Giriş

Orijinalini görmek için tıklayınız : Karamsarlık Kötüdür



misterioso
23-06-2011, 07:49 PM
İnsan nefsinde, olayların olabilecek en kötü yönlerini görme, hep en kötü ihtimaller üzerinde durma eğilimi vardır. Bunun kişiye faydadan çok zararı vardır. Ama yine de pek çok insan, bu zararı bile bile, tercihlerini olumsuz düşünmekten yana kullanır.

Bu elbetteki çok ilginç bir durumdur. Çünkü insanın aslında her zaman kendini mutlu edecek, neşe verecek, güçlendirecek, hoşuna gidecek tercihlerden yana tavır koyması gerekir. Zira hiçbir insan kendisine üzüntü ve sıkıntı verecek, gerginliğe sürükleyecek ve mutsuz edecek bir şeyi istemez. Ama bu konuda şeytan sinsice bir oyun ile "olumsuz düşünmeyi" kimi insanlara makul, mantıklı, yararlı ve hatta gerekli bir davranış olarak gösterir.

Kimi zaman "bu olumsuzlukları görmesi gerektiği; aksi takdirde bunlara karşı tedbir alamayacağı" bahanesiyle, kimi zaman "olaylara olumsuz yaklaşmadığı, sadece gerçekçi baktığı" diasıyla şeytan insanları negatif düşüncelere çeker. Halbuki şeytanın asıl istediği önce bir bahaneyle kişiyi olumsuz bir ruh haline sürüklemek, daha sonra da bu negatif düşüncelerle dolu kişiyi , daha da derin bir gaflete sürükleyebilmektir. Allah'ın beğendiği tevekkül ahlakından uzaklaştırdığı; hüzne, ümitsizliğe ve telaşa kaptırdığı insanları tam olarak küfre çekebilmektir.

- Karamsarlık, din ahlakından uzak yaşayan zayıf kişilikli insanların maddi ve manevi güçlerini ellerinden alan, onlara moral bozukluğu, şevksizlik ve mutsuzluk veren bir özelliktir. Bu insanlar kendileri olumsuz yorumlar yaptıkları gibi, müminlerin her olaydaki hayır ve hikmetleri gören ve dile getiren yorumlarına da şaşırırlar. Kendilerinin felaket gibi yorumladıkları olayların tamamen Allah'ın kontrolünde olduğunu bir türlü kavrayamazlar. Bu anlayışsızlıkları konuşmalarına da yoğun bir karamsarlık ve olumsuzluk olarak yansır. Sahip oldukları çarpık bakış açısı ve yaptıkları bu olumsuz yorumlarla etraflarındaki aynı kültürden insanlara da sıkıntı ve ağırlık verir, onların da ümidini kırarlar.

- Şeytan insanların Allah'a yakınlaşmalarını, Kuran ahlakını şevkli ve kararlı bir biçimde yaşamalarını istemediği için basit bir olay karşısında bile insanları ümitsizlik telkiniyle karamsarlığa, yılgınlığa, şevksizliğe, çaresizliğe ve bıkkınlığa sürüklemeye çalışır.

Öyle ki bazı toplumlarda karamsarlık adeta bir yaşam felsefesi haline gelir. Şeytanın etkisi altına aldığı bu tarz insanlar;
• Ümitsizliğin ve karamsarlığın dile getirildiği şarkılardan, filmlerden ve anlatımlardan nefsani bir lezzet duyar hale gelirler.
• Karamsarlıkları nedeniyle sağlıklı karar verememeye başlarlar.
• Kendilerine olduğu gibi etraflarındaki insanlara da olumsuz ve karamsar bir hal aşılarlar.
• Etraflarına aşıladıkları karamsar hal nedeniyle de -bilerek ya da bilmeyerek- şeytanın hizmetine girmiş olurlar. Çünkü şeytan insanlara yerleştirmek istediği ruh halini karamsar insanlar vasıtasıyla diğer insanlara telkin etmektedir.

- İşe giderken otobüsü kaçırmak, sınavda başarısız olmak, işyerinde bir hata yapmak gibi olayları bazı insanlar, aksilik ve başarısızlık olarak algılar. Kendilerine Yüce Allah’tan bağımsız varlıklarmış gibi benlik vererek kendilerini bu durumlardan sorumlu tutarlar. (Allah’ı tenzih ederiz.) Oysa insan Yüce Allah’tan bağımsız hareket edemeyeceği gibi, O’nun yarattığı kader dışına da asla çıkamaz. Bu nedenle olumsuz gibi görünen olaylara üzülmek veya bundan bir pay çıkararak kendini suçlamak şeytanın verdiği olumsuz bir telkindir. Çünkü aksilik veya başarısızlık gibi görünen olayları Yüce Allah muhakkak bir hikmetle yaratmıştır. Bu yanılgı içinde olan kişiler, şeytanın etkisi altında oldukları için Rabbimiz’in bu şekilde kendilerini belki kötü bir olaydan koruduğunu veya imtihan ettiğini hiç düşünmezler. Oysa Rabbimiz bu açık gerçeği bir Kuran ayetinde şöyle haber vermiştir:

“… Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz.” (Bakara Suresi, 216)

-Her insanın hayatında kişiye göre değişen zorluk anları olabilir. Bu kimine göre hastalık, kimine göre işsiz kalmak, kimi için de bir yakınını kaybetmek olabilir. Ancak şeytan insana bu zor zamanların hiç bitmeyeceği yönünde olumsuz bir telkin verebilir. Oysa insana düşen, Yüce Allah’ın emrettiği gibi zorluklar karşısında sabır göstermektir.

- Şeytan kendini dost edinen insanlara her zaman kendine güvensizliği, gelecekten yana ümitsiz olmayı, olaylara hep karamsar açıdan bakmayı telkin eder. İnsanların iman etmelerini, Allah'a karşı itaatli olmalarını, kadere teslim olmuş, tevekküllü, ümit ve şevk dolu bir şekilde yaşamalarını istemez. Çünkü bu sayılanların hepsi hem Allah'ın beğendiği ve O'na yakınlaştıran hem de din ahlakının yaşanması için zorunlu olan özelliklerdir. Şeytan ise insanların Allah'a yakınlaşmalarını, Allah'ın dinini şevkli ve kararlı bir biçimde yaşamalarını istemez. Bu yüzden kişiyi ümitsizlik telkiniyle yılgınlığa, şevksizliğe, karamsarlığa, çaresizliğe ve bıkkınlığa sürüklemeye çalışır.

İnsan, hayır istemekten bıkkınlık duymaz; fakat ona bir şer dokundu mu, artık o, ye'se düşen bir umutsuzdur. Oysa ona dokunan bir zarardan sonra tarafımızdan bir rahmet taddırsak, mutlaka: "Bu benim (hakkım)dır….. (Fussilet Suresi, 49-50)

Andolsun, biz insana tarafımızdan bir rahmet tattırıp sonra bunu kendisinden çekip-alsak, kuşkusuz o, (artık) umudunu kesmiş bir nankördür. Ve andolsun, kendisine dokunan bir sıkıntıdan sonra, ona bir nimet taddırsak, kuşkusuz; "Kötülükler benden gidiverdi" der. Çünkü o, şımarıktır, böbürlenendir. Sabredenler ve salih amellerde bulunanlar başka. İşte, bağışlanma ve büyük ecir bunlarındır. (Hud Suresi, 9-11)

-Ümitsizliğe düşen, isyana kapılan kişi şeytanın tuzağına düşmüş, onun emirlerini yerine getirmiş olur. Her zaman ümitvar olan, geleceğine daima ümitle bakan mümin ise hem Allah'ın hoşnutluğunu ve ahiret sevabını kazanır, hem de Allah'ın bir nimeti olarak dünyada da sağlıklı ve mutlu bir yaşam sürer. Her şartta ümitvar, Kuran'a sıkı sıkıya bağlı ve Allah'ı çok yakın dost edinmiş olacağı için şeytan ümitsizliğe kapılması yönünde onu kandıramayacaktır. Bu konu din ahlakının özünü oluşturan önemli konulardan biri olduğu için mümin Kurani her konuya olduğu gibi bu konuya da oldukça titizlik gösterir.

-Oysa ümitsiz insanın aklı, mantık örgüsü, yargı ve muhakemesi sağlıklı karar almaya uygun değildir. Ümitsizlik insanın fizik ve akıl sağlığını kaybetmesine neden olduğu gibi, şiddetine göre kimi insanları kendi hayatına son vermeye, intihar etmeye kadar sürükleyen bir ruh hastalığıdır. Elbette böyle bir insanın Kuran ahlakını gereği gibi yaşaması beklenemez. Bu da şeytanın son derece işine gelen bir durumdur. Çünkü bu şekilde insanları din ahlakından ve ahiretten bir beklentileri olamayacak biçimde saptırmış, kendisiyle birlikte sonsuz azaba sürüklemiş olur. Zaten insanlık tarihi boyunca şeytanın en büyük hedefi de budur.

Ümitsiz insan kendine olduğu gibi etrafındaki insanlara da olumsuz ve karamsar bir hal aşılar. Bu tutumuyla adeta şeytanın bir yardımcısı gibidir. Çünkü şeytan insanlara yerleştirmek istediği ruh halini onun vasıtasıyla telkin etmektedir. Böyle bir tutumla da insan -bilerek ya da bilmeyerek- şeytanın hizmetine girmiş olur. Oysa insan şeytana değil, Allah'a kulluk etmek için, Allah'ın dinine hizmet etmek için yaratılmıştır.

-Dünyadaki kayıplarının başında, yaşamlarındaki huzursuzluk ve kararsızlık gelir. İnsanlar hayatlarının birçok farklı safhasında, kişiden kişiye değişen çok çeşitli konularda vesvese yapabilirler. Çoğu zaman doğru karar alabilmenin, olaylar karşısında iyi bir tercih yapıp yapamamanın endişesi ile yaşarlar. Eğitim, iş gibi konularda hep kararsızdırlar. "Acaba diğer işi mi tercih etseydim?" veya "diğer okula mı gitseydim daha iyi olurdu?" gibi cümleleri bu kişilerden duyarsınız. Burada akıllara, "hep iyiyi aramanın ne gibi mahsurları olabilir?" şeklinde bir soru gelebilir. Ancak burada anlatmak istediğimiz, bu soruların iyiliği ve güzelliği bulmaya yönelik değil,aksine, insanları yaşadıkları her günden, hatta her saniyeden ötürü sıkıntıya ve tereddüte sokmaya yönelik olmasıdır. Çünkü böyle bir ruh halinde yaşayan insanlar kendilerini sürekli sorguladıkları için düşünceleri, akılları hep karışık ve bulanık olur, hiçbir zaman yaptıklarından emin olamazlar ve asıl düşünmeleri gereken konuları düşünemeyecek hale gelirler. İşte bu, vesvesenin insana verebileceği en büyük zararlardan biridir.

misterioso
23-06-2011, 07:50 PM
Oysa tüm bunlar son derece anlamsızdır. İnsanın bu dünyada bulunuş amacı Allah’ın istediği gibi bir kul olmak ve bu çabasında samimiyse, Rabbbimiz'in daima dostu olduğunu unutmamaktır. Böyle bir insan herşeyi yaratanın Allah olduğunu aklından çıkarmaz. Yaşadığı büyük-küçük her olayın Allah'ın bilgisi dahilinde gerçekleştiğini bilir. İşte vesveseler içinde yaşamını sürdüren ve kendisini asıl kurtuluşa götürecek yoldan uzaklaşan insanların da bu gerçekleri kavraması şarttır. Bu insanlar da sahip oldukları kuruntuların, şüphelerin, vesveselerin yaşadıkları olayların sonucunu değiştirmesinin kesinlikle mümkün olmadığını bilmelidirler. Ancak bu bilinci kazanmış olan kişiler huzurlu bir hayat yaşayabilirler. Çünkü bu gerçeği bilen kişiler, kendilerini yoktan var eden Allah'ın belirlediği ve onlar için mutlak surette hayırlı olan kadere teslim olmuşlardır.

-Din ahlakından uzak yaşayan insanlar gelecek korkusunu çok yoğun hissederler. Sürekli ileride nasıl bir hayat süreceğini düşünmek, türlü ihtimaller üzerine endişelenmek sıkça yaşadıkları bir ruh halidir. "Acaba başıma bir şey gelir mi, ya hastalanırsam, ya genç yaşta ölürsem, acaba rahat bir hayat sürebilecek miyim?" gibi tamamen yersiz endişeler, sık sık rastladığımız ve yüzlerce farklı örneğini çoğaltabileceğimiz, kişiyi boş yere meşgul eden konulardan sadece birkaçıdır. Henüz olmamış bu olayları çeşitli ihtimalleri düşünerek kurgulamak, insana yaşadığı anda da büyük bir sıkıntı ve ümitsizlik verir.

-İman etmeyen bir insan için herşey sorun olabilmektedir. Önemli bir günde hastalanması, mutlaka katılması gerektiğini düşündüğü bir davete katılamaması, bir araştırmasını başarıyla sonuçlandıramaması, çok istediği bir tatile çıkamaması, kendini beğendirmeye çalıştığı insanların gözüne girememesi, hatta arabasında ufak bir çizik olması dahi onda ani ve büyük üzüntülere, ümitsizliklere neden olabilir. Benzer derece küçük olaylar dahi aniden moralinin bozulmasına yol açabilir. Bunun nedeni, dünya hayatına gereğinden fazla değer vermesi, ahireti düşünmemesi, bir gün bu dünyayı bırakıp mutlaka öleceği gerçeğini hiç aklına getirmemesindir. Bunları düşünmediği için küçük olaylara, sorunlara takılmakta, küçük hedeflere bağladığı ümitleri çok çabuk sarsılabilmektedir. Bu şekilde bir hayatı benimsediği için de, daima mutsuz ve huzursuz olur.

-Dünya hayatına gereğinden fazla değer vermesi, ahireti düşünmemesi, bir gün bu dünyayı bırakıp mutlaka öleceği gerçeğini hiç aklına getirmemesindir. Bunları düşünmediği için küçük olaylara, sorunlara takılmakta, küçük hedeflere bağladığı ümitleri çok çabuk sarsılabilmektedir. Bu şekilde bir hayatı benimsediği için de, daima mutsuz ve huzursuz olur. Çok sevdiği bir eşyayı kaybeden ya da mutlaka geçmek istediği dersten kalan bir kişi, eğer bu konuları hayatının amacı haline getirmişse hiç beklemediği sonuçları kaldıramaz ve büyük bir üzüntüyle sarsılır. Örneğin : Yitirdiği birkaç eşya yüzünden -kendi deyimiyle-"bütün hayatı altüst olmuştur".

-İman etmeyen kişi hayatı boyunca çalışmış ve kazandığı parayla kendisine birtakım değerli eşyalar satın almıştır. Eşyalarına herşeyden çok değer verir; çünkü bütün hayatını, şevkini ve beklentilerini bunlar üzerine kurmuştur. Şimdi ise bir anda bunların tümünü yitirmiştir. Hayatının boşa geçtiğini, emeklerinin yok olduğunu düşünür. Sürekli karamsar ve şikayetçi bir ruh haline bürünür, herkese dert yanar. Hatta kimisi günlerce ağlar, hasta olur. Bazıları da sürekli asabi hareketler sergiler, etrafındakilere kırıcı davranır. Kimi zaman da aniden içine kapanır, çaresizliğine ve üzüntüsüne etrafındakileri de ortak etmeye çalışır. Yitirdiği birkaç eşya yüzünden -kendi deyimiyle-"bütün hayatı altüst olmuştur".

-Şeytan insanların zayıf noktalarını iyi bildiği için, onları bu zaaflarından yakalamaya çalışır. Her insana aynı taktik ve yöntem ile yaklaşmaz. Kimi insanı gelecek korkusu ile, kimi insanı ölüm korkusu ile, kimi insanı cimrilik ve açlık korkusu ile korkutmaya çalışır. Örneğin bir insan çıkar beklentisi içinde olduğu bir kişiden çok çekinir. Kendi çıkarını engellemesinden, örneğin parasını, malını kaybetmesine neden olmasından veya bu kişi yüzünden itibarının zedelenmesinden korkar. O insana müstakil bir benlik verdiği için, onun şahsi kararlar aldığına ve istemediği bu tür olayların onun gücü ile meydana geldiğine inanır. Oysa unutulmamalıdır ki, o insanın da Yaratıcısı Allah'tır. O insanı yediren, içiren, hastalandığında ona şifa veren Allah'tır. Kendisi bunu bilse de bilmese de Allah'a boyun eğmiş olarak yaratılmıştır ve o şekilde yaşamını devam ettirmektedir. Bu kişi de söylediği her sözü, kaderinde Allah'ın belirlediği şekilde söyler. Allah bir ayetinde, kendisinden menfaat umulan insanların da aslında Allah'a kul olduklarını belirtmiştir. Her insan ahirette Allah'a hesap verecektir ve yaptıklarından sorulacaktır. Bu nedenle insanların esas olarak Allah'tan korkmaları gerekmektedir.

-Şeytanın bu konudaki gizli taktiklerinden biri de, olayları içinden çıkılmazmış gibi göstermeye çalışmaktır. Eğer bir olay kolay olarak görülürse onun çözümünün de kolay olacağı açıktır. Bu nedenle şeytan olayları zor ve karmaşık göstermek ister. İnsanların karşısına çıkan zorlukları bir daha atlatamayacakları büyük olaylar olarak göstermeye çalışır ki, insanlar ümitlerini yitirsinler ve karamsar, neşesiz bir ruh haline bürünsünler. Çünkü neşeli, umut dolu bir insanın vesveselere kapılması daha zordur. Üzüntü ve ümitsizlik gibi karamsar bir ruh halinde ise vesvese çok daha kolay bir zemin bulur.
Vesveseden kurtulmak için, o ruh halinden hoşlanmamak ve onu yaşamayı istememek çok önemlidir. İnsanlardan bazısı böyle yaşamaktan çok sıkıldıklarını, ancak bir türlü bundan kurtulamadıklarını söylerler. Bu nedenle ümitsiz ve sıkıntılı bir şekilde yaşamlarına devam ederler. Buna bir de günlük yaşam içinde dinledikleri şarkılardaki, izledikleri filmlerdeki hüzünlü ve ümitsiz sözler eklenince iyice bunalırlar. Kendilerine doğrular anlatılsa bile 'ne yapayım elimde değil, üzülüyorum' gibi, mantığı ve açıklaması olmayan bir saplantıyla böyle bir yaşam sürmeleri gerektiğine inanırlar.


ALINTI

balık
23-06-2011, 09:18 PM
Ben Allah'a inanma düşüncesinden ateist oldum.
Çünkü dediğin gibi hiçbi olumsuzluğun, kötülüğün, mutsuzluğumun, dünyadaki mutsuzluğun, savaşların, açlıkların, sefaletin, ölen çocukların, benim ölen ruhumun, devamlı salak bi şekilde depresyonda gezmemin sorumlusu ben değildim. Bunların sorumlusu allah'tı. Ve böyle bi allahın varlığı, yokluğundan daha zararlıydı. (Üstelik bu cehennemde intihar edersem beni kendi cehenneminde sonsuza kadar kavuracaktı- ı h yok öyle..) O da yok olmayı seçti.

Dinle ahlakı bağdaştırmadan önce ateistlerle mümin diye geçinen insanların yaptıklarına bir bakalım.. Tarafsızca ama..

Burada uzun uzun din tartışmasına girmeyeceğim. Benim de söylemek istediğim birkaç sözüm var bitireceğim, zaten bu tartışma büyük olasılıkla silinir...

"İnanmak istemiyorum, bilmek istiyorum."

"Tanrıya inanmayan ve "iyi" olan bir insan, saf halde iyi bir insandır. onu iyi olmaya iten şey, cezalandırma korkusu değil, dünyayı kendi aklıyla yorumlamasıdır. o, bu dünyanın iyi olması gerektiğine hükmettiği için iyidir ve insanlığa karşı dürüsttür. bu sayede bizler onun "iyi" olduğunu açıkça dile getirebiliriz."

"Şu dünyayı tanrı yarattıysa, onun yerinde olmak istemem doğrusu. Çünkü, dünyanın sefaleti yüreğimi parçalar.Yaratıcı bir ruh düşünülürse, yarattığı şeyi göstererek ona şöyle bağırmak hakkımızdır: "Bunca mutsuzluğu ve bu üzüntüyü ortaya çıkarmak uğruna, hiçliğin sessizliğini ve kıpırdamazlığını bozmaya nasıl kalkıştın?""
Arthur Schopenhauer

misterioso
23-06-2011, 09:27 PM
"Tanrıya inanmayan ve "iyi" olan bir insan, saf halde iyi bir insandır. onu iyi olmaya iten şey, cezalandırma korkusu değil, dünyayı kendi aklıyla yorumlamasıdır. o, bu dünyanın iyi olması gerektiğine hükmettiği için iyidir ve insanlığa karşı dürüsttür. bu sayede bizler onun "iyi" olduğunu açıkça dile getirebiliriz."

[/B]

Yapma yahu . İnananlar insanlar arasında iyi olan insanlar saf iyi insan olamaz mı diyorsun .

eliftetik
23-06-2011, 10:16 PM
Uzun uzadıya yorum yapmak isterdim ama çok yorgunum gerçekten.

Aah canlarım ah onu bulan neyi kaybeder onu kaybeden neyi bulur