PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : ERGEN ve AİLE İLE İLETİŞİM



9 ŞUBAT
14-03-2008, 01:42 PM
"Ergenlik döneminde ergenin tamamlaması gereken gelişimsel görevlerden birisi de aileden psikolojik bağımsızlaşma sürecidir. Bu süreç ergenin aileden ayrılmasını değil ancak ailesi ile bağlarını sürdürürken kendisine ait duygu ve düşünceleri ayrıştılabilmesi, kendi değer yargılarını, yaşam görüşünü, beğenilerini oluşturabilme sürecidir...

Bu sürecin fırtınalı bir süreç olduğu, kuşak çatışmasının yaşandığı şeklinde bir çok görüş olmakla birlikte yapılan ampirik çalışmalar ergen-ebeveyn çatışmasının her aile için geçerli bir durum olmadığını göstermektedir.
Ergenler ve ebeveynleri arasında sanıldığı gibi sürekli tartışma olmaz. Örneğin Rutter ve arkadaşları “Isle of Wight” çalışmasında ergenlerin 2/3’ünün ebeveynleriyle karşı görüşte olduklarının hiç olmadığını söylemişlerdir. Ebeveynlerin ise yalnızca %18’i ergenlerle tartıştıklarını bildirmişlerdir. Genelde tartışmalar giyim kuşam veya eve geliş saati ile ilgilidir. Oğulları olanların %24’ü kızların %9’u iletişim sorunlarından ve %12’si ergenin fiziksel olarak uzak durduğundan söz etmişlerdir. 16 yaşındakilerin %88’i anneleri ile iyi geçindiklerini ve %77’si ise babaları ile iyi geçindiklerini söylemişlerdir.
Sonuç olarak çoğu ergenin ebeveynlerine güvendiği ve hayranlık duyduğu ebeveynin onaylamamasından arkadaşlarının onaylamamasına göre daha fazla etkilendiği, yarısının anababalarının kendilerini anladığını düşündüğü anababalarla ufak tartışmalar dışında önemli sorun yaşamadığı ancak yine de çoğunun ebeveynlerini eski moda ve aşırı kısıtlayıcı olarak tanımladığı bulunmuştur.

Yabancılaşma ise ergenin ebeveynden uzaklaşması, istenmediği hissi yaşamasıdır ki genelde aşırı izin verici veya aşırı otoriter evlerde görülür. Adolesanla çalışanların yaptığı bir hata özellikle depresif ve davranım bozukluklu ergenler tarafından ifade edilen: ebeveynlerinin haksızlık yaptığı, anlaşılmaz oldukları, toleransız oldukları gibi yakınmaları tüm ergenlere yansıtmalarıdır. Araştırmalar disiplinle ilgili, giyim kuşamla ilgili önemsiz tartışmalar dışında ergenler ve anne babaları arasında kuşak çatışması varlığını doğrulamamaktadır. Genelde temel değerler arasında fark yoktur. Ergenlerin çoğu ebeveynleri ile gurur duyar, evde zaman geçirmekten hoşlanır. Sosyal değerler konusunda aşırı çatışma yaşamazlar evden ayrılma yavaş gelişen bir süreçtir.

Rutter’a göre ergenler önemli değer yargıları ve prensipler söz konusu olduğunda yine ebeveynlerinin yönlendirmesine gereksinim duyarlar ancak ilgi alanları, modalar, giyim kuşam boş zaman değerlendirme gibi gençlere ilişkin aktiviteler söz konusu olduğunda yaşıtlarından etkilenirler. Başkaldıran adolesan fikri yalnızca bir dış görünüşten ibarettir.

Türkiye’de yapılan çalışmalarda da benzer bulgular ortaya çıkması bu görüşü destekler niteliktedir. Ülkemizin değer yargıları açısından hızlı bir değişiklik geçiriyor olması ergenlerle anababalar arasında uyuşmazlık oranını kısmen arttırmakla birlikte ergenlerin yarısından çoğunun anababa ilişkilerinin olumlu olduğunu düşündürmektedir. Ankara ve Adana’daki 12-21 yaş grubu toplum örneklerini ele alan bir çalışmada ergenlerin aileleri ile ilişkileri ile ilgili verdikleri oranlar bunun bir göstergesidir.

Bu çalışmada aşağıdaki ifadeleri kullanan ergenlerin oranı aşağıda gösterildiği gibidir:
Kendimi ailemin bir üyesi gibi hissetmiyorum: K:%15, E: %19
Ailem beni başkalarıyla kıyaslar: K:%28, E:%40
Bana güvendiklerini hissediyorum: K:%68, E:%61
Bana hep çocuk muamelesi yapıyorlar: K:%1,E:%15
Ailem isteklerimi olumsuz karşılar: K:%6, E:%10

Ailenin Gelişimsel Görevleri

Ergenlik dönemine giren çocuğu olan ailelerin de baş etmesi gereken bir gelişimsel kriz vardır. Bu da aile sınırlarının esnekliğini ergenin yeni gereksinimlerine uygun biçimde değiştirmek, buna karşılık ergenle bağlarını korumak ve ergeni olası risklere karşı koruyacak biçimde kurallar koymaktır. Bu dengeyi kurmak gerçekten de kolay olmayabilir. Özellikle hızlı değişen toplumlarda aileler referans noktaları bulmakta zorluk çekerler. Bir yandan medyadan ve arkadaş çevresinde gelen farklı mesajlar, bir yandan ergenin istekleri ve değişimi, toplumsal değişim hızı nedeniyle kendi ebeveynlerini referans alamamaları ailelerin oldukça kafasını karıştırır.
Ergen gelişiminde aile bağları, ebeveynlerin nasıl modeller olduğu ve karşılıklı etkileşimin önemi herkes tarafından kabul edilmektedir. Yalnızca aile bağları gelişimi etkilemez gelişim de ailenin yaşamını etkiler. Aileler kendi üyelerinin otonomisine ne ölçüde izin verecekleri konusunda büyük farklar gösterirler. Bir uçta yeni gelişimleri alkışlayan aileler vardır. Diğer uçta ise ergenin gelişimi ve aileden uzaklaşacak olmasından çok rahatsız olan aileler vardır. Bu değişiklikler tek bir üyeyi ya da tüm aileyi sarsabilir. Yakın duygusal bağlar tehdit edilebilir, eski katı güç yapısı değişim göstermek zorunda kalabilir ya da ailenin katı ahlaki inançları şüpheci bir ergen tarafından sarsılabilir ve sorgulanabilir.

Bu dönemdeki sorunlarla başa çıkmak, sağlıklı gelişimi desteklemek için ailelerin gereksinimleri şöyle sıralanabilir:

Ergenlikteki normal gelişimsel değişiklikler konusunda bilgi sahibi olmak.
Ergenlik yılları boyunca etkili ebeveynlik yapabilmek için gereken becerileri kazanmak ve böylece ergenin değişen gereksinimlerine yanıt verebilmek.
Ergenlik dönemi boyunca ergen çocuklarının değiştiği gibi kendileri ve ailelerinin de değişimden geçtiğini anlamak, bu değişim konusunda bilgilenmek.
Bu dönemde yaşanan zorluklarda kendilerini destekleyecek bir sağlık, eğitim ve sosyal hizmet sistemi.
Ergenlik dönemine giren çocuğu olan ailelerin de belirli görevleri yerine getirmeleri gerekmektedir. Ailelerin bu dönemdeki görevleri şöyle sıralanabilir:
Ergenin bedenindeki değişikliklere rağmen kimlik olarak aynı kişi olduğuna dair bir devamlılık duygusu oluşturmasını desteklemek. Sorumluluk ve otonomi verirken aşamalı bir yaklaşım izlemek ve bebeksi kılmamak ancak erişkinliğe erken bir başlangıca da zorlamamak.
Aile sistemi içinde cinsellikle ilgili belirgin sınırlar olmasını sağlayarak evlilikteki cinselliğin evlilik içinde kalmasını ergenin cinsel gelişimini etkilememesini sağlamak.
Disiplin ve kural koyma ile ilgili kurallarda yaşa uygun düzenlemeler yapmak ancak kurallardan vazgeçmemek, özellikle saldırganlık cinsel davranışlar, risk alıcı davranışları kontrol etmek ancak bir yandan gencin özeline saygı göstermek.
Ev dışındaki dünya ile ilgili uygun bilgi vermek. Hangi davranışların Kabul edilebilir olduğunu öğretmek.
Kendini tanıtma ve karşılıklı anlaşmalar yapabilmeyi içeren sosyal beceriler kazandırmak.
Ergen yeni stiller ve tarzlar denerken gerçekci bir biçimde geribildirim vermek ancak bunu yaparken benlik saygısını zedelememek, bir miktar deney yapmasını tolere etmek.
Akran grubunun standartlarına (güvenli olduğu sürece) izin vermek ebeveynlerin eleştirisinden uzak bir biçimde arkadaşlıklarını yürütmesini desteklemek.
Felaketlerde kurtarıcı olmaya hazır olmak.
Büyük olan ergenin evden suçluluk duymadan ayrılabilmesine izin vermek.
Kısaca; Ebeveynlerin görevinin ergenin gelişimsel görevlerini yerine getirmesini desteklemek olduğu söylenebilir. Bunu başarmak için gereken özelliklerin küçük çocuk yetiştirirken gerekenden çok farkı yoktur. Sıcak, ergen merkezli bir yaklaşım, aklı başında ve duyarlı bir bakış açısı ile ergenin görüş açısını anlamaya çalışmak, demokrat ve izin verici bir kontrol sahibi olmak ve hem disiplin konularında tutarlı olmak hem de kişi olarak iyi örnek olmakdır.

devamı alttadır.

9 ŞUBAT
14-03-2008, 01:44 PM
Evde Çatışmanın Günlük Olay Haline Gelmesi

Aksi ve ters konuşan bir adolesanla yaşamak pek çok ailenin yaşadığı bir durumdur. Bu problemin nedeni aile işlevlerinde kronik sorunlar olabilir. Aile ilişkileri gergin ve sorunlu olduğunda, ebeveynlerin soğuk ilgisiz olduğu durumlarda ortaya çıkabilir. Ancak sıradan bir ailede bu durum ortaya çıktığında genelde ebeveynler çocuklarının neden kavgacı, terbiyesiz uyumsuz bir tavır içine girdiğini anlamakta zorluk çekerler. Özel bir sorunu olduğunu düşünürler. Bu gerçekte böyle olabilir ancak yine de aile ilişkileri olumsuz etkilenir ve bir kısır döngü ortaya çıkar. Ergen kendi kimliğini kişisel otonomisini korumaya çalışırken kendi beğenileri ve inançlarını olumlu bir şekilde ortaya koyacak becerilere ve kendine güvene sahip olmayabilir. Bunun yerine olumsuz bir kimlik benimser. Kendini söylenen her şeyi reddederek ortay koyar. Ebeveynlerinin davranışlarını giyimini, inançlarını küçümser, onları sıkıcı, aptalca, gibi tanımlar. Aynı zamanda kendi fikirlerini de ortaya koymakta isteksizdir çünkü onlar tarafından beğenilmeme ya da aşağılanmayı göze alamaz. Bu tavır karşısında ebeveynler de kendilerini saldırı altında hissederler ve saldırgan bir tepki ile karşılık verirler. Bu da ergenin benlik saygısını daha da azaltır ve savunucu tutumunu pekiştirir. Kendi konumunu netleştirmek yerine başkalarını eleştirme yolunu seçer. Bu süreç ergen ve ailenin geri kalanı arasında bir nefret duygusu gelişmesine neden olur. Olumlu davranışlar kırıcı bir şekilde reddedileceği korkusuyla ortaya konmamaya başlar. Sonu gelmez tartışmalar ortaya çıkar. Eğer ebeveynler ya da ergen yeterli tartışma becerisine sahip değilse tartışma büyür. Sinirlilik ve tartışmacılık altta yatan duygusal zorluğu gizler. Bazen bu tavrın altında yatan depresyon ortaya çıkmaz. Ergen üzüntü ve kaygılarını böylece gizler çünkü bu zayıflığının göstergesi olacaktır.

Bu tür durumlar:
Evde sorun olduğunda (boşanma, çatışma, aşırı sorumluluk vb.)
Okulda sorun olduğunda (sevilmeme, zorbalığa maruz kalma, akademik başarısızlık, sınav stresi, yorgunluk vb.)
Başkalarıyla sorunlar yaşandığında (akran grubu standartlarından geri kalma vb.)
Ebeveynin ruhsal sorunu olduğunda,
Psikiyatrik sorunlar olduğunda (dismorfofobik korkular, obsesyonlar, anoreksi, madde kullanımı, hipokondriazis, depresyon vb) ortaya çıkar.
Aileler kontrol etme ve duygusal destek sağlama boyutunu bir araya getirirken farklı özellikler gösterirler. Becker, bu iki boyutta ailelerin tutumlarını göstermek üzere aşağıdaki şemayı gündeme getirmiştir:
Baumrind’in bu model çerçevesinde geliştirdiği ebeveyn tutumlarını iki boyut çerçevesinde sınıflayan sistem günümüzde de geçerliliğini korumaktadır. Buna göre otoriter ebeveynler ergenin kurallara uyumunu zor kullanarak sağlarlar, buna karşılık yetkin ebeveynler mantıksal açıklamalar kullanırlar ve otonomiye de izin verecek şekilde tartışmalara izin verirler. Ancak aşırı izin verici veya şımartıcı ebeveynlerden farklı olarak çocuğun seçimi ile ilgili sorumluğu kendileri alır ve veto hakkını saklı tutarlar. Bu biçimdeki ebeveynlik demokratik olarak da adlandırılır. Bu tür tutum ebeveynin şefkatli davranışı ile birleştirildiğinde yapılan araştırmalar göstermiştir ki bağımsızlık, arkadaşça davranma, yaratıcılık ve girişkenlik beslenmektedir. Bunun tersine otoriterlik sevgi azlığı ile birleştiğinde bu tür evler uyumu, düzenliliği, muhafazakarlığı ve bağımlığı destekler. Ergen, düşmanlık duygularını içselleştirir ve aşırı anksiyeteli ve nörotik olur. Aşırı izin verici evler kontrolsüz ergen davranışlarını ortaya çıkarır. Bu ergenlerde alkol ve madde kullanımı daha sıktır. Ebeveynler otoriteyi ele almaktan kaçınırlar ve sorumlu davranışa örnek teşkil edemezler.

Aşırı Disiplin:Aşırı verici koruyucu tutumun yanı sıra, aşırı disiplinli ve denetimli tutumlar da çocuk için sakıncalıdır. Çocuğa sevgi, bir bebek gibi verildiği ve bakıldığı halde, kendisinden beklentiler yüksek düzeydedir. Bu beklenti sevgi ile beraber sunulduğundan çocuklar tarafından kolay benimsenir ve benliğe girdirilir. Bazen çocukta bu sindirme ileriye gider kendi kendisine aşırı kontrol koyar, böylece kendini sürekli eleştiren, özgüveni düşük, kolay arkadaş ilişkileri kuramayan ergenler yetişir.

İlgisiz Tutum:Aşırı itici, ilgisiz ve aşırı disiplinsiz bir ebeveyn tutumunda ergen sorunlarına yol açmaktadır. Bu tutumla disiplinsizlik söz konusudur; ancak disiplinsizliğin nedeni sorumsuzluk ve ilgisizliktir.

Disiplin; ilgilenme ve ergenle aynı yaşantıyı paylaşmakla uygulanır. Bu tutumda sevginin yetersiz oluşu aşırı iticiliğe neden olur. Çocuk ve ebeveyn aynı evi paylaşan ebeveyn gibidir. Sevmeyen, ilgi duymayan bakım ve koruma sorumluluğu olmayan ebeveyn çocuğun hazır olmadığı bir çağda kendi kendisine yetmesini ve bir an önce bağımsız olmasını isteyecektir. Buna reddedici tutum da denebilir.
Yapılan çalışmalarda özellikle annenin itici-uzak tutumunun varlığında anne-çocuk ilişkisinin azaldığı, bunun özellikle ergen depresyonlarıyla ilişkisi olduğu görülmüştür.

Özgüven: Ebeveynin özellikle babanın demokratik ve destekleyici tutumlarının yetersizliği, hatalı aile tutumlarına verilebilecek diğer bir örnektir. Bunula ilgili olarak yaşanan aile içi çatışma ve geçimsizlik , babanın katı ve anneye yardımcı olmayan davranışları da ergenlerde depresyon , düşük özgüven davranış bozukluklarına yol açmaktadır.

Bu tür ailelerde anne – baba ayrılıkları , boşanmalar daha çok yaşanıyor.Tek ebeveyn ile büyüyen çocuklarda diğer çocuklara göre depresyon , intihar girişimi , alkol, uyuşturucu, madde kullanımı gibi sorunlar oldukça yüksek düzeydedir.
Çocuğun sağlıklı gelişimi yalnızca olumlu tutumlara bağlı değildir. Çocuk olumsuz tutumlarla da karşılaşır , bununla baş etmeyi öğrenir. Ancak çocuktaki esneklik sınırsız değildir. Uyum; yapılması güç olan, süreklilik gösteren, olumsuz aile ortamı ve tutumları , ruhsal gelişimi engelleyebilir ya da saptırabilir. Bu nedenle ergen terapilerinde aile görüşmeleri ve hatalı tutumların düzeltilmesi özel bir önem taşımaktadır
Sorunlu ergenler sıklıkla kendilerinin dinlenmediğinden, insanların onlarla değil onlara konuştuğundan, kendilerini açıklamalarına izin verilmediğinden yakınmalarına şaşmamak gerek. Çünkü otoriter tutumlar bu tartışmalara izin vermez, bu nedenle de ergenin soyut düşünce gelişimini desteklemezler.
Eğer ebeveyn mantıksal bir tartışma yöntemi kullanırsa ergenin onu örnek alma olasılığı artar. Aşırı otoriter ya da aşırı izin verici tutumlar ise yakınlığı azaltır ve ebeveynlerin yaklaşımlarının ve görüşlerinin toptan reddedilmesine neden olur.

Soyut Düşünce Gelişiminin Ergen Aile İlişkilerine Etkisi

Ergenlik döneminde soyut düşünce gelişimi ile birlikte ergenler erişkinlerle kendi terimleriyle tartışabilmeye başlarlar. Kanunlar ve kuralların ardında yatan prensipleri anlarlar, çocukca bir kabullenmeden etik kuralları anlama, başkalarının istekleri ve algılarını anlama ve kendilerini başkaları ile karşılaştırma olanağına kavuşurlar. Soyut düşünce idealizm ve felsefi düşünceyi olanaklı kılar. Daha sözel ve zeki ergenler bu becerilerini yazarak veya tartışarak ortaya koyarlar. Dünya, kendisi, yaşamın amacı gibi konularda fikirleri gelişir. Yeni elde edilmiş bir beceri olduğu için aşırı bir şekilde kullanılır ve sonuç olarak varoluşsal şüphelere politik soruları, ahlaki yargılamalara ve ebeveynlerle tartışmalara neden olur.
Genellemeler, kavramlar, hipotezler, geleceğe ilişkin görüşler soyut düşünce sayesinde mümkün hale gelir. Ancak ergen kuralları ve davranış biçimlerini sorgulamaya ve yargılamaya başladığında aileler öfkelenirler, kendilerini eleştirilmiş hissederler ve büyük tartışmalar çıkar. Ergenin düşüncelerini dinleyen, önem veren ve saygı gösteren ebeveynler bu becerinin gelişimini desteklemiş olurlar. Aynı zamanda da ergenin benlik saygısının artmasına ve kendi değer yargılarını geliştirme sürecine destek olurlar. Ergenlik dönemiyle birlikte aile ile ilgili kararlar alınırken ergenin de fikrinin alınması daha da önem kazanır. Son karar ve sorumluluk ebeveynde de olsa kendi fikrinin alınması ergenin aile işlerine katılımını arttıracaktır.
Ergenin konuşması sırasında ebeveynin ilgili ve meraklı oluşu, gencin fikirlerini anlamaya çalışması önemlidir. İlgisizlik, meraksızlık, aşağılama ve alaycılık gibi tutumlar ergenin tamamen yeni görüş ve ilişkilere kapanmasına ve ebeveynleriyle iletişiminin azalmasına neden olur.
Yapılan çalışmalar yetkin ebeveyn çocuklarının okul başarısının daha yüksek olduğunu göstermektedir. Ayrıcı bu çocukların benlik saygısı daha yüksek, arkadaş ilişkilerinde daha doyumlu olan çocuklar olduğu bulunmuştur. Aile ilişkilerinde sorun yaşayan ergenler ise arkadaşları ile daha çok zaman geçirmekte, onlara daha fazla bağımlı olmakta buna karşın arkadaş ilişkilerinde daha fazla sorun yaşamaktadır. Ailelerinin kendileriyle ilgilenmediği, onlar tarafından beğenilmedikleri ya da kabul edilmedikleri duygusu yaşayan bu çocuklar duygusal doyum için arkadaşlarına yönelme ve olumsuz davranış özellikleri olan gruplar içine girme eğilimi daha fazla olan çocuklardır.

Anne-Baba Farkları

Ergenin anne baba ile ilişkileri bu dönemde farklılaşır. Ergen ve ebeveyn ilişkilerine dört ayrı ilişki biçiminde bakmak gerekir.Çünkü anne-kız, anne-oğul, baba-kız, baba-oğul ilişki türlerinin her biri farklı özellikleri gösterir.
Annelerle ilişkiler hem kızlar hem erkekler için daha eşitlikçi, babalarla ilişkiler daha az eşitlikçi ve tartışmalara daha açıktır. Baba oğul ilişkisinde babalar yargılayıcı ve kapalı olarak algılanır, erkek çocuk bu algıya kendisi de babasına karşı yargılayıcı ve kapalı davranarak tepki verir. Anne oğul ilişkileri ise daha açık, dürüst ve her iki tarafın da kendisinin sevildiğini hissettiği ilişkilerdir.

devamı alttadır.

9 ŞUBAT
14-03-2008, 01:48 PM
Kızların babalarıyla ilişkilerinde babalar, uzak, yakınlık ve kabullenmeden yoksun olarak algılanmaktadır. Anneler ise kızlarının gereksinimlerini hem duygusal hem de maddi olarak karşılamakta ve aynı biçimde karşılık görmektedirler. Baba kız ilişkisi baba oğul ilişkisine göre daha sınırlı ve uzaktır. Bulgular gençlerin babalarını çocukken gördükleri biçimde görmeyi sürdürdüklerini onların onayına gereksinim duyduklarını ve babalarını kendilerinin de bir üyesi olmaya hazırlandıkları topluma ilişkin iş ve kariyer gibi konularda bilgileri olan insanlar olarak düşündüklerini göstermiştir. Babalar da kızları ve oğullarını geleceğin erişkinleri olarak görür ve en çok gelecekteki işlevleriyle ilgilenirler. Babalar gencin günlük uğraşlarıyla pek az ilgilenirler. Bu da gençlerin babaları pek az tanıyabilmesine neden olur. Anneler ise çocuklarıyla sürekli ilişkidedirler. Bu ilgi yalnızca geleceğe odaklı değildir. Anneler, sırdaşlık eder ve empatik bir ilişki kurarlar. Genel olarak anneler ergenin duygusal gereksinimlerini karşılamak açısından daha büyük rol üstlenirler, baba ise entellüktüel gelişimi daha fazla destekleyici rol üstlenir. Bu eğilimin tüm dünyada yaygın bir durum olduğunu gösteren çalışmalar vardır. Ergenlerle çalışanların bu farkları bilmeleri ve aile içindeki rol paylaşımının yararını aileye da anlatmaları gerekebilir.

Ergenlerle Çalışanların Dikkat Etmesi Gereken Konular

Ergenlerle çalışırken profesyonellerin dikkat edeceği bir konu da ergen ailesini eleştirse bile bu eleştirileri dinlemekle yetinmek ve aileyi eleştirmemektir. Çünkü ergenler ailelerini kendilerinden başka kimsenin eleştirmesini kabul etmezler.
Ebeveynlere ise aşağıdaki konularda yardımcı olmak ve beceri kazandırmak amaçlanmalıdır:
Ebeveyn ergen bağını güçlendirme
Beklenen davranışlarla ilgili net yönergeler oluşturma
Bu yönergelere uyum sağlamama durumunda ortaya çıkacak sonuçları net olarak anlatma
Öfke kontrolü
Aile içi çatışmaları azaltma

Ergenin günlük aile işlerine katılımını arttırma

Aile sorunları varsa bunları anlamak, güven ve iletişim sorunlarını, ortaya çıkarmak gerekir. Eğer ergenin sorunları varsa bunlar anlaşılmalıdır. Ailenin ve ergenin bu sorunla elbirliğiyle nasıl mücadele edeceği üzerinde durulmalıdır. Problemin netleştirilmesi ve her iki tarafın da durumu anlaması genelde adolesanını sıkıntılarının anlaşılmasını sağlar. Burada hekimin taraf tutmamaya dikkat etmesi gerekir. Problemle başa çıkma için ödevler verilebilir. Karşılıklı olumlu yönleri belirtmek, anlaşma yapmak, kişilerin kendilerini olumlu şekilde ifade etmelerini ve beklentilerini dile getirmelerini sağlamak yararlı olacaktır. Burada öncelikle ergenin ve ebeveynlerin benlik saygısını yerine getirmek amaç olmalıdır.

Ergenler kendilerini dünyanın merkezinde görürler.

Düşünce, duygu ve davranışlarına odaklanma eğilimleri vardır. Hayali bir izleyici kitlesinin söyledikleri, yaptıkları ve hissettikleri her şeyi izlediğini, dünyanın merkezinde yer aldıklarını düşünürler. Kendi sorunlarının başka herkesinkinden daha önemli ve görünür olduğundan emindirler. Ebeveynler bu aptalca görünen duygulara kayıtsız kalmamalı ve çocuklarının kabul edilme arzularını önemsediklerini ve kabul ettiklerini göstermelidirler.
Ergen yaşadığı biyolojik ve psikolojik değişimlerle birlikte sosyal yaşamında da çeşitli farklılaşmalar gösterir. En belirgin değişim, ergenin aile ile geçirdiği zamanın azalması ve bu zamanın arkadaşlara adanmasıdır. Arkadaş grubu içerisindeki ergen kendini yetişkin kontrolünden ve rehberliğinden soyutlamaya çalışır. Ergen ilk olarak kendi cinsinden arkadaşları tercih ederken ilerleyen dönemlerde karşı cinse olan ilgisinin artmasıyla karşı cinsle arkadaşlıklarını da geliştirir.
Bu dönemde ergenlerin riskli davranışlarda bulundukları sıkça gözlemlenmektedir. Mantıklı risk alma yeni ilişkiler kurmakta güvene ve sosyal durumlarda ergenin kendini yeterli hissetmesine yol açar. Ama bazı riskli davranışların olumsuz sonuçları olur. Birkaç yıl öncesine göre daha akıllı olsalar da ergenler tehlikeli ve düşüncesizce şeyler yapabilirler. Bir yetişkinin içgörüsüyle hareket etmezler. Özel olduklarını düşünür ve başkalarını kaygılandıracak kuralların kendilerini bağlamadığını düşünürler. Bu benmerkezci ve umursamaz tavır onları riskli davranışlara yönlendirebilir. Madde ve alkol kullanımı, güvenli olmayan cinsel pratikler ve kendini yaralama davranışı ergenler arasında en sık görülen riskli davranışlardandır. Bu davranışların yeterli anne-baba gözetimi olmayan ergenlerde daha fazla görüldüğü ortaya çıkmıştır.
Bu süreçten etkilenen bir başka ilişki de ebeveyn ve ergen arasındaki ilişkidir. Genel olarak arkadaşlarıyla daha fazla vakit geçirmeyi tercih eden ergen ebeveynlerinden uzaklaşır ve sorunlarına çare bulmak için arkadaşlarına başvurmayı tercih eder. Ebeveyn-ergen ilişkisinin güç ve otorite açısından asimetrik olduğunu fark eden ergen bu asimetriden rahatsızlık duymaya ve daha simetrik bir ilişki kurabildiği arkadaşlarıyla birlikte olmaya başlar (Bizarro,2005). Ebeveyn- ergen ilişkisindeki değişiklikler ve bunların boyutu birçok etkene bağlıdır.
Bunlardan ilki ebeveyn-ergen çatışmalarının içeriği ve şiddetidir. Laursen ve arkadaşları (1998) yaptıkları bir çalışmada ebeveyn-ergen çatışmalarının en çok erken ergenlik dönemlerinde sıklaştığını ve daha sonra azaldığını göstermişlerdir (Cole ve Cole, 2001). Bunun yanında bu çatışmalar en çok erken ve orta ergenlik dönemleri arasında şiddetlenmektedir. Bu dönem ebeveynlerin çocuklarının arkadaşlarıyla fazla vakit geçirmeye başladığını fark ettikleri ve endişe duymaya başladıkları döneme denk gelmektedir. Ebeveynler çocuklarının kendilerinden uzaklaşarak kopmaya başladıklarını sezdiklerinde bunu kabullenemeyip onu anlamak yerine yargılamayı ve suçlamayı tercih ederler. Bu da çatışmaları daha da körükler. Çatışmaların bir başka sebebi de ergenlerin yetişkinliğe adım atarken ebeveynlerinin onlara aşıladığı gerçekleri ve tercihleri sorgulamaya başlamalarıdır. Ergen kendi doğruları bulup kendi tercihlerini uygulamak isterken bir yandan da hala ailelerine bağımlı oldukları gerçeğiyle yaşamak zorundadırlar. Bu da onları bir çıkmaza sürükler. Ergen bağımsızlığı için savaş verirken aynı zamanda bu bağımsızlığın beraberinde getirdiği ve ailesi tarafından ona yüklenen sorumlulukları da yerine getirmek zorunda kalır. Bu da ebeveyn-ergen çatışmalarının başlıca konusudur (Cole ve Cole, 2001).
Bir ergenin dili ailesiyle girdiği tartışmalarda genelde sivri ve saygısız olsa da bunun olgun davranışa bir adım atma çabası olduğu bilinmelidir. Çocuğun dişlerinin çıkması veya yürümeyi öğrenmesi gibi bireysel düşüncelerini ifade etmeyi öğrenmesi de gelişiminde bir mihenk taşıdır. Bir zaman anne-babasını tüm bilginin kaynağı olarak gören çocuk gitmiş ve kendi kararlarını kendi almak isteyen ve anne-babasının onu anlayamayacağını düşünen birisi gelmiştir.
Ergenlik döneminde ebeveynin etkisi ergenin yaşamındaki birçok noktada devam etmektedir. Bunlardan biri ergenin arkadaşlık ilişkileridir. Fuligni ve Eccles'ın (1993) gerçekleştirdikleri bir çalışmada şu sonuca ulaşmışlardır: Ergenlerin arkadaşlarıyla geçirdikleri zamanın ve onlardan aldıkları tavsiyelerin miktarı değişen ebeveyn davranışlarıyla ilişkilidir (Cole ve Cole ,2001). Ebeveynler ergenlik döneminde çocuklarına ne kadar sıkı ve katı bir yaklaşım uygularlarsa, çocuk o kadar arkadaşlarına dönmektedir. Çocuk aile ilişkilerinde ve kararlarında rahatlıkla kendi düşüncelerini ifade edebiliyorsa, arkadaşlarına yönelimi azalmaktadır. Aynı zamanda, çocuklarının davranışların ve eve giriş çıkışlarını gözetim altında tutan ebeveynlerin çocuklarının, bunu yapmayan ebeveynlerin çocuklarına nazaran daha az arkadaş yöneliminde bulundukları da ortaya çıkmıştır. Holmbeck ve arkadaşlarının (1995) yaptığı bir başka çalışma da ergenin gelişimde pozitif sonuçlar doğuracak ebeveyn davranışlarını şöyle listelemiştir (Cole ve Cole ,2001):

devamı alttadır.

9 ŞUBAT
14-03-2008, 01:48 PM
Açık davranış standartları koymak
Sağlam ama zorlayıcı olmayan kurallar uygulamak
Çocukları tutarlı bir şekilde disipline sokmak
Alınan kararların neye dayandığını açıklamak
Münakaşa konularının gerçekten tartışılmasına izin vermek
Fazla koruyucu olmadan çocuğun davranışlarını gözlem altına almak
Sıcak bir aile ortamı sağlamak
Sosyal beceriler kazanması adına çocuğa bilgi ve yardım sağlamak
Çocuğun değişen şartlarına esnek bir şekilde karşılık vermek
Ergen anne-babaları, çocuklarının kendisini ayrı biri olarak görmesine ve inşa etmesine izin vermelilerdir. Ebeveynin görevi çocuklarını izlemek ve korumak, ergenin görevi ise kim olduğunu ve niçin yaşadığını bulmaktır. Bazen bunu bir arkadaş grubuna dâhil olarak da gerçekleştirebilir. Bu durumda anne-babanın yapabileceği en iyi şey çocuklarının arkadaşlarını tanımaya çalışmak, onlarla daha fazla vakit geçirmek ve bir güven ilişkisi kurmaktır.
Anne-baba, ergenlik döneminde çocuklarının yanında olduklarını hissettirmeli, sevgi, saygı, ilgi ve destek göstermelidirler. Ergene tartışma-düşünme yoluyla hatalarını öğrenebilmesi için fırsat tanımalıdırlar. Kişisel bir değer sistemi geliştirmesine izin vermelidirler. Ortaya çıkan oldun ve özerk davranışı desteklemeli ve ergeni kutlamak ve övmek için fırsat yaratmalıdırlar. Ebeveynler bu dönemde çocuklarını etiketlememeli, yargılamamalı ve küçümsememelidirler. Bu dönemde hassas olan ergen küçümsendiğini hissederse kolayca incinebilir. Ergen, çatışmalar ve tartışmalar sırasında yetişkin olduğunu göstermek amacıyla kaba bir dil kullanabilir. Anne-baba bu durumda sağlam durmalı ve çocuklarına onu anlamaya çalıştıklarını hissettirirken aynı zamanda ergenin bu tür davranışlarını hoş karşılamadıklarını uygun bir dille anlatmalıdır. Ebeveynler çocuklarıyla girdikleri tartışmalarda değerlerine sahip çıkmalıdırlar. Neyin uzlaşılabilir, neyin uzlaşılamaz olduğunun önceden bilmek ve bunlardan vazgeçmemek daha verimli olur. :Böylece ergen ebeveyn ile tartışmaya girmenin onu pes ettiremeyeceğini öğrenir ve tartışmalardan uzak durur.
Dekovic, Buist ve Reitz'ın (20004) bir çalışmasında da görülmektedir ki ebeveyn ile kurulan sıcak ve yakın bir ilişki ergenlerde daha sonra gelişebilecek psikolojik sorunlar için bir koruyucu faktör görevi görmektedir.
Ergenlik dönemi ergen için fiziksel, bilişsel, sosyal ve duygusal birçok değişikliğin yer aldığı bir süreçtir. Bu dönemde ergenin ebeveynleriyle olan ilişkisi onun yetişkinliğe geçişinde önemli rol oynar. Bu kritik dönemi başarılı bir şekilde atlatan ebeveyn ve ergen bundan sonra karşılaşacakları zorlukların altından daha kolay kalkacaklardır. Anne, baba olmanın eğitimini almadık. Deneme yanılma yoluyla, çevremizde gördüğümüz anne, babalarımızdan öğrendiğimiz kadarıyla eğittik, yetiştirdik, topluma kazandırdık çocuklarımızı.Hata yaptığımız da oldu hatalarımızı da kabul ettik ama ne de olsa insandık.Bizimde sorunlarımız vardı hayat zordu zira” bir çok anne babanın sözleridir bunlar.Çocuklarını severler, onlar için ellerinden gelen her şeyi yaparlar. Buna rağmen, yeterli olamadıklarını başa çıkmada zorlandıklarını hissettikleri zamanlar olur. Bazı iletişim engelleri farkında olunmadan tekrarlanır ve anne baba çocuk ilişkilerini içinden çıkılmaz hale getirir.

Gençlik dönemi hem fizyolojik hem de psikolojik bir gelişimin yaşandığı zor bir dönemdir. Bu dönemde karşılaşılan hatalı tutumlar, aile içi çatışmalar, gençlerde görülen psikolojik sorunları arttırmaktadır.Bu tutumlardan biri annenin aşırı koruyucu tutumlarıdır. Bu tutum aşırı kontrol, müdahelecilik çocuktan bağımlı, faal ve çalışkan olmasını isteme annenin son derece fedakar olması ve çocuğun da bunu kabullenmesi gereğine inanma olarak açıklanabilir.

http://www.psikoloji.gen.tr