sonucu o adamı yanıma benim hayalim çekti-getirdi. Şu hayalim, ona nasılsın, nicesin diye bir söz söylemedi. Sözsüz hayal, onu çekti buraya; hakıykatim onu sözsüz çeker de bir başka yere götürürse şaşılmaz bu işe.
Söz, gerçeğin gölgesidir, parça-buçuğudur. Gölge çekerse gerçek haydi-haydiye çeker. Söz bahanedir; insanı insana çeken can bağdaşmasıdır, söz değil. Birisi yüz binlerce mucize görse, söz duysa, kerametler seyretse kendisinde o peygamberle, yahut o erenle bir can bağdaşması yoksa fayda etmez. İnsanı coşturan, kararsız bir hale getiren can bağdaşmasıdır. Saman çopünde kehlibarla birazcık can bağdaşması olmasa hiç mi hiç kehlibara gitmez. Herşeydeki cinsin cinsiyle bağdaşması gizlidir, gözle görünmez. Herşeyin hayali, insanı o şeye çeker. Bağ-bahçe hayali, insanı bağa-bahçeye çeker, dükkân hayali dükkâna. Fakat bu hayallerde düzenler de gizlidir. Görmüyor musun ki filân yere gidersin, pişman olursun, hayır sanmıştım amma dersin, değilmiş. Bu hayaller, örtüdür, âdeta; örtü ardında birisi gizli. Hayaller ortadan kalktı da gerçekler hayal örtüsü olmadan yüz gösterdi mi kıyamet kopar orda. Hal böyle olunca da pişmanlık kalmaz. Seni çeken her gerçek odur, başka şey de ondan başka değildir, seni çeken gerçeğin ta kendisidir. "O gün, gizli şeyler meydana vurulur."
Bu sözün de yeri mi ki söylüyoruz. Gerçekte çeken birdir, fakat sayılı görünür. Görmez misin ki bir adam yüz şey ister, çeşit-çeşit dileklerde bulunur. Tutmaç isterim, börek isterim, helva isterim, kalya isterim, meyva isterim, hurma isterim der. Bu istek, sayı gösterir, sayıyı dile getirir amma temeli birdir, temeli açlıktır, o da birdir. Görmez misin? Bir şey yer de doyarsa bunların hiçbiri gerekmez der. Şu halde belli oldu ki on değilmiş, yüz değilmiş, birmiş "Sayılarını, ancak sınamak için yaptık". Halkın bu birdir, onlar yüz diye sayması, bir sınamadır. Yâni erene bir derler, şu çokluk halkaysa yüz derler, bin derler. Bu, pek büyük bir sınanmadır. Bu görüş, bu düştüğünüz düşünce, yâni halkı çok, onu bir görüşünüz, pek büyük bir sınamadır. “Sayılarını, ancak sınamak için yaptık" Hangi yüz, hangi elli, hangi altmış? Elsiz-ayaksız, akılsız-cansız bir bölük halk, tılsım gibi, cıva gibi oynayıp durmada. Şimdi onlara altmış, yahut yüz, yahut da bin dersin, bunaysa bir. Halbuki onlar hiçtir, buysa bindir, yüz bindir, milyondur. "Sayılınca azdır onlar, saldırdılar mı çok."
Padişahın biri, birisine yüz kişinin geçineceği kadar dünyalık vermişti. Ordudakiler bu işin aleyhinde bulunuyorlardı. Padişah kendî kendine, bir gün dedi, size gösteririm, neden bu işi yaptım, anlarsınız. Savaş oldu, savaşta herkes kaçtı, yalnız oydu kılıç vuran. Padişah, işte dedi, o işi bunun için yaptım ben.
İnsanın, ayırdetme kabiliyetini garezlerden arıtması, bir din dostu araması gerek. Din, dostunu tanır amma siz ömrünüzü ayırdetme kabiliyetinden mahrum bir halde geçirdiniz de onun da ayırdetme kabiliyeti arıklaştı, din dostunu tanıyamıyor. Sen, ayırdetme kabiliyetinden mahrum olan şu bedeni besledin. Ayırdetme, bir huydan ibarettir. Görmüyor musun? Delinin de bedeni var, eli-ayağı var, fakat ayırdetmesi yok. Her pis şeye el atıyor, tutuyor, yiyor. Ayırdetme, şu görünen bedende olsaydı pisi tutmazdı. Hâsılı bildik ki ayırdetme, lâtif bir anlamdır, o da sendedir. Sense gece-gündüz, şu ayırdetme kabiliyetinden mahrum olan bedeni beslemeye koyulmuşsun; bu, ancak bununla olur diyorsun; halbuki bu da onunla olur. Nasıl oluyor da sen, hep şu bedeni geliştirmedesin, onuysa tamamiyle bir yana atmışsın. Bu beden, ayırdetme kabiliyetiyle durur, o kabiliyet bedenle durmaz. O ışık, şu söz, kulak ve bunlardan başka pencerelerden dışarıya vurur; bu pencereler olmasa başka pencerelerden baş çıkarır. Tıpkı şunun gibi hani: Bir ışık getirmişsin, güneşin önüne koymuşsun; güneşi bu ışıkla, bu rnumla görüyorum diyorsun. Hâşâ; mum getirmesen de güneş kendini gösterir. Muma ne ihtiyaç var?
Tanrıdan umut kesmemek gerek. "Gerçekten de kâfirlerden başkası Tanrı rahmetinden umut kesmez" umut, eminlik yolunun başıdır. Yola gitmiyorsan bari yol başını gözle. Eğrilikler yaptım deme, doğruluğu tut sen, hiçbir eğrilik kalmaz. Doğruluk, Musa'nın sopasına benzer, o eğriliklerse büyüler gibidir. Doğruluk geldi mi hepsini yer-gider. Kötülük ettiysen kendine ettin, senin cefan, nerden ona erişecek?
*
Ş i i r
Bir kuş o dağa kondu, sonra uçtu-gitti;
Bak da gör, o dağda ne birşey fazlalaştı, ne birşey eksildi dağdan.
*
Doğru oldun mu bütün onlar kalmaz. Sakın umut kesme.
Hz.Mevlana(k.s)-Fihi Ma Fih-2.bölüm
Kaynak;www.semazen.net
Padişahlarla düşüp kalkmada şu bakımdan tehlike yok: Gidecek baş zâti gider; ha bugün, ha yarın. Fakat şu yüzden tehlike var ki onlar o makama geçtiler mi nefisleri kuvvetlenir, ejderha kesilirler. Onlarla görüşüp konuşan, onlarla dostluk dâvasına girişen, onların malını kabul eden bu adam da çaresiz onların isteklerine uygun söz söyler; onların kötü düşüncelerini, hoşlansınlar diye kabul eder; aykırı bir söz söyleyemez; bu yüzden tehlikelidir; çünkü dine ziyandır. Onların yanını yaptın mı temel olan öbür yan, sana yabancı olur. O yana ne kadar gidersen sevgilinin bulunduğu bu yan, o kadar yüz çevirir senden. Dünya ehliyle ne kadar uzlaşırsan o, o kadar kızar sana. "Kim, bir zalime yardım ederse Allah o zalimi, yardım eden kişiye musallat eder."
Yazıktır denize varıp da bir parçacık su içmeyi, yahut bir testi su almayı yeter bulmak. Denizden inciler, mücevherler, kuvvet veren yüz binlerce şeyler elde ederlerken denizden su alıp götürmenin ne değeri vardır ki? Aklı olanlar bununla övünür mü hiç, ne yapmıştır ki bu işi yapan? Hattâ dünya, bir köpüğüdür bu denizin; denizse erenlerin bilgileridir. İnci de nerede? Bu dünya, çer-cöple dolu bir köpüktür amma o dalgaların çıkıp batması, yürüyüp dönmesi, denizin coşup kabarması, köpürüp kükremesi yüzünden o köpük, bir güzellik elde eder. "Kadınları, oğulları, yüklerle altınları-gümüşleri, damgalanmış cins atları, davarları, ekinleri isteyip Özleyiş sevgisi, bunlara ait sevgi, insanlar için bezenmiş, süslenmiştir." Bezenmiş, süslenmiştir buyurdu ya, demek ki o güzel değildir. "Güzellik, eğretidir onda, başka bir yerdendir. O, altın suyuna batırılmış, yaldızlanmış kalp paradır; yâni bir köprücükten ibaret olan şu dünya kalptır, kadri, değeri yoktur; fakat biz onu altınla kaplamışız; çünkü "insanlar için bezenmiştir, süslenmiştir."
İnsan Tanrı usturlabıdır, fakat usturlabı bilmek için müneccim gerek. Tere satanda, yahut bakkalda da usturlap bulunabilir, fakat ondan ne fayda görür usturlupla göklerin hallerini, dönüşlerini, burçları, tesirlerini, inkılâpları, bunlardan başka daha birçok şeyleri ne bilir ki? Şu halde usturlap münecime fayda verir. "Kendini bilen rabbini bilir." Usturlap, nasıl göklerin hallerini gösteren bir aynaysa "And olsun ki Âdemoğullarını ululadık" diye anılan insanın varlığı da Tanrı usturlabıdır. Ulu Tanrı, onu, kendisini bilen, anlayan bir yaratık olarak yarattığından insan, kendi varlığının usrurlabından Tanrı tecellisini, neliksiz- niteliksiz güzelliği, soluktan- soluğa, bakıştan-bakışa görür, seyreder; o güzellik bu aynadan hiç mi hiç ayrılmaz.
Üstün ve yüce Tanrının öylesine kulları vardır ki onlar, hikmet, bilgi ve anlayış, ululuklar elbiselerini giyinirler. Halkta onları görecek görüş yoktur amma onlar, pek kıskanç olduklarından bu elbiseleri giyerler de kendilerini gizlerler. Hani Mütenebbî,
Kadınlar ipekli elbiseleri süslenmek için değil,
Güzelliklerini korumak için giyindiler
der ya, tıpkı onun gibi işte.
Hz.Mevlana(k.s)-Fihi Ma Fih-2.bölüm
Kaynak;www.semazen.net
CİNSLERİN BİRBİRİNİ ÇEKMESİ
Cinsiyetin acayip bir çekiciliği vardır...
Nerede bir şeyi arayan varsa onu aratan ve çeken, aynı cinsten biridir.
İsa ve İdris (a.s.), meleklerle aynı cinstendiler; onun için gökyüzüne çıktılar.
Kâfirler ise, şeytanlarla aynı cinsten oldukları için ruhları, onların talebesi olmuştur.
Peygamberlerin cinsinden olan ruhlar, gölgeler gibi çekile çekile onların yanlarına giderler.
Haman’a meylin varsa Haman’dansın; Musa’ya meylin varsa Sübhan’dan!
Şunu bil ki güzel, güzeli cezbeder. “Temizler, temizler içindir” âyetini oku!
Âlemde her şey, bir şeyi cezbeder. Sıcak sıcağı çeker, soğuk soğuğu.
Aslı olmayan, aslı olmayanları çekmektedir; bâkiler de bâkilerden sarhoş olmakta.
Cehennem ehli olanlar, cehennem ehli olanları cezbeder.
Nûra mensup olanlar, ancak nûra mensup olanları ister.
Koku satanların tablalarına bak.
Her cinsi, kendi cinsinin yanına koyarlar.
Cinsleri kendi cinsleriyle karıştırır; bu uygunluktan bir güzellik, bir süs meydana getirirler.
İki kişi birbiriyle bağdaşıp uzlaştı mı, hiç şüphe yok, aralarında birleştikleri bir şey vardır.
Kuş (bile) ancak kendi cinsinden olan kuşlarla uçar.
(Hâsılı) kendi cinsinden olmayanla sohbet etmek âdeta mezara girmektir.
(IV/2671, 2672, 2674, 2702, 2717, II/81-84, 280, 281, 2101, 2102)
Hz.Mevlana(k.s)
Kaynak;www.semazen.net
İBADETLER
“Ben, insanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım” âyeti, âlemin yaratılmasındaki maksadın, ibadetten başka bir şey olmadığını (göstermektedir).
Bil ki tanıklar için tezkiye lâzımdır!
Senin dâvanı kabul etmek, tanığı tezkiyeye bağlıdır.
Bu namaz, oruç ve cihad inanışa şahitlik etmektedir.
Kul, günde beş kere “namaza gel, feryat et!” diye davet edilir.
Müezzinin “Haydi felâha” demesi yok mu?
O felâh, bu ağlayış, bu sızlayıştır.
Hakk’ın huzurunda, gözyaşı dökerek ayakta durmak, kıyamet gününde kabirden kalkıp mahşer yerinde dikilmeye benzer.
Allah “Secde et de yaklaş” buyurdu.
Bedenlerimizin secde etmesi, canlarımızın O’na yaklaşmasına sebeptir.
Namaz yumurtasından civcivi çıkar; yerden tane toplayan yordamsız kuş gibi yere baş koyup durma!
Allah mülk ve saltanat sahibidir.
Kendisine baş eğene, bu topraktan yaratılan dünya şöyle dursun, yüzlerce mülk, yüzlerce saltanat ihsan eder.
Melek gibi Allah’ı tespih etmeyi kendine gıda yap da onlar gibi ezadan kurtul!
Oruca sarıl, sabret; orucu terk etme, her an Hak’tan rızkını bekle!
Açlık sıkıntısı, hem lâtiflik, hem hafif bir hale gelme, hem de Allah’a yalvarıp ibadette bulunma bakımından diğer illetlerden elbette daha iyidir.
Cihad ve oruç güçtür, çetindir.
Fakat bu güçlük ve çetinlik, Allah’ın, kulu kendinden uzaklaştırmasından daha iyidir.
Mal, sadakayla kat’iyen azalmaz.
Hayırlarda bulunmak malı yok etmez, kaybolmaktan kurtarır.
Altın, zekât vermekle coşar, fazlalaşır.
İnsanı kötülükten, fenalıktan kurtaran da namazdır.
Zekât verilmeyince yağmur (yüklü) bulut gelmez, zinadan dolayı da etrafa veba yayılır.
Yoksullara bağışta bulundun, zekât verdin, elinle bir hayır yaptın mı, bu iyilikler öbür dünyada ağaçlık, çayırlık, çimenlik olur.
Hac, Allah evini ziyarettir, ev sahibini ziyaretse erlik damarıdır.
Kâbe O’nun lütuf ve ihsan evidir; benim vücudum ise onun sır evi.
İhsan ve lütuflar sahibi Allah, bir gün; “ey benim hastam, ey benim mihnetime uğrayan kul, nasılsın?” derse hiç zahmet ve eziyet kalır mı?
Peygamber buyurdu ki: “Bu yol için amelden daha vefalı bir arkadaş, bir yoldaş yoktur.”
Kör gibi elini at, Hakk’ın ipine yapış.
Onun emrinden ve yasaklarından başka bir şeyin etrafından dönüp dolaşma!
İbadet edenlerdeki doğruluk, takvâ ve yakîn rengi, ebediyen bâkidir.
İbadetlerin netice vermesi için zevk; tohumun ağaç olması için iç gerek!
(III/2988, V/0252, 183, 1599, 1600, III/2148, IV/0011, III/2175, VI/0664, V/0298, 1749, 2830, VI/1769, 3573, 3574, I/88, III/3460, IV/0015, II/2245, VI/1770, V/1051, VI/3492, 4712, II/3396)
Hz.Mevlana(k.s)
Kaynak;www.semazen.net
Hayırlı cumalar...
KENDİNDE ARA
Boşuna dolaşma budala gönül
Her ne arar isen kendinde ara
Meramın girmekse bu yola gönül
Her ne arar isen kendinde ara
Koskoca bir evren dürülü sende
Yaradanın ruhu saklı bedende
Bilmez misin şah damarının içinde
Her ne arar isen kendinde ara
Seninle beraber bu canı veren
Evrende değilsin içinde evren
Her türlü derdine dermanın senden
Her ne arar isen kendinde ara
El alem seninle birlikte kalmaz
Kendinde olmazsa o hak bulunmaz
Sana dışarının faydası olmaz
Her ne arar isen kendinde ara
Harflerin içinde gizli kitapsın
Şifresi bilinmez büyük hesapsın
Yaradanla birsin birlikte haksın
Her ne arar isen kendinde ara
İlahi güçlerle donatılan sen
Meleklerden üstün yaratılan sen
Hakk’ı başka yerde araman neden
Her ne arar isen kendinde ara
Görünür görünmez ikidir yüzü
Birlikte olanın açık kalp gözü
Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin sözü
Her ne arar isen kendinde ara
Gönül hazinende saklıdır yeri
Hacı Bektaş Veli bunun rehberi
Bunu bilir, bunu söyler Ekberi
Her ne arar isen kendinde ara
AŞIK EKBERİ
https://youtu.be/x1dWvV5ryrw
Seval Eroğlu-Kendinde Ara
Söz:Aşık Ekberî
***
https://www.youtube.com/watch?v=PJIiTkYLDCs
Ender Doğan-Ey gönül kılsan tefekkür...
Söz:Erzurumlu Abdülgani Efendi (k.s)
***
*Can içre can aramak ne demektir?
Anladığım kadarıyla Allah(c.c) emaneti ruha can denildiği kadar ruh-nefs-akıl-kalb ve diğer cevherlerin hepsine birdende can deniyor.
Can içre can aramak ikinci bahsettiğim anlamıyla olan can içinde allah emaneti ruhu-canı aramak olsa gerek.
*Can olmak ne demektir?
Yine anladığım kadarıyla kısaca can-ten-ben üçlüsünde ben aradan çıkıp,ten-nefsde kamil bir hâl aldığında,geriye can-ruh kalır."Ben" aradan kalkar.
Sen çıkarsan aradan,geriye kalır yaradan.
ACELECİLİK VE YAVAŞLIK
Şüphe yok ki, yavaş iş Rahman’dan, acele iş de melûn Şeytandandır.
Köpek bile önüne bir lokma atılınca önce koklar, sonra yer;
O, burnu ile, biz ise aklımız ile koklarız...
Allah, insanı yavaş yavaş tam kırk yılda kemâl sahibi yapar, olgunlaştırır.
(Senin de) istediğin şeyi yavaş yavaş, fakat sağlam bir şekilde yapman lâzım!
İşte bu yavaşlık, sana o işi iyice öğretmek içindir.
Yavaşlık, Allah ışığıdır; çabukluk ise Şeytanın dürtmesinden meydana gelir.
Hilâl, gerçekte noksanlık kabul etmez; görünüşteki bu noksanlık, yavaş yavaş dolunay haline gelmek, olgunluk kazanmak içindir.
Ay, geceye, yavaş olma konusunda ders verir; sıkıntının yavaş yavaş aşılacağını işaret eder ve şöyle der:
"Ey ham, aceleci kişi! Dama dayanan merdivenden basamak basamak çıkılır.
Ey tencere yavaş yavaş, ustaca kayna!
Delice kaynayan yemek, lezzetli olmaz.”
Allah, âlemi bir kere “kün” (ol!) demekle yaratmaya gücü yetmez miydi?
Bundan şüphen mi var?
Peki bu yaratma niçin altı gün sürdü?
Her gün de tam bin yıl kadardı.
Niçin çocuk, dokuz ayda yaratılmakta?
Çünkü Allah’ın adeti bir şeyi yavaşlıkla yapmaktır.
Neden Adem’in yaratılması* kırk sabah sürdü; o balçığı niçin yavaş yavaş insan haline getirdi (düşün)?
(III/3497-3499, 3502, 3506, V/59, VI/1209-1216)
Hz.Mevlana(k.s)
Kaynak;www.semazen.net
BENLİKTEN GEÇMEK VE TESLİMİYET
(Allah’ın) varlığına karşı yok olmak gerektir; O’nun huzurunda varlık nedir?
Kör ve yaslı bir hiç.
Yok olmanın yolu bambaşkadır; zira kendinde olmak da başka bir günahtır.
Gündüz gibi şûlelenip parlamayı diliyorsan geceye benzeyen varlığını yak!
Varlık, yoklukta görülebilir. Zenginler, yoksula cömertlik edebilir.
Noksanlar, kemal vasfının aynasıdır. O horluk, yücelik ve ululuğa aynadır.
Kötülerin kötülüklerine acıyın.
Benliğin, kendini görüp beğenmenin etrafında dolaşmayın.
Gözünde bir tek kıl olsa hayâlinde inci, yeşim taşı gibi görünür.
Hayâlinden tamamıyla geçersen o vakit yeşim taşını, inciden ayırt edebilirsin.
İnsan yokluk gülistanında kendinden geçer.
O âlemdeki sarhoşluk, Hakk’ın lütfunun büyük kadehindendir.
Allah’ın sanat yurdu da yokluktandır, hazinesi de.
Sen, varlığa aldanmış kalmışsın; yokluk nedir, ne bileceksin?
Nefsi aşağılama gölgesi, yatılacak güzel bir yerdir.
O, temizliğe ulaşmaya istidadı olana hoş bir uyku yeridir.
Bu gölgeyi bırakır da benlik tarafına gidersen, çabucak âsi olur azarsın, yolunu kaybedip gidersin.
Ben, varlığını o ihsan ve cömertlik sahibinden başkasına satmayana kul, köle olurum.
Bir adam, yokluğa erişir, kendisine yokluğu ziynet edinirse, o adamın, Muhammed (a.s.) gibi gölgesi olmaz.
Çünkü varlık, insanı adamakıllı sarhoş eder; aklını başından, utancını da gönlünden alır götürür.
Yok olmadıkça hiç kimsenin huzûra varmasına yol yoktur.
Yıldızlarımız gizlenmedikçe, bil ki can güneşi de gizlidir.
Topuzu kendine vur da benliğini darmadağın et!
Çünkü bu ten gözü, kulağa tıkanmış pamuğa benzer.
Beşeriyet vasıflarından ölürsen hakikat sırları denizi, seni başının üstünde taşır.
Kendini, kendi vasıflarından arıt ki, asıl kendi sâf, pâk zatını göresin.
Allah’ı candan gönülden istiyorsan varlıktan yokluğa dön!
Kendisini kâmil sanan kişi, ululuk sahibi Allah’ın yolunda uçamaz.
Kendinden geçmeye çalış da hemencecik kendini bul; doğrusunu Allah, daha iyi bilir.
Allah’tan başka her şey fânidir.
Mademki onun zatında fâni değilsin, varlık arama!
Âfetsiz, felâketsiz hiçbir köşe yoktur.
Allah’ın halvet yerinden başka hiçbir yerde dinlenmek, rahata kavuşmak mümkün değildir.
Oğul kılıcı bırak da can siperini ele al!
Bu padişahtan, ancak başsız olan başını kurtarır.
Sen yerden-yurttan, alımdan-satımdan geri durdun mu O, mekân âleminde de seninle beraberdir, Lâmekân âleminde de.
Allah, mülk ve saltanat sahibidir.
Kendisine baş eğene, bu topraktan yaratılan dünya şöyle dursun, yüzlerce mülk, yüzlerce saltanat ihsan eder.
İki deme, iki bilme, iki çağırma.
Kulu, efendisinde yok olmuş bil!
(I/518, 2200, 3010, 3202, 3210, 3416, II/109, 110, III/2942, 4516, IV/3346, 3347, V/490, 672, 1920, VI/0232, 731, 732, I/1843, 3460, II/0688, I/3213, IV/3218, I/3052, II/0591, 3170, III/0346, VI/0664, 3215)
Hz.Mevlana(k.s)
Kaynak;www.semazen.net
KENDİ AYIBINI GÖRMEK
Ey başkasının yüzünde kötü bir ben gören!
Gördüğün, kendi beninin aksidir, ondan nefret etme!
“Müminler birbirinin aynasıdır.”
Bu hadisi peygamberden rivayet etmediler mi?
Kör değilsen bu körlüğü kendinden bil!
Kendine kötü de, başkasına deme!
Eğer karga kendi çirkinliğini anlasaydı, derdinden kar gibi erirdi.
Herkes, önce kendi kusurunu görseydi, halini ıslah etmekten gaflet eder miydi?
Halk kendisinden gafildir babam, gafil!
Onun için birbirinin kusurlarını görürler.
Ne mutlu o kişiye ki kendi ayıbını görür.
Kim birisinin ayıbını söylerse, onu kendisine almış olur.
Be hey kaltaban!
Çukura düşmüşsün, kuyudasın sen.
Başkalarını bırak, kendine bak!
Tavus kuşu gibi kanadına bakma; ayağını gör ki kötü göz sana bir pusu kurmasın.
Ey saman çöpünden bile değersiz olan adam!*
O dağ gibi (Peygamber’e) bakıp ibret al da hünerini göstermeye kalkışma.
Asıl boğazımızdaki çözülmez düğüm şudur:
Sen kendini bil, bakalım, aşağılık bir adam mısın, yoksa bahtı yaver bir adam mı?
Hiçbir kâfiri dahi hor görmeyin.
Müslüman olarak ölebilir, olur ya!
Ört ki, senin de ayıbını* da örtsünler.
Kendinden emin olmadıkça kimseye gülme!
(I/1327, 1328, 1330, 2332, II/881, 882, 3034, III/2235, V/498, 505, 562, VI/2451, 4526)
Hz.Mevlana(k.s)
Kaynak:www.semazen.net
TEFEKKÜR
Kardeş, sen ancak o düşünceden ibâretsin.
Geri kalan varlığın ise kemik ve deriden başka bir şey değildir.
Düşüncen mânevî, varlığın gülse, gül bahçesisin; dikense, külhana lâyıksın.
Şu sayısız halka bak, hepsi de yeryüzünde bir düşüncenin (peşinde) sel gibi akmada.
Halk, o düşünceyi küçük ve ehemmiyetsiz görür ama, sel gibi cihanı suya boğar, alıp götürür.
Evlerin, köşklerin, şehirlerin, dağların, sahraların, nehirlerin hep ondan meydana geldiğini;
Denizdeki balığın denizin vücûduyla yaşadığı gibi, karanın, denizin, güneşin, göğün fikirle diri bulunduğunu görüyorsun da,
Neden körleşip ahmaklık ediyorsun?
Neden sence, ten Süleyman gibi oluyor da fikir karınca gibi?
Neden gözüne dağ büyük görünüyor da fikri fare gibi küçük, dağı kurt gibi büyük sanıyorsun.
Fikir ona derler ki bir yol açsın; yol ona derler ki önüne bir padişah çıkagelsin.
Kötü düşünceyi de zehirli tırnak bil. Bu tırnak, derinleştikçe can yüzünü tırmalar.
Gönülden de fikirler biter, gönlün nebatatı da fikirlerdir. Bu fikirler de gönüldeki sırları gösterir.
Zikir, fikri titretir, harekete getirir. Zikri bu donmuş fikre güneş yap!
II/277, 278, 1032, 1033, 1035-1038, 3207, V/0558, IV/1318, VI/1476)
Hz,Mevlana(k.s)
Kaynak;www.semazen.net
BİLGİ VE İNSANIN HAKİKATİ
Toprağa mensup insan Hak’tan ilim öğrenmiş ve o bilgi ile yedinci kat göğe kadar bütün âlemi aydınlatmıştır.
Bilgi, Süleyman mülkünün hâtemidir; bütün âlem cesettir, ilim candır.
Soru da bilgiden doğar, cevap da; diken de toprakla sudan biter, gül de.
Sapıklık da bilgiden olur, doğru yolu buluş da; acı da rutubetten hâsıl olur, tatlı da.
(Sahibini) gönül ehli yapan ilim, insana fayda verir.
Yalnız tene tesir eden, insana mal olmayan ilim, yükten ibarettir.
Hevâ ve heves uğrunda o bilgi yükünü taşıma ki, kendi içindeki ilim ambarını göresin.
Bu doğru, şu yanlış; bunları biliyorsun da kendin eğri misin, doğru musun? (Ona) bir bak!
Bütün bilimlerin özü şudur:
“Mahşer günü ben kimim, ne hale geleceğim?” sorusunu bilebilmek.
Din usûlünü öğrenmişsin, bilmişsin; ama bir de kendi mayana bak, onu tanı!
Kitaptan maksat içindeki bilgilerdir; ama dilersen sen onu yastık yapıp başının altına da koyabilirsin.
Bu, kılıcı çivi yerine kullanıp, zafer yerine mağlubiyeti kabul etmek, demektir.
Bazı âlimler, bilgilerin yüz binlerce türünü bilir de kendisini bilmez.
Nice âlimler vardır ki hakiki ilimden, hakiki irfandan nasipleri yoktur.
Bu tür âlim* ilim hâfızıdır, ama ilim sevgilisi değil.
Ey emin kişi, bilgide ne kadar ileri gidersen git onunla gaybı gören gözlerin açılmaz.
Kendine, aşkı ve bakışı öğret! (İşte) bu bilgi,* taşa kazılan nakış gibidir.
Tutulmadan, kekelemeden yüzlerce kitap okusan, Allah takdir etmediyse aklında hiçbir şey kalmaz.
Fakat Allah’a lâyıkıyla* kulluk edersen bir kitap bile okumadan, yeninden-yakandan duyulmadık bilgiler bulursun.
Bilgili adamın uykusu ibadetten üstündür.
Hele insanı gafletten uyandıran bilgi olursa…
Bilgi, uçsuz, bucaksız ve kıyısız bir denizdir.
Onu dileyense, denizlerde dalgıçlık edene benzer.
Bilgi isteyen kişinin ömrü, binlerce yıl olsa dahi yine araştırmaktan vazgeçmez; bir türlü doymaz.
Bilgi, Mü’minin kayıp malıdır; bu sebeple* Mü’min kendi yitiğini bilir, anlar.
Topraktan biten güller yok olur gider; gönülde biten güller ise devamlıdır.(…)
Bizim öğrendiğimiz bu tatlı bilgiler, bil ki o gül bahçesinden bir-iki, bilemedin üç demetten ibarettir.
Gül bahçesinin kapısını kendimize kapatmışızdır da, onun için bu iki üç demete tutulup, kalmışız.
Yazıklar olsun ki, böyle bir bahçenin anahtarları ekmek-boğaz yüzünden elimizden düşüp gidiyor.
(I/1012, 1030, IV/3009, 3010, I/3447, 3451, III/2651, 2654, 2655, 2989, 2991, 2648, 3038, VI/261, 3194, 1931, 1932, 3878, 3881, 3882, 4507, 4650-4653)
Hz.Mevlana(k.s)
Kaynak:www.semazen.net