TheName
28-07-2015, 01:06 AM
Merhabalar.
Kendimi isimsiz olarak yazmakta karar kıldım. Sonuçta bir beyaz ekrana karşı, gerçek isimlerin ve şahısların önemi yok. Gerçek insanlarla, göz göze iletişim kurarkende, düşüncelerimin önemi olmadığını hissediyorum. Yazmak, her zaman söylemekten daha kolayıma gitmiştir. Birinden özür dilerken bile, mektup bırakırım. Analizlerim sanki insannı antropolog gibi incelememden kaynaklanır. Ama ben yaşarken inceliyordum, fosilleri veya şimdi çürümüş ceset olan İngiltere kraliçelerini değil. Zaten hiç anlamam, ölmüş birini neden incelerki insan? Ben yaşadıklarını incelemeyi seçerim. Bunu üniversitede okumayı düşündüm ama gazeteci olmak daha makul geldi, yazmayı, araştırmayı ve çoğu insanın alışık olmadığı şeyleri görmeye alışıktım. Psikiyatrik destekleri kesik, kesik almam hayatımdaki umudu kesio vanasını tekrar açmam gibi bir olaydı. O yüzden herkes, içine gömdün, ''hala içinde yaşıyorsun'' der. Benim fikrim mi? Fikrim firarda. Ama bir deneme fikri üreteceksem, ''Ben içimdeki kendimle, karanlığımla, canavarımla boğuşarak dertlerimi gömüyorum.'' Zaten hiç bir acıyı olay anında yaşayamadım. 1 gün veya 1 yıl sonra çıktı acısı ve zamana yayıldılar. Ama hiç bir zaman bağıramadım, insanlar önünde küfür ederek ağlayamadım.
Yalnızmıyım? Kendimi yalnızlaştırdım.
Ölümüyüm? Hala bedenini hisseden ruhen darmadağan biriyim.
Basitmi geldi herşey? Karmaşılıktan boğulup basitlikte doğmak istedim.
Peki insanlar? Boğdular beni denizlerinde! Uçsuz bucaksız saçma sapan kelimeleriyle!
Erken olgunlaştım belkide, 20 yaşında 40'luk rakı kadehi deviren abiler gibiyim.
İlk annemi gördüm, birini bıçaklarken, jandarmalarla ilk o zaman tanıştım, birde oyuncak arabamın gerçek siren sesi efektiyle. Beni dövmesin diye. Rüyalarıma giren şu kelime ''Anne yerdeki kim? Yeri ne zaman kırmızı pastelle boyadı bu amca?
Büyüdüm. Annemin hayatına bir erkek girdi. Biraz flört ve güvenle elde edemeyeceğin kadın yoktur. (Biraz tipin varsa) Bir ev, en lüksünden! Oysa 2+1 leri çok severdim. Digitürk'de neydi be kadın atari oynarım ben! Ama anneydi, her şeyin en iyisini istedi benim için. Alıştım buna, zenginleşmiş şımarık çocuk olmaya. Ama bu birinin sırtındaysa eğer, fazla sürmüo, yaşadım.
2009 finansal kriz. Belki devleti teğet geçti ama bizi geçtiği söylenemez. Annem kredi çeker, aşık olduğu adama verir, adam kaçar, annem kanser olur.
2010'nun sonuna kadar görüşemem. Gelir. Kavga ederim, üstüne yürürüm, hatta yeni yapılmış memesinin dikişlerini patlatırım. Sen geceleri çıkarken ben burda meraktan ölüyorum diye. Kıskanan erkek tablosuydum.
2011'in sonları. Bir sabah polis amcalar gelir. Annenmi gösterirler. 17 bıçak yarısı ve ölüsüne tecavüz edicek kadar öfkeli bir adam. Kimi sorsa, annemin adını söyleyemem, kanserden öldü derim. Öldüğü gün kavga etmiştim. Ben okula gitmicem liseyi sevmiyorum diye. Biraz asosyaldimde. İsmini yazdım, bir manşet, sonra bana arkadaşından gelen annemin vasiyeti. ''Ben seni okutmak için, bedenimi sattım, affet beni. Annen.'' Bir kaç cümle hayatımın içine etmişti tabi. Hala intikam ateşiyle yanarım. Hala bir katil yoktur ortalarda.
4 yıllık süreçte, tek başına onlarca olay yaşanır. Ama onlarca olay içime gömdüğüm en büyük olayı sadece beslemiş. İsimlerini bile hatırlamam. Şimdi acısını çekiyorum.
En büyüğü. Stajyer gazeteci olarak gittiğim Urfa/Suruç'Da bir bomba. Onlarca dikiş yaram var şimdi. Onlarca yanan beden, çığlıklar, hayata döndürdüğüm insanlar. Ben onlarla beraber döncekmiydim?
Babam ayrı bir konu.
Cenazede tanıştım. Ama bakmasını istemedim. Bir katildi, annemde fahişe. Ben ne olcaktım? Hastalıklı genlerimi bir sonraki nesle aktarcak kadar kötü birimiydim? Bu nesil son bulsun diye intiharmı etmeliydim? Denedim. Kıl payı, doktor ambulansı saolsun.
Sizce ben neyim? Hangi psikiyatrist tanımı koyup lustral dışında ilaç verir bana? Acısını zamana yayıp kendine acı çektiren sadistmiyim? Napmalıyım, bu karmaşılıktan kurtulup normal olmak için? Dertlerimi saklamak için gülmek değil, kendim istediğimden dolaylı gülmek için?
Sonuçta katil bir baba, fahişe bir anne. Geleceğini mahfoluştan kaçırmaya çalışan bir gencim. İntihar bi aşk gibi, macera. Ama geri duruyorum sebebini bilmeden.
Kısa ve öz olsun istedim. Yoksa sayfalarca yazan bir adamım ben.
Kendimi isimsiz olarak yazmakta karar kıldım. Sonuçta bir beyaz ekrana karşı, gerçek isimlerin ve şahısların önemi yok. Gerçek insanlarla, göz göze iletişim kurarkende, düşüncelerimin önemi olmadığını hissediyorum. Yazmak, her zaman söylemekten daha kolayıma gitmiştir. Birinden özür dilerken bile, mektup bırakırım. Analizlerim sanki insannı antropolog gibi incelememden kaynaklanır. Ama ben yaşarken inceliyordum, fosilleri veya şimdi çürümüş ceset olan İngiltere kraliçelerini değil. Zaten hiç anlamam, ölmüş birini neden incelerki insan? Ben yaşadıklarını incelemeyi seçerim. Bunu üniversitede okumayı düşündüm ama gazeteci olmak daha makul geldi, yazmayı, araştırmayı ve çoğu insanın alışık olmadığı şeyleri görmeye alışıktım. Psikiyatrik destekleri kesik, kesik almam hayatımdaki umudu kesio vanasını tekrar açmam gibi bir olaydı. O yüzden herkes, içine gömdün, ''hala içinde yaşıyorsun'' der. Benim fikrim mi? Fikrim firarda. Ama bir deneme fikri üreteceksem, ''Ben içimdeki kendimle, karanlığımla, canavarımla boğuşarak dertlerimi gömüyorum.'' Zaten hiç bir acıyı olay anında yaşayamadım. 1 gün veya 1 yıl sonra çıktı acısı ve zamana yayıldılar. Ama hiç bir zaman bağıramadım, insanlar önünde küfür ederek ağlayamadım.
Yalnızmıyım? Kendimi yalnızlaştırdım.
Ölümüyüm? Hala bedenini hisseden ruhen darmadağan biriyim.
Basitmi geldi herşey? Karmaşılıktan boğulup basitlikte doğmak istedim.
Peki insanlar? Boğdular beni denizlerinde! Uçsuz bucaksız saçma sapan kelimeleriyle!
Erken olgunlaştım belkide, 20 yaşında 40'luk rakı kadehi deviren abiler gibiyim.
İlk annemi gördüm, birini bıçaklarken, jandarmalarla ilk o zaman tanıştım, birde oyuncak arabamın gerçek siren sesi efektiyle. Beni dövmesin diye. Rüyalarıma giren şu kelime ''Anne yerdeki kim? Yeri ne zaman kırmızı pastelle boyadı bu amca?
Büyüdüm. Annemin hayatına bir erkek girdi. Biraz flört ve güvenle elde edemeyeceğin kadın yoktur. (Biraz tipin varsa) Bir ev, en lüksünden! Oysa 2+1 leri çok severdim. Digitürk'de neydi be kadın atari oynarım ben! Ama anneydi, her şeyin en iyisini istedi benim için. Alıştım buna, zenginleşmiş şımarık çocuk olmaya. Ama bu birinin sırtındaysa eğer, fazla sürmüo, yaşadım.
2009 finansal kriz. Belki devleti teğet geçti ama bizi geçtiği söylenemez. Annem kredi çeker, aşık olduğu adama verir, adam kaçar, annem kanser olur.
2010'nun sonuna kadar görüşemem. Gelir. Kavga ederim, üstüne yürürüm, hatta yeni yapılmış memesinin dikişlerini patlatırım. Sen geceleri çıkarken ben burda meraktan ölüyorum diye. Kıskanan erkek tablosuydum.
2011'in sonları. Bir sabah polis amcalar gelir. Annenmi gösterirler. 17 bıçak yarısı ve ölüsüne tecavüz edicek kadar öfkeli bir adam. Kimi sorsa, annemin adını söyleyemem, kanserden öldü derim. Öldüğü gün kavga etmiştim. Ben okula gitmicem liseyi sevmiyorum diye. Biraz asosyaldimde. İsmini yazdım, bir manşet, sonra bana arkadaşından gelen annemin vasiyeti. ''Ben seni okutmak için, bedenimi sattım, affet beni. Annen.'' Bir kaç cümle hayatımın içine etmişti tabi. Hala intikam ateşiyle yanarım. Hala bir katil yoktur ortalarda.
4 yıllık süreçte, tek başına onlarca olay yaşanır. Ama onlarca olay içime gömdüğüm en büyük olayı sadece beslemiş. İsimlerini bile hatırlamam. Şimdi acısını çekiyorum.
En büyüğü. Stajyer gazeteci olarak gittiğim Urfa/Suruç'Da bir bomba. Onlarca dikiş yaram var şimdi. Onlarca yanan beden, çığlıklar, hayata döndürdüğüm insanlar. Ben onlarla beraber döncekmiydim?
Babam ayrı bir konu.
Cenazede tanıştım. Ama bakmasını istemedim. Bir katildi, annemde fahişe. Ben ne olcaktım? Hastalıklı genlerimi bir sonraki nesle aktarcak kadar kötü birimiydim? Bu nesil son bulsun diye intiharmı etmeliydim? Denedim. Kıl payı, doktor ambulansı saolsun.
Sizce ben neyim? Hangi psikiyatrist tanımı koyup lustral dışında ilaç verir bana? Acısını zamana yayıp kendine acı çektiren sadistmiyim? Napmalıyım, bu karmaşılıktan kurtulup normal olmak için? Dertlerimi saklamak için gülmek değil, kendim istediğimden dolaylı gülmek için?
Sonuçta katil bir baba, fahişe bir anne. Geleceğini mahfoluştan kaçırmaya çalışan bir gencim. İntihar bi aşk gibi, macera. Ama geri duruyorum sebebini bilmeden.
Kısa ve öz olsun istedim. Yoksa sayfalarca yazan bir adamım ben.