9 ŞUBAT
06-05-2009, 06:13 PM
Ülkemizde yüksek tahsilli, ekonomik durumları iyi ve eğitimli kişiliklerde boşanma oranları daha yüksek… Boşanmayı azaltmak için acaba evlilik öğrenilebilir mi?
Röportaj: Uğur İlyas Canbolat
Evlilik iletişimin en sık yaşandığı, karşılıkla anlayış ve desteğin en yoğun olduğu bir alan. Farklı iki kişilik ve anlayışın bir araya gelerek kendilerini yeniden inşa ettikleri bir süreçtir evlilik. Dinleme ve anlama bu süreçte çok önemlidir. Elbette kişinin kendini tanıması, iyi ve kötü yönlerinin farkında olması da bir o kadar önemli. Abartılı beklentiler ise iletişim kazalarına en çok neden olan bir durumu gösteriyor. Giderek artan boşanmalara tanık olduğumuz gibi farklı dünyalarda olmasına rağmen ‘evliymiş gibi’ yapan kişilerde az değil etrafımızda. Kaliteli zaman paylaşımının olmayışı, gelişime açık olmamak, hedef birliğinin sağlanamayışı gibi konularda zihnimizi kurcalayan pek çok soru vardı… Bunların cevaplarını almak üzere konu hakkında önemli çalışmaları olan, eğitimler veren Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Öğretim Üyesi Halkla İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Hüdaverdi Adam’ın kapısını çaldık ve sorularımızı yönelttik.
Aile hayatı denildiğinde ne anlamamız gerekir?
Aile hayatı denilince akla gelen ilk şey bir kadınla bir erkeğin hayatı kucaklamak veya hayatın yükünü beraberce taşımak için bir araya gelmesi oluyor. Bu çerçeveden baktığımızda kişiler yaşadıkları alanlarda oluşturdukları bireysel hayatlarını ‘Biz’e dönüştürüyorlar. Yalnız burada dikkat edilmesi ve unutulmaması gereken önemli nokta şu: İnsanlar evlendikleri zaman o güne kadar taşıdıkları ‘Ben ve ‘Sen’ alanlarından tamamıyla uzaklaşmış olmuyorlar. Sadece yeni bir üst kimlik kazanıyorlar. Bunu suya benzetebiliriz. Suyu oluşturan hidrojen oksijen molekülleri kendi kimliklerinden vazgeçmeden ‘SU’ üst kimliği çatısı altında birleşebiliyorlar.
Aile yaşamını geleneksel ve şehir hayatı açısından tasnif etmek mümkün müdür?
Aile yaşamı köyde eskisi kadar çok yaygın olmasa da dede, nine, hala, teyze, amca, dayı gibi tüm aile yakınlarının birlikte yaşadıkları geniş bir aile yapısını taşır iken bu durum şehirde, anne-baba ve çocuklardan oluşan çekirdek yapı halinde temsil edilmektedir.
Sosyal hayatın her alanında olduğu gibi ailede de iletişim önemli midir?
Tabiî ki son derecede önemlidir. Aile içinde bireyler bilgi, duygu, düşünce ve davranışlarını birbirlerine ancak sağlıklı iletişim vasıtası ile aktarmaktadırlar.
Doğru iletişimin prensipleri nelerdir diye sorsam neler söylersiniz?
Aslında iletişim insanların içinde başlar. İnsanlar karşıya mesajlarını aktarırken ‘Ne’ söylediğinin bilincinde olmalı ve bundan kaynaklanan sorumluğu da yüklenmeye hazır bulunmalıdır. Ayrıca bir mesaj iletirken muhatabının ‘Kim’ olduğunu fark etmeli ‘Kime’ mesaj iletmekte olduğunu sorgulamalıdır. Tabi bu arada ‘Niçin’ ve ‘Neden’ sorularını kendine sormalı iç sesinin cevabını dikkate almalıdır. Doğru iletişimin olmaz ise olmaz ilkelerinden biri ‘Etkin Dinleme’nin bilinmesi yani söylenen söz ile birlikte sözün arka planının dikkatlerden kaçırılmamasıdır.
Buna bir örnek verebilir misiniz?
Mesela çocuğunuz eve geldi, elindekileri fırlatıp ortaya attı ve bundan sonra artık okula gitmeyeceğini söyledi, etkin dinleme becerisi gelişmemiş bir anne- baba ‘sadece çocuğun okula gitmek istemediğine’ takılıp kalıyorsa çocukları ile anlamsız bir tartışmaya girmiş olurlar. Halbuki bunun arka planını dikkate alı ve ‘hayırdır bu gün okulda bir şey mi oldu?’
sorusunu sorsa çocuk ‘evet bugün öğretmen bana kızdı’ ya da ‘arkadaşım bana vurdu’ diyecek. Çocuğun okula gitmek istemesinin gerçek sebebi ortaya çıkacaktır. Bir diğer önemli ilke sağlıklı iletişimde ‘Sen’ dili yerine ‘Ben’ dilinin kullanılmasıdır.
‘Ben’ ve ‘Sen’ dili ile neyi kastediyorsunuz?
‘Sen’ dili ile kast edilen sen ile başlayan, yargılayıcı, itham edici ve suçlayıcı dildir ki muhatapta savunma reflekslerini harekete geçirir. Ve sonuçta çatışma kaçınılmazdır. ‘ben’ dilinin üç basamağı vardır. Birinci basamakta dikkatler kişiye değil davranışa yöneliktir. İkincisi bu davranışın bende ne tür bir etki oluşturduğunu ifade etmektir. Üçüncü basamakta ise ne tür bir duygu hali oluşturduğunu ortaya koymaktır.
Bunu bir örnekle açabilir miyiz?
Örneğin çocuğunuz evde televizyonun sesini çok açtığı için siz okuduklarınızı anlayamıyor ve bir türlü okuduklarınıza odaklanamıyorsunuz. Bunu ‘televizyonun sesini çok fazla açıyorsun. Senin yüzünden okuduklarımı anlayamıyorum. Kes şunu artık’ derseniz çocuğu eleştiriyorsunuz demektir. O da savunmaya geçecek ve çatışma kaçınılmaz olacaktır. Halbuki ben dilinde eleştirilen kişilik değil davranış olacaktır. Bunu da ‘Televizyonun sesi çok yüksek açılınca okuduklarıma odaklanamıyorum. Bu da benim canımı sıkıyor’ dediğimizde çocuk kişiliği eleştirilmediği için çatışmacı bir dil kullanmayacaktır.
İletişimin öğrenilmiş yanı, modellenme tarafı ne kadardır?
Her şeyden önce iletişim bir beceri işidir. Her beceri gibi bu da öğrenilebilir. Bu öğrenmenin (bilinçsiz yetersiz), (bilinçli yetersiz), (bilinçli yeterli),(bilinçsiz yeterli) olmak üzere dört basamağı vardır.
Aile hayatında en çok eşler dinlenilmemekten yakınıyorlar? Haklılar mı?
Doğru ve kesinlikle haklılar, günlük hayatın hay-huyları içinde koşuşturan insanlar eve yorgun dönüyorlar. Eve gelince de televizyonun karşısına geçiyorlar. Haberdi, filmdi, belgeseldi derken kendilerini yatağa zor atıyorlar ve hatta çoğu zaman televizyonun karşısında uyuya kalıyorlar.
Peki bu tek taraflı mıdır?
Bu maalesef tek taraflı değil ama daha çok erkeklerde görülen bir durum. Genelde hanımlar erkeklerin ağzından kerpetenle laf aldıklarından şikayetçi olurlarken erkeklerde hanımların çok konuştuklarından dert yanarlar..
Doğru iletişimin nişanlılık döneminde başladığına inanır mısınız?
Kadın erkek arasındaki iletişim bir birlerine ilgi duymaya başladıkları zaman başlar. Kişiler bu dönemde maalesef birbirlerine maskeli davranmaya başlarlar. Kendi gerçekliklerini gizlerler. Kendileri gibi davranma yerine karşıdaki nasıl memnun olacaksa öyle davranırlar. Böylece aralarında doğru, gerçek, sağlıklı iletişim yerine, hayal ve aldatma üzerine kurulu bir iletişim gerçekleştirirler.
devamı alttadır.
Röportaj: Uğur İlyas Canbolat
Evlilik iletişimin en sık yaşandığı, karşılıkla anlayış ve desteğin en yoğun olduğu bir alan. Farklı iki kişilik ve anlayışın bir araya gelerek kendilerini yeniden inşa ettikleri bir süreçtir evlilik. Dinleme ve anlama bu süreçte çok önemlidir. Elbette kişinin kendini tanıması, iyi ve kötü yönlerinin farkında olması da bir o kadar önemli. Abartılı beklentiler ise iletişim kazalarına en çok neden olan bir durumu gösteriyor. Giderek artan boşanmalara tanık olduğumuz gibi farklı dünyalarda olmasına rağmen ‘evliymiş gibi’ yapan kişilerde az değil etrafımızda. Kaliteli zaman paylaşımının olmayışı, gelişime açık olmamak, hedef birliğinin sağlanamayışı gibi konularda zihnimizi kurcalayan pek çok soru vardı… Bunların cevaplarını almak üzere konu hakkında önemli çalışmaları olan, eğitimler veren Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Öğretim Üyesi Halkla İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Hüdaverdi Adam’ın kapısını çaldık ve sorularımızı yönelttik.
Aile hayatı denildiğinde ne anlamamız gerekir?
Aile hayatı denilince akla gelen ilk şey bir kadınla bir erkeğin hayatı kucaklamak veya hayatın yükünü beraberce taşımak için bir araya gelmesi oluyor. Bu çerçeveden baktığımızda kişiler yaşadıkları alanlarda oluşturdukları bireysel hayatlarını ‘Biz’e dönüştürüyorlar. Yalnız burada dikkat edilmesi ve unutulmaması gereken önemli nokta şu: İnsanlar evlendikleri zaman o güne kadar taşıdıkları ‘Ben ve ‘Sen’ alanlarından tamamıyla uzaklaşmış olmuyorlar. Sadece yeni bir üst kimlik kazanıyorlar. Bunu suya benzetebiliriz. Suyu oluşturan hidrojen oksijen molekülleri kendi kimliklerinden vazgeçmeden ‘SU’ üst kimliği çatısı altında birleşebiliyorlar.
Aile yaşamını geleneksel ve şehir hayatı açısından tasnif etmek mümkün müdür?
Aile yaşamı köyde eskisi kadar çok yaygın olmasa da dede, nine, hala, teyze, amca, dayı gibi tüm aile yakınlarının birlikte yaşadıkları geniş bir aile yapısını taşır iken bu durum şehirde, anne-baba ve çocuklardan oluşan çekirdek yapı halinde temsil edilmektedir.
Sosyal hayatın her alanında olduğu gibi ailede de iletişim önemli midir?
Tabiî ki son derecede önemlidir. Aile içinde bireyler bilgi, duygu, düşünce ve davranışlarını birbirlerine ancak sağlıklı iletişim vasıtası ile aktarmaktadırlar.
Doğru iletişimin prensipleri nelerdir diye sorsam neler söylersiniz?
Aslında iletişim insanların içinde başlar. İnsanlar karşıya mesajlarını aktarırken ‘Ne’ söylediğinin bilincinde olmalı ve bundan kaynaklanan sorumluğu da yüklenmeye hazır bulunmalıdır. Ayrıca bir mesaj iletirken muhatabının ‘Kim’ olduğunu fark etmeli ‘Kime’ mesaj iletmekte olduğunu sorgulamalıdır. Tabi bu arada ‘Niçin’ ve ‘Neden’ sorularını kendine sormalı iç sesinin cevabını dikkate almalıdır. Doğru iletişimin olmaz ise olmaz ilkelerinden biri ‘Etkin Dinleme’nin bilinmesi yani söylenen söz ile birlikte sözün arka planının dikkatlerden kaçırılmamasıdır.
Buna bir örnek verebilir misiniz?
Mesela çocuğunuz eve geldi, elindekileri fırlatıp ortaya attı ve bundan sonra artık okula gitmeyeceğini söyledi, etkin dinleme becerisi gelişmemiş bir anne- baba ‘sadece çocuğun okula gitmek istemediğine’ takılıp kalıyorsa çocukları ile anlamsız bir tartışmaya girmiş olurlar. Halbuki bunun arka planını dikkate alı ve ‘hayırdır bu gün okulda bir şey mi oldu?’
sorusunu sorsa çocuk ‘evet bugün öğretmen bana kızdı’ ya da ‘arkadaşım bana vurdu’ diyecek. Çocuğun okula gitmek istemesinin gerçek sebebi ortaya çıkacaktır. Bir diğer önemli ilke sağlıklı iletişimde ‘Sen’ dili yerine ‘Ben’ dilinin kullanılmasıdır.
‘Ben’ ve ‘Sen’ dili ile neyi kastediyorsunuz?
‘Sen’ dili ile kast edilen sen ile başlayan, yargılayıcı, itham edici ve suçlayıcı dildir ki muhatapta savunma reflekslerini harekete geçirir. Ve sonuçta çatışma kaçınılmazdır. ‘ben’ dilinin üç basamağı vardır. Birinci basamakta dikkatler kişiye değil davranışa yöneliktir. İkincisi bu davranışın bende ne tür bir etki oluşturduğunu ifade etmektir. Üçüncü basamakta ise ne tür bir duygu hali oluşturduğunu ortaya koymaktır.
Bunu bir örnekle açabilir miyiz?
Örneğin çocuğunuz evde televizyonun sesini çok açtığı için siz okuduklarınızı anlayamıyor ve bir türlü okuduklarınıza odaklanamıyorsunuz. Bunu ‘televizyonun sesini çok fazla açıyorsun. Senin yüzünden okuduklarımı anlayamıyorum. Kes şunu artık’ derseniz çocuğu eleştiriyorsunuz demektir. O da savunmaya geçecek ve çatışma kaçınılmaz olacaktır. Halbuki ben dilinde eleştirilen kişilik değil davranış olacaktır. Bunu da ‘Televizyonun sesi çok yüksek açılınca okuduklarıma odaklanamıyorum. Bu da benim canımı sıkıyor’ dediğimizde çocuk kişiliği eleştirilmediği için çatışmacı bir dil kullanmayacaktır.
İletişimin öğrenilmiş yanı, modellenme tarafı ne kadardır?
Her şeyden önce iletişim bir beceri işidir. Her beceri gibi bu da öğrenilebilir. Bu öğrenmenin (bilinçsiz yetersiz), (bilinçli yetersiz), (bilinçli yeterli),(bilinçsiz yeterli) olmak üzere dört basamağı vardır.
Aile hayatında en çok eşler dinlenilmemekten yakınıyorlar? Haklılar mı?
Doğru ve kesinlikle haklılar, günlük hayatın hay-huyları içinde koşuşturan insanlar eve yorgun dönüyorlar. Eve gelince de televizyonun karşısına geçiyorlar. Haberdi, filmdi, belgeseldi derken kendilerini yatağa zor atıyorlar ve hatta çoğu zaman televizyonun karşısında uyuya kalıyorlar.
Peki bu tek taraflı mıdır?
Bu maalesef tek taraflı değil ama daha çok erkeklerde görülen bir durum. Genelde hanımlar erkeklerin ağzından kerpetenle laf aldıklarından şikayetçi olurlarken erkeklerde hanımların çok konuştuklarından dert yanarlar..
Doğru iletişimin nişanlılık döneminde başladığına inanır mısınız?
Kadın erkek arasındaki iletişim bir birlerine ilgi duymaya başladıkları zaman başlar. Kişiler bu dönemde maalesef birbirlerine maskeli davranmaya başlarlar. Kendi gerçekliklerini gizlerler. Kendileri gibi davranma yerine karşıdaki nasıl memnun olacaksa öyle davranırlar. Böylece aralarında doğru, gerçek, sağlıklı iletişim yerine, hayal ve aldatma üzerine kurulu bir iletişim gerçekleştirirler.
devamı alttadır.