PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Ilginç Haberler



Gümüş
03-12-2007, 05:07 PM
:eek::eek:http://img47.imageshack.us/img47/7886/turkkadin64yasindaalmanue3.jpg

64 Yaşında Bir Kız Çocuk Sahibi Olan Türkan Katıçelik ve Çocuğunun Sağlığının Yerinde Olduğunu Açıklayan Dr. Elias Karam, 'Hastam, Yurtdışında Yapay Döllenme Yaptırarak Anne Oldu' Dedi.


Türk Kadın 64 Yaşında Almanya'da Anne Oldu
Almanya’nın Aschaffenburg kentinde yaşayan Katıçelik Ailesi, çocuk sahibi olmanın mutluluğunu yaşıyor. 64 yaşında bir kız çocuk sahibi olan Türkan Katıçelik ve çocuğunun sağlığının yerinde olduğunu açıklayan Dr. Elias Karam, 'Hastam, yurtdışında yapay döllenme yaptırarak anne oldu' dedi.

Karısı ile aynı yaşta olan Selim Katıçelik ise kızının perşembe günü dünyaya geldiğini belirtirken, ayrıntılı açıklama yapmaktan kaçındı. Almanya’da yumurta bağışı yasak olduğu için yurtdışında yumurta bağışıyla yapay döllenme yaptıran kadının, Almanya’da doğum yapan en yaşlı kadın unvanını elde ettiği belirtildi. Türkan Katıçelik’in birkaç kez düşük yaptığı ve çocuk doğurma isteğini sonunda gerçekleştirdiği bildirildi. 03.12.2007 10:55 [1118816]

biricik
03-12-2007, 05:24 PM
64 yaş ha vayyy beee:confused::eek:

Gümüş
04-12-2007, 02:50 PM
Mucize hayatKategori: Epilepsi
İzmir’de sara hastası olan genç bir kızın beyninin yarısı alındı. Yarım beyinle yaşamını sürdüren 17 yaşındaki Burcu Çelik, sara nöbetlerinden kurtulduEge Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroşirurji Anabilim Dalı’nda gerçekleştirilen bir ameliyatla doğuştan sara (epilepsi) hastası olan 17 yaşındaki Burcu Çelik’in beyninin hastalıklı olan yarısı alındı. Prof. Yusuf Erşahin, operasyonun yaklaşık 4.5 saat sürdüğünü belirterek, ‘Fonksiyonel hemisfrektomi adı verilen işlemle hastamızın bayılma nöbetleri geçirmesine neden olan bölümünü çıkardık’ dedi.
Günde birkaç defa bayılan hastanın ameliyattan sonra bayılma nöbetlerinin sona erdiğini kaydeden Erşahin, ‘Beynin yarısı alındığı için vücudunun sağ tarafı geçici felç oldu. Tedaviyle bu sorun da ortadan kalkacak’ diye konuştu. Prof. Erşahin, saranın beynin fazladan elektrik üretmesi sonucu ortaya çıktığını da sözlerine ekledi.Burcu’nun annesi Fatma Çelik ise, kızının kurtulmasının mutluluğunu yaşadığını söyledi. Çelik, ‘Kızım konuşuyor, gülüyor. Henüz tam olarak yürüyemiyor ama doktorlar felcin geçici olduğunu söylediler. Yani Burcu tamamen düzelecek’ diye konuştu.
http://www.epilepsihastalari.org/?p=12#more-12

biricik
04-12-2007, 02:57 PM
neler oluyor şu dünyada:eek:

biricik
04-12-2007, 03:32 PM
14 yaşında bir öğrenci Eğitim Bakanlığı'na 300 bin dolarlık dava açtı.

14 yaşındaki öğrenci, okuma yazma öğrenemediği için Eğitim Bakanlığı’na 300 bin dolarlık dava açıyor.

Avustralya’nın Victoria kentinde yaşayan Beau Abela adlı 14 yaşındaki çocuk okuma yazma öğrenemediği için Eğitim Bakanlığı’na dava açıyor. Vatan gazetesi'nin haberine göre; uzmanlar, öğrenim güçlüğü çektiği için 8’inci sınıfta olmasına rağmen çok az okuyan ve sayı saymayı bilmeyen
Abela’nın sınıf arkadaşlarından en az beş yıl geride olduğunu söylüyor.

Abela, kendisine ilgi gösterip doğru düzgün eğitmediği için bakanlıktan 300 bin dolar tazminat istiyor.

Gümüş
22-12-2007, 05:22 PM
Telefonların ilginç faydası
Yazı Boyutu : Sağlık alanında başlatılan ilginç bir proje, bebek ölümlerini önemli oranda azalttı. Şanlıurfa İl Sağlık Müdürlüğü, pilot olarak seçtiği Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesi'nde doğan bütün bebekleri izlemeye tabi tuttu.

Ailelerin cep telefonu numaralarını alarak periyodik şekilde SMS (cep mesajı) gönderdi. Bebeğin 1 yaşına kadar hastanede yapılması gereken bütün aşı, tahlil ve kontrolleri için anne ve babaları uyardı. İlk doz hepatit aşıları hastanede yapılan bebekler, aşı takvimine dahil edildi. Unutkanlık ve dalgınlık sonucu aşıların ihmalini engellemek amacıyla doğumu takip eden ilk 24 saatte ailelere toplam 3 mesaj gönderildi. Uygulamanın olumlu sonuçları da alınmaya başlandı. Geçen yıl 412 olan bebek ölümü sayısı bu yıl 238'e düştü. Aşı bilincini geliştirmeyi amaçladıklarının altını çizen İl Sağlık Müdürü Halil Nevzat Yetkin, proje sayesinde bebek ölümlerinin en az yaşandığı illerden biri haline geldiklerine dikkat çekti.

Projenin fikir babası ve uygulamasına geçilmesinde en büyük katkıyı yapan Sağlık Müdürü Halil Nevzat Yetkin. Müdürlüğün bütçesinden her ay 250 bin kontör alan Yetkin, hastanede doğum yapan anne ve babanın cep telefonlarına 1 yıl boyunca 12 bilgi mesajı geçilmesini sağladı. Mart ayından itibaren hayata geçirilen projede şimdiye kadar bebek ölümlerine karşı aşı kampanyasında hedef yüzde 95 iken, SMS projesiyle bu hedef yüzde 98'lere çıktı. Halil Nevzat Yetkin, "İlk zamanlar Şanlıurfa'da bu projenin nasıl tutacağı merak ediliyordu. Türkiye'de daha önce böyle bir uygulama yoktu ve nasıl bir sonuç alınacağını biz de bilmiyorduk. Projenin geldiği son noktada aldığımız sonuçlarla Türkiye'de bebek ölümlerinin en az yaşandığı illerden birinin Şanlıurfa olduğunu gördük. Aşı bilincini geliştirmek ve bebek ölümlerinin önüne geçmek için başlattığımız projemizde hedef yüzde 95 idi. Ama bu hedefimizi yüzde 98'lere çıkardık. Yıl sonuna kadar yüzde 100'lere de çıkarabiliriz." dedi.

SMS projesinde şimdiye kadar 20 bin aileye ulaştıklarını anlatan Yetkin, ilk zamanlarda bilgi mesajı geçen ailelerin hastaneyi arayarak mesajın içeriğini ve ne yapması gerektiği konusunda bilgi aldıklarını söyledi. Yetkin, ilk 6 ayı anne sütünün bebeklere verilmesi gerektiği konusunun anne ve babaya gönderilen mesajlarla hatırlatıldığını vurguladı. Bu çalışmanın Hastane Bilgi Yönetim Sistemi'ne (HBYS) entegre edilerek gerçekleştirildiğini kaydeden Yetkin, proje ile hastanelerde doğumun teşvik edileceğini ve hastanede doğum oranlarının da artacağını düşünüyor.

Şanlıurfa'da 2005 yılında Sağlık İl Müdürlüğü tarafından toplam 3 dozda 31 bin 155 bebeğe aşı yapıldı. Aynı yıl içerisinde ise 324 bebek öldü. 2006 yılında da 30 bin bebeğe aşı yapıldı. Bu yılın sonunda 412 bebek öldü. 2007 yılının ilk 10 ayında ise hayata geçirilen SMS projesinde 30 bin bebeğe aşı yapıldı ve şimdiye kadar ölen bebek sayısı 238 oldu.

'Bebeğinizin topuk kanı alınacak lütfen sağlık ocağına getiriniz'

İl Sağlık Müdürlüğü'nün, yeni doğan bebeğin anne ve babasına gönderdiği bazı mesajlar şöyle: 'Sn. (anne-babanın soyadı) 24 Mart doğumlu bebeğinizin aşı günleri sms ile size bildirilecektir. Mesaj almak istemiyorsanız 04144938024/174 numaralı telefonumuzu arayınız.' Böylece mesaj almak istemeyen veya çocuğu vefat eden ailelerin rahatsız edilmemesi düşünülüyor.

'Sn. .... doğum sonrasında bebeğinize sarılık aşısı yapılmadıysa lütfen en yakın sağlık ocağına başvurunuz.' (Her ne kadar hastanelerimizde hepatit aşısı yapılıyor ise de gözden kaçma ihtimali düşünülerek bu mesaj yollanmaktadır.)
'Anne sütü, hastalıklara karşı koruyabilen en değerli besindir. Bebeklerinize, doğumdan sonra hemen başlayarak ilk altı ay boyunca sadece anne sütü veriniz.' Bebek dostu olan ilimizde anne sütü kullanımını teşvik için bu mesajın gerekli olduğu düşünülmüştür.

'Sn. (soyadı) 15 Nisan doğumlu bebeğinizi topuk kanı alınmak üzere en yakın sağlık ocağına getiriniz. Çocuğunuzu zeka geriliğinden koruyunuz.'

Zaman http://www.kenthaber.com/Arsiv/Haberler/2007/Kasim/11/Haber_289568.aspx

Gümüş
22-12-2007, 05:24 PM
Eroinin İlginç Hikayesi






İnsan organizması açısından tüm zamanların en yıkıcı kimyasal bileşimlerinden biri sayılan eroinin, ilk kez bilim adamları eliyle ve gerçekte son derece iyi niyetli bir amaca hizmet etmek üzere üretildiğini
biliyor muydunuz?

1897'de Almanya'daki Bayer laboratuarlarında kanser ve tüberküloz hastaları için "ağrı kesici" olarak hazırlanan "eroin hidroklor", dehşet verici yan etkileri farkedilince onu ilaç olarak reçetelere yazan hekimler tarafından derhal terkedildi. Ancak iş işten geçmiş ve "şeytanın tozu" hapsedildiği şişeden kaçıp halkın arasına karışmayı başarmıştı bir kez daha Kimya tarihinin ünlü efsanelerinden birine göre, "eroin" maddesi, adını, bu maddeyi deneme amacıyla kolundan enjekte eden bir Bayer mühendisinin o anda yaşadıklarını tanımlamak için kullandığı şu mânidar cümleden almıştı:"Kendimi bir kahraman gibi hissediyorum!" ("I feel like a hero")
İşte, o günden bu yana eroin, dünyanın dört bir köşesinde, din, dil, ırk ve
sosyal sınıf gözetmeksizin yüzmilyonlarca "kahraman" (!) üretmeye devam
ediyor. Yalnız, küçük bir sorun var ki, bu sentetik kahramanların büyük bir
bölümü kahramanlıklarını pekiştirecek herhangi bir dünyevî icraat yapmaya
vakit bulamadan, hayli zamansız bir biçimde toprağın altını boylamaktalar!

Elbette ki, eroin şakası yapılamayacak kadar hassas bir konu. Zaten bizim derdimiz de şaka falan değil, yalnızca bir durum tesbiti yapmak. Ancak, aşağıda aktaracağımız tarihsel gerçekleri okuduktan sonra, şakayı biz mi yoksa şu anlı şanlı bilim dünyası mı yapıyor, ona siz karar vereceksiniz. İnsan organizması açısından tüm zamanların en yıkıcı kimyasal bileşimlerinden biri sayılan eroin, gerçekte son derece iyi niyetli bir amaca hizmet etmek üzere üretilmişti.


Saf morfinin asit anhidritle işlenmesi sonucu ortaya çıkan bu ölümcül toz, ilk kez 21 Ağustos 1897 günü, Bayer'in Almanya'nın Elberfeld kentindeki laboratuarında sentezlendi. Sentezleme işlemi, bu tarihten yalnızca bi kaç gün önce aynı laboratuarda "Asprin"i keşfetmiş olan saygın Alman kimyageri Dr. Felix Hoffman tarafından gerçekleştirilecekti. Bayer kayıtları, bizlere
bu deneyin hedefinin kuru öksürük, tüberküloz ve kanser gibi önemli hastalıklarda hem şiddetli acıları dindirebilen, hem de tedavi edici yönü bulunan etkili bir ilaç keşfetmek olduğunu bildiriyor. 1868'de Ludwigsburg da doğan Hoffman, Münih Üniversitesi Farmakoloji Bölümü'nden son derece yüksek derecelerle mezun olmuş, geleceği parlak bir kimyagerdi. Nitekim,
Alman ilaç sanayiinin duayenlerinden Adolf von Bayer de onu keşfetmekte
gecikmedi. Genç kimyageri şirketinin Ar-Ge bölümüne alan Bayer, onun
sayesinde farmakoloji tarihinin en büyük buluşlarından biri olan asetil
salisilik asiti günümüzde "Aspirin" adıyla bütün dünyada tanınan ticarî bir
markaya dönüştürecekti.

İşte, eroin tam da o günlerde, şirket çalışanlarının "Aspirin"in keşfinin
coşkusunu yaşadığı sırada doğdu. Dr. Hoffman büyük buluşunu kayıtlara
geçirmesinden yalnızca 11 gün sonra yine aynı laboratuarda, fokurdayan
tüplerinin başındaydı. Bunaltıcı Ağustos sıcağına aldırmaksızın gün boyunca
aralıksız çalışan ünlü kimyager en sonunda hedefine ulaştı. Deney kabının
dibine çökelen beyaz toz, bir süredir kafayı taktığı o yepyeni formülün işe
yaradığının da en somut kanıtıydı.

Aspirin ve eroinin ortak mucidi: Dr. Felix Hoffman
baz morfinden sekiz kat daha güçlü bir uyuşturucu elde eden Dr. Hoffman, bunun kontrollü şekilde kullanımıyla yukarıda anılan hastalıkların tedavisinde çok önemli bir ilerleme kaydedebileceğini düşünüyordu. Kobaylar üzerindeki deneme çalışmaları bir yıl kadar sürdü ve toz eroin, "heroin hydrochlor" ticarî markasıyla şişelenmiş olarak 20. yüzyılın hemen
arefesinde Bayer şirketi tarafından piyasaya sürüldü. Bugün için inanılması bir hayli güç olmakla birlikte, eroin o dönemde başta Almanya olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde eczanelerde rahatça satılıyordu. Hekimler, birçok ağır vak'ada hastalarını "mutluluktan uçuran" bu toza önceleri büyük ilgi gösterdiler. Eroin yalnız tedavi umudu olanlar için değil, tedavisi imkânsız görülen ve ölüm döşeğinde birazcık huzur isteyen hastalar için de gerçek bir umut gibi görülmekteydi.

Ancak, madalyonun öteki yüzü kısa sürede ortaya çıktı. Yalnızca bir iki kullanımın ardından "şeytanın tozu"na müptela olanlar şuursuzca ecza depolarına, laboratuarlara saldırıyor ve kendilerine daha fazla ilaç temin etmeye çabalıyorlardı. Eroin yasal olarak son kez 1. Dünya Savaşı yıllarında ağır yaralı askerlerin tedavisinde kullanıldı, ardından da tıp dünyasındaki güçlü bir konsensus sonucu tedavi prosedürlerinden tümüyle kaldırıldı. İnsanları çok seven ve mesleğine aşık bir kimyager olan Dr. Hoffman, 8 Şubat 1946'da son nefesini verirken, ilk kez onun laboratuar kaplarında dünyaya gözlerini açan "diasetilmorfin" artık çoktan bir ilaç olmaktan çıkmış, alım-satımı ya da kullanımı bir çok ülkede en ağır şekilde cezalandırılan lanetli bir maddeye dönüşmüştü. Bir daha da hiç bir güç önünü kesmeyi başaramayacaktı...

http://www.saglikmerkez.com/genel-saglik/eroinin-ilginc-hikayesi.html

Gümüş
22-12-2007, 06:06 PM
Obezlik Bulaşıcı Çıktı! /


ABD’de yapılan araştırmada, obezliğin "bulaşıcı" olduğu belirlendi.
....................

ABD’de yapılan bir araştırmada, obezliğin "toplumsal olarak bulaşıcı" olduğu belirlendi.

Yapılan kapsamlı araştırmada, toplumsal ilişkilerin obezlikte şaşırtıcı biçimde güçlü rol oynadığı belirtilerek, ailesi ya da yakın arkadaşları şişman olanlarda obezlik olasılığının daha fazla olduğu kaydedildi.

Araştırmayı kaleme alanlardan California Üniversitesi öğretim üyesi James Fowler, araştırmanın şaşırtıcı sonuçlarından birinin de yüzlerce kilometre uzakta olan arkadaşların bile bir kişinin kilo durumunu etkilemesi olduğunu söyledi.

Araştırmaya göre, bir arkadaşı obez olanın aşırı şişman olma olasılığı yüzde 57, kardeşi obez olanın yüzde 40, eşi obez olanınsa yüzde 37 oranında artıyor. Çok yakın arkadaşlıklarda ise riskin üçe katlandığı belirtildi.

Bu konuda cinsiyetin de önemli bir unsur olduğu belirtilen araştırmada, aynı cinsiyetten arkadaşlıklarda bir kişinin obezlik riskinin, arkadaşlarından biri kilo alıyorsa yüzde 71 arttığı belirtildi. Erkek kardeşler arasında bu risk yüzde 44 olurken, kız kardeşler arasında yüzde 67’ye çıkıyor.

NEDEN BULAŞICI?
Obezliğin neden bulaşıcı olduğu sorusuna cevap arayan bilim adamları, birlikte vakit geçiren insanların yeme ve spor yapma alışkanlıklarının birbirine benzemesinin tek başına açıklayıcı olmadığını düşünüyorlar.

Araştırmacılar, obez akrabaları ve arkadaşları olan insanların, "kabul edilebilir kilo" konusundaki fikirlerinin değişmesinin önemli bir unsur olduğunu belirttiler.

Bununla birlikte bilim adamları, insanlardan araştırma sonuçlarına bakıp obez arkadaşlarıyla ilişkilerini kesmemelerini istediler.

"New England Journal of Medicine"da yayınlanan ve Milli Yaşlılık Enstitüsü tarafından desteklenen araştırma 12,067 kişi üzerinde yapıldı.

Doğal kilo alma ve kilo almadaki diğer faktörlere bakılan araştırmada, bu konudaki en büyük etkinin aynı genleri paylaşmakta değil arkadaşlık ilişkisinde olduğu belirtildi.

Obezlik başta ABD ve diğer Batı ülkelerinde son zamanlarda bir sağlık problemi haline geldi. Dünya çapında 400 bini obez olmak üzere 1,5 milyar şişman yetişkinin olduğu kaydediliyor. Amerikalıların da üçte ikisi obez veya şişman
http://www.diyet.com.tr/index.asp?actions=saglikdetay&saglik=217

Gümüş
22-12-2007, 06:07 PM
İki göğsü de alındı ama..


ABD'de bir kadının iki göğsü alındıktan sonra meme kanseri olmadığı anlaşıldı.:eek::eek::eek:

Ameliyatı yapan doktorun yok yere iki göğsünü de aldığını söyleyen 35 yaşındaki Darrie Eason, ABC televizyonuna yaptığı açıklamada, "Bana meme kanseri değilsiniz, bu hastalığa hiç yakalanmamışsınız dedi" diye konuştu.

Amerikan basını, hataya laboratuvar teknisyeninin neden olduğunu, doktorların Eason'a ait olmayan biyopsi sonuçlarını inceleyerek ameliyata karar verdiğini bildirdi.

Gümüş
22-12-2007, 06:20 PM
Dünyada bayat balık gibi kokan 600 insan var

Dünyada sadece 600 kişide bulunduğu belirtilen bir hastalık, insanların "bayat balık gibi" kokmasına ve çevreden dışlanmalarına yol açıyor.
Dünyada sadece 600 kişide bulunduğu belirtilen bir hastalık, insanların "bayat balık gibi" kokmasına ve çevreden dışlanmalarına yol açıyor. ABC televizyonunun haberinde, soyadı verilmeyen Camille adlı kadının öyküsü anlatıldı.

Eski bir model ve yüksek lisans sahibi bir öğretmen olan Camille "bayat balık" gibi kokuyor. Yıllarca çözemediği bu hastalık, Camille’yi intiharın eşiğine kadar götürdü. Camille, hastalığını, "ağır, yoğun ve derin bir balık kokusu" diye tanımladı. Sorununu anlayabilmesi Camille’nin 30 yılını aldı. Yıllarca doktor doktor dolaşan Camille, sonuçta Philadelphia’da Dr. George Petri’de aradığı cevapları buldu. Genetik bir bozukluk olan "bayat balık konusu," vücudun salgıladığı "trimethylaine" adlı enzimden kaynaklanıyor. Dünyada sadece 600 kişide bu hastalık var. Enzim, TMA maddesini artırıyor ve bu da bayat balık kokusu yaratıyor.

Bu hastalıkla ilgili TMAU Vakfı kurucusu Sandy de aynı hastalıkla mücadele ediyor. Sandy, "Lağım gibi kokuyordum" dedi. Sekiz ayrı ve gereksiz ameliyat geçiren ve çok para harcayan Sandy, Camille’nin Dr. Petri’yi bulmasında yardımcı oldu. Sandy, "TMAU Vakfı ile bu sorun hakkındaki araştırmaların önünü açmaya çalışıyoruz" dedi
alıntı

Gümüş
12-01-2008, 04:34 PM
:eek::eek:350 kiloluk Meksikalıyı, hastaneye itfaiye kaldırdı!
Meksika'da 350 kilogram ağırlığındaki bir kişi, hastaneye itfaiyenin yardımıyla kaldırılabildi.
Formato 21 radyosunun haberine göre, başkent Meksiko'daki evinde düşen 31 yaşındaki Julio Zamora'nın kentteki bir hastaneye kaldırılması gerekti.
Zamora'nın hastaneye kaldırılmasına yardımcı olan itfaiyecilerden biri, ''Onu kaldırmak için ahşap bir kapı ve sulama borularından sedye yapmamız gerekti. Normal bir sedyeyle götüremezdik'' dedi.
Meksika, dünyada en çok obezin yaşadığı ülkeler sırasında ABD'nin ardından 2. sırada.
http://msnyasam.milliyet.com.tr/2008/01/12/son/sonyas02msn.asp

BeYaZ_KeLeBeK
12-01-2008, 04:45 PM
yazık yaaa:(