PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Çocuklarda Özgüven



mavigece
13-01-2008, 01:01 AM
Özgüven; temel olarak 0 - 6 yaşlarında, ailedeki yaşantılardan kazanılır. Özgüven;yani kendine güven kavramı, bir şeyi yaparken bireyin kendine inanması, bu işi yapabilirim, diyebilmesidir.

Özgüven denilen kavram çocuklukta nasıl sağlam temellenir?

Herkesin yapabileceği ve yapamayacağı şeyler vardır. Örneğin ben, Naim Süleymanoğlu gibi halterde dünya rekortmeni olabilirdim. Küçük yaştan beri düzenli antrenman ve gerekli gıdaları alsaydım, ben de rekortmen bir sporcu olarak karşınıza çıkabilirdim. Şunu sorabilirdiniz; hocam sen nerede, Naim Süleymanoğlu gibi olmak nerede, diyebilirsiniz. Genetik özellikleri bir kenara bırakırsak onun gibi olabilirdim. Dünya şampiyonluğu bir tarafa, insanın kendine güveni; yani özgüveni tam olabilmesi için ailesinden destek alması lazım.

Doğan Cüceloğlu'nun bir televizyon programında vermiş olduğu şu örnek, çok basit bir örnek gibi görünüyor ama çok önemli ve dikkat edilmesi gerekir. Doğan Cüceloğlu, Amerika'daki eğitimi sırasında Amerikalı bir asistan ile aynı odayı paylaşmak zorunda kalmış. Bir gün Amerikalı asistan, çocuğunu getirmiş. Çocuk 1,5 ' 2 yaşlarındaymış. Çocuk,koltuğa çıkmaya çalışıyormuş, hocamız da iyilik olsun diye çocuğa yardımcı olup onun koltukta rahat oturmasını sağlamak istemiş. Birden neye uğradığını şaşırmış. Amerikalı asistan arkadaşı:' Sen ne yapıyorsun? O, koltuğa çıkabilir! Böyle yaparak ona iyilik yaptığını mı sanıyorsun? Onun yapacağı işleri yaparak onun kendine güvenini zedeliyorsun.' demiş.

Biz de öyle yapmıyor muyuz? 'Aman o bilmez, o yapamaz.' demiyor muyuz? Acaba kaçımız küçük çocukların kendi kendilerine yemek yemeleri için fırsat vermişizdir?' Aman çevreyi kirletir, üstüne döker, karnını tam doyuramaz' vb. Bunun gibi yüzlerce mazeret içeren cümle söyleyip dururuz. Bazen bir su getirmesini isteriz ,getirmeyince: 'Artık büyüdün ,bir su bile getiremiyorsun'. Başka bir şey olunca:'Sen küçüksün, sen bunu yapamazsın'. Çocuklara karşı çelişkili ifadeler kullanmamız ,çocuğun çevresine ve kendisine olan güven duygusunu ne kadar etkiler?

Önemli olan, çocuğumuza yardımcı olmak değil; onun yapabileceği işleri ona bırakmak, yapamadığıı işlerde ona yardımcı olmaktır. Yapabileceği işlerin altından kalkabiliyorsa çocuk, böyle bir rahatlık sağlamışsa ona ebeveyn, çocuk kendine güvenecektir.

Gelişimdeki sırayı incelersek en son gelişen kas grubu ,ince motor kaslardır. Ayakkabı bağcıklarını bağlamak için ince motor kasların gelişmesi gerekir. Çocuk, 5 -6 yaşlarına gelince ayakkabı bağlarını kendisinin bağlaması için ona izin verin. Eğer çocuk zorluk çekiyorsa ona biraz zaman tanıyın, halen yapmak istediğini yapamıyorsa destekleyici ifadeler kullanarak yardımcı olmaya çalışın, gerekiyorsa ayakkabısının bağlarını birlikte bağlayın.

Sizin için önemsiz görünen bir şey olarak görülse de unutmayın, çocuğunuz için çok önemli olabilir. Unutmayalım ki çocuğunuz, kişiliğinin temellerini 0-6 yaş arasında kazanır. Eğer bu dönemde onu bir birey olarak kabul ederseniz, ilerleyen yıllarda sağlam bir karaktere sahip olacaktır. İlerleyen yaşantısında çocuğunuz, kendine güveni olan, özgürce karar verebilen ve sorumluluk alabilen bir birey olabilir.

Özgüveni eksik olan insanlar, özgür ve gerçekçi kararlar veremezler, ancak bir grubun etkisinde olarak karar verebilirler. Sorumluluktan mümkün olduğu kadar kaçınırlar, aldıkları sorumlulukta ise insanları memnun etmek için yine yakın çevre grubunun etkisinden çıkamadan almış oldukları sorumlulukları yerine getirirler.

Özgüveni yüksek olan insanlar özgür ve gerçekçi karar verme yeteneğine sahiplerdir. Kimsenin etkisinde kalmadan kararlarını verebilirler. Sorumluktan kaçmaz ve yaratıcı fikirler ile o sorumluluğu yerine getirirler.

Unutmayalım ne ekersek onu biçersiniz.

Buğday ektiğiniz yerden nohut yetişmesini beklemeniz ne kadar gerçekçi? Çocuğunuza ne verirseniz, ileride çocuğunuz onu sizlere ve topluma verir. Çocuğunuza güven tohumları ekmemişseniz çocuğunuzun kendine güvenebilen bir insan olmasını bekleyemezsiniz. Bu güven duygusunu, sadece kendine değil, çevresindeki insanlara karşı da geliştiremez. İlişkileri, sembiyotik ilişki şeklinde olur (İsmet Oktay'ın Yazısına Bakın 'Sembiyoz- Sembiyotik İlişki').

Dünyanın en zor işi;anne ve baba olmaktır.

Çocuk yetiştirmeyi bir çorba yapmaya benzetirim; eğer tuzu eksik ya da fazla koyarsanız çorbadan bir tat alamazsınız. Ama bir fark var çocukta: Yemeği yemediğiniz gibi kenara bırakma şansınız da yoktur.Katkı maddelerini iyi katmanız lazım ki o da kendine güvenen bir insan olarak toplumda yerini alabilsin. Yemek iyi olmazsa yemezsiniz, peki ya ÇOCUK?


Çocuğumuzu tüm tehlikelerden tehditlerden koruyamaya çalışmak, tam olarak anne - babalık sayılmaz.

Çocuğunuzu bir birey olarak görün ve ona öyle davranın. Kaş yapayım derken göz çıkarmayın.


Zaman buldukça ve Editör yazılarıma onay verirse sizlerle buradan bazı şeyleri paylaşacağım. Umarım faydalı paylaşımlarımda bulunabilirim.


Serdal Gür
Psikolojik Danışman
TurkPDR.com

9 ŞUBAT
23-01-2008, 03:49 PM
Özgüven, artık günümüzde çok sık kullanılan terimlerden birisidir. Özgüven kavramına detaylı olarak girmeden, kısa ve öz bir tanımını yapmak sanırım yararlı olacaktır.Özgüven: “Bireyin kendinden memnun ve kendisiyle barışık olmasıdır.”

Çocukların özgüven kazanmalarında, aile yaşamının çok önemli bir rolü vardır. Aile içerisinde yaşananlar çoğu zaman dışarı yansımaz. Aile içinde âdeta mutluluk oyunu oynanır. Aslında çocuklarına en fazla zarar veren aileler, yüzeysel anlamda mutlu ve hatasız görünmeye çalışan ailelerdir.Bu tip aileler “Bütün çocuklarımızı sever ve onlara karşı hiçbir ayrım yapmayız” derler. Ancak aile içinde çocuğu günah keçisi gibi belirleyip, hata ve kusuru o çocukta ararlar. Aile yaşamının görünen tarafı değil, görünmeyen tarafı ilişkileri belirlemekte çocuğun özgüven gelişimini desteklemekte ya da engellemektedir. Bunun için her aile içinde değer sistemi açıklanmalı, böylelikle çocuklar neyin“doğru” neyin“yanlış” olduğunu anlamalı, ailenin koyduğu kurallar kolayca tanımlanabilmeli ve gerektiğinde tartışılabilmelidir.Aynı çatı altında güvenli ve uyumlu bir yaşam sürebilmek için, her ailenin bazı kuralları olması gerekir.

Çoğu çocuk, aile içindeki bir kuralın varlığından, ilk kez bu kuralı çiğnediği zaman haberdar olur. Bazen, ana ve babanın evdeki konulan kurallarla ilgili çatışması, çocuğu duygusal açıdan çok olumsuz etkiler. Çünkü çocuk, anne ve babanın birbiri üzerinde üstünlük kurmaya çalışmasının, kendi gereksinimlerinden daha önemli olduğu duygusuna kapılabilecektir. Günümüz aile yapısı içerisinde, özgüven oluşumunu etkileyen en önemli etkenlerden birisi de iletişimdir. Aile bireyleri farklı kuşaklardan oluştuğu için, iletişim konusunun sık sık sorunlara neden olması kaçınılmazdır. Ayrıca her ailenin ve bu ailedeki her bir bireyin iletişim şekli bir diğerininkine benzemez.Çocuğumuzun özgüven kazanması için aile içinde sohbetlere zaman ayırmalıyız.Aile bireyleri günümüzde âdeta televizyonun esiri durumundadır. Aile bireyleri âdeta reklam aralarında birkaç tepkide bulunabilmektedirler. Oysa bırakın sadece sözel mesaj vermek sözel olmayan mesajları da almak önemlidir.

Günümüzde pek çok ailede hem annenin hem de babanın çalışması, iş yaşamlarının çok karmaşık ve stresli olması, evlerini sığınak gibi görmelerine neden olmaktadır. Diğer taraftan da ailenin toplumsal çevreden kopuk olmaması çok önemlidir. Aile çocuğa toplumla dostluk ve iş birliği içinde yaşama konusunda, yeterli ve iyi bir model oluşturmalıdır. Ayrıca aile bireyleri evin dışında yeterince vakit geçirmeli, kendisini sosyal ölüme hapsetmemelidir.

Çocuğun gelişimini etkileyen en önemli şey sevilip sevilmeme duygusudur.Ana babası tarafından sevilen bir çocuk, kendini sevmeyi öğrenir.Ancak yaptığım grup psikoterapilerinde yetişkinlerin çocukluk yaşantıları ile ilgili, sevme ile ilgili psikolojik armağandan nasibini almadıklarını hep gördüm. Bizim toplumumuzda sevgiyi çok kolay gösteremiyoruz. Oysa sevginin gerektiği gibi ifade edilmemesini kaçırılmış bir fırsat olarak görüyorum.Çocuklarımızı içten sevme kavramının arkasına sığınarak, sevgimizi onlara açıkça göstermememizin hiçbir anlamı yoktur.Çocuğun, özgüven duygusunu oluşturmak için onu sadece sevdiğimizi tekrarlamak yeterli değildir. Onu neden sevdiğimizi açıklamamız da çok önemlidir. Zaman zaman çocuğumuz bizi üzer bizi kızdırır. Ona karşı içimizde kızgınlıklar birikebilir ama yinede ebeveyn olarak onu her zaman çok sevdiğimizi bilmesi gerekir.Ona olan sevgimizin birtakım koşullara bağlı olduğunu düşünmemesi gerekir.Çocuklara, varlıklarının yaşamımızın niteliği üzerinde ne kadar önemli bir etki yaptığını anlatmamız önemlidir. Oysa bugün çoğu ana baba, çocuklarından bahsederken annelerine çektirdiklerinden aile bütçesine getirdikleri yükten, zaten stresli olan babanın sıkıntısını daha da artırdıklarından bahsetmekte, bunu da çocuğa hissettirmektedirler. Çocuklar içinde yaşadıkları kültür nedeniyle benlik saygılarını kaybetmeye başlarlar.Bu durumda çocuğa destek olabilmek, duygularını ifade etmelerini sağlamak çok önemlidir.

Özgüveni oluşturmada aile içi iletişimin çok önemli olduğunu vurgulamıştık. İletişimin en önemli ögelerinden birisi de dinlemektir.Çocuk bir sorununu ya da endişesini dile getirirken onun duygularını, şüphelerini ve ikilemlerini sadece dinleyerek de anlayış gösterebiliriz.Çocuğun konuşmasını tamamlamadan teselli etmemiz ya da gereksiz önerilerde bulunmamız, çocuğa hatalı olduğu mesajını verecektir.Oysa onu sadece dinlemek ve sonrada sarılmak onu çok daha fazla rahatlatacaktır.Çocuğa aile yaşamı içerisinde zaman ayırmak çok önemlidir. Ayrılan zamanın süresi değil, niteliği çok önemlidir. Bazen aile bireyleri aynı ortamı paylaşırlar ama aralarında hiçbir duygusal alışveriş yoktur.Çünkü bu beraberlik nitelikli değildir.

Çocuk toplum içerisinde bazen haksızlıklara, istismara uğrar.Bu yüzden de çocuklar bazen kendilerini güçsüz ve zayıf hissedebilirler. Örneğin; düşüncesiz biri çocukla alay edebilir ya da onu aşağılayabilir, öğretmeni tarafından gereksiz yere cezalandırılabilir. Bu gibi durumlarda, çocuğun duygularını ortaya çıkarmak ve onu anlamak, kendisine yapılanın haksız bir davranış olduğunu kabul etmek çok önemlidir. Çocukla iletişim kurarken onu etiketlemek (senin gibi çocuklar), mesafe koymak(Seni dinlemiyorum.), çocuğu başkalarıyla karşılaştırmak (Ablan hiç böyle davranmazdı.), abartmak (Sen zaten her zaman yaramazsın.), alay etmek, suçluluk duygusu aşılamak (beni öldüreceksin.), kehanette bulunmak (Asla başaramazsın.) çok yanlıştır. Bütün bu tepkiler çocuğun özgüvenini yıkar, çocuk ya içine kapanır ya da protesto etmek için hırçınlaşır, saldırgan davranışlara yönelir.Çocuk yetiştirirken asla şımartılmamalı. Her istediğini elde etmiş birey ideal oluşturmada zorluk çekebilir, yaşamla ilgili doyumsuzluklar bireyi mutsuz ederek amaçsızlığa sürükler. Eğitimi en güç olan çocuklar şımartılmış çocuklardır.Unutmayalım çocuk hiçbir zaman bizim prototipimiz değildir.Yaşam şartları, niteliği sürekli değişmektedir. Çocukluk yaşamında doyuramadığımız, eksik kalan süreçlerimizi ana baba olarak çocuğun üzerinde doyurmaya çalışmakta, abartılı davranışlara yönelmekteyiz. “Ben yaşamadım, çocuğum yaşasın. Sen doktor olmalısın.” gibi yaklaşımlar, sadece kendi iç dünyamızdaki çocuğu doyurmaktan öte bir şey değildir.

Yaşantımıza baktığımızda, korkularımızı ve kaygılarımızı çocuklarımıza bulaştırdığımızı görürüz.Çoğu kararlarımızı da bu korku ve kaygılarımızın sorumluluğunu almak bize çok zor gelir.Üstelik bu kararlar, kendi kararlarımızdır.Başkalarının kararlarına uymak bize daha kolay gelir. Yaşamımızda fazlaca risklere girmek istemeyiz.Değişimden hep korkar ve ürkeriz. Bildik, tanıdık ama mutsuz hayatımıza devam etmek bize daha kolay gelir. Çünkü her değişim bir rism taşır.Yüreğimizdeki cesareti, yine yüreğimize gömmüş bir durumda ömürlerimizi geçiririz.Çünkü en ufak bir değişimde anne baba veya toplum tarafından uyarılır âdeta kültürel kavanoz(J.L. Moreno) içinde sıkıştırılıp kalırız. Böylece doğuştan getirdiğimiz yaratıcılık duygularımızı, iç dünyamıza hapsederiz. Yaşamımızda yeni arayışlarda bulunmayız. Bazılarımız iç sesinin arayışlarını ustalıkla sunarken, bazılarımızda hiç duymamazlıktan geliriz. Oysaki yaşamda bu iç sesi duyabilmek için cesaret her zaman çok önemlidir.Çünkü cesaret özgüvenle birlikte yaşar. Burada kastettiğim körü körüne bir cesaret değildir.Çünkü körü körüne bir cesaret kişiye zarar verebilir. Ama gerektiği zamanlarda cesur olmayı bilmek çok önemlidir. Unutmayalım, tutunduğumuz korkularımız bizi daima geriye götürür. Yaşamımızda birçok alanda bizi kilitler. Sınavlarda başarısız olan gençlerin büyük çoğunluğu ne yazık ki özgüven eksikliğinin kurbanı olmaktadırlar. Özgüven kavramı aynı zamanda sürekli artan, gelişen bir kavramı da ifade etmektedir. Çünkü birey istedikçe ve başarı duygusunu tattıkça özgüven duygusunu daha fazla yaşayacak, aslında içerisinde var olan yaratıcılık duygusunu ortaya çıkaracaktır.

Aile yaşantısı içinde güven duygusu yaşanan, sıcaklık hissedilen ve bireylerin birbirlerini desteklediği bir ortam geçirmeleri dileğiyle...

donuşum konagı .

9 ŞUBAT
24-06-2008, 07:22 PM
Kendine güvenen çocuk sağlıklı yetişkin oluyor.

Yaşamları üzerinde kontrol sahibi olduklarına inanan çocukların, yetişkinliklerinde beden sağlıkları daha iyi durumda bireyler oldukları belirlendi.
İçsel ve dışsal olarak ayrılan "kontrol odağı", bireylerin kendileri ya da dışarıdaki olaylara etkileri olup olmadığı yönündeki inançlarını tanımlıyor. Yaşamları üzerinde etkileri olduğuna inananların kontrol odaklarının "içsel" olduğu, buna inanmayanların kontrol odaklarının ise "dışsal" olduğu belirtiliyor.

Araştırmacılar, doğumlarından itibaren izlenen ve 10 yaşında daha fazla içsel kontrol odağına sahip oldukları belirlenen 7 bin 500 İngiliz yetişkinin, 30 yaşlarında diğerlerine oranla daha az oranda "fazla kilolu ya da obez" olduklarını belirledi.

Genel olarak bu kişilerin büyük bölümü sağlık durumlarını daha "iyi" olarak tanımladılar ve daha düşük psikolojik stres seviyelerinde oldukları gözlemlendi.

Araştırma ölçeklerine, çocukluk zeka seviyesi, eğitim ve aile geliri gibi faktörler katıldığında da içsel kontrol odağının gelişmiş olmasıyla sağlık durumu arasında sabit bir ilişki olduğu belirlendi.

Araştırmayı yöneten Dr. Catharine R. Gale, "Daha fazla içsel kontrol odağına sahip olan çocukların, yetişkinliklerinde daha sağlıklı olmalarının nedeninin, bu kişilerin kendi davranışlarının sonuçlarına etki edebilmek konusunda öz güvenlerinin daha fazla olması olduğunu" söyledi.

Dr. Gale, bu kişilerin ayrıca daha fazla öz saygı sahibi olduklarını ve bunun da "sağlıklı alışkanlıklar geliştirmelerine" etki etmiş olabileceğini kaydetti.

Araştırma kapsamında, 1970 doğumlu İngiliz kadın ve erkekler incelendi.

Bu kişiler 10 yaşına geldiklerinde, kontrol odaklarının içsel mi dışsal mı olduğunu belirlemek üzere, "iyi not almalarında şansın etkili olup olmadığı" gibi sorular içeren bir testi cevapladılar. Kontrol odağı genellikle, kişiliğin doğal bir özelliği olarak ele alınıyor.

Dr. Gale ise bu kişilik özelliğinin çocukluk dönemindeki deneyimler ve çocukların ebeveynleriyle ilişkilerinden etkilendiği yönünde kanıtlar olduğunu belirtiyor.

Bağımsızlık yönünde çocuğu cesaretlendiren ve çocuğun "davranışları ve sonuçları arasındaki bağı" görmesine yardımcı olan ailelerin, kontrol odağının içsel olmasında etkili oldukları kaydediliyor.


Kaynak: http://www.trt.net.tr