biricik
13-12-2007, 12:33 PM
Günümüzün en sihirli kavramlarından biri ‘anti-aging’. Yaşlanmaya çare adı altında önerilen yöntemlerin haddi hesabı yok. Prof. Dr. Turgay İspir, psikolojinin ihmal edildiğini belirtiyor ve “Huzurlu bir aile ortamı, yaşam kalitesini artırır, yaşlanmayı yavaşlatır.” diyor. Günümüzün en sihirli kavramlarından biri anti-ageing, yaygın adıyla söyleyecek olursak yaşlanmayı geciktirme...
Arkasında ne kadar ‘ölümü geciktirmek’ var bilinmez; ancak neredeyse herkes yaşlanmamanın, genç kalmanın derdine düşmüş durumda. Hal böyle olunca yaşlanmayı durdurmanın, genç ve dinç kalmanın sihirli formüllerini kulaklara fısıldayanlar, koca bir sektör oluşturdu. ‘Vitaminlerin Kutsal Kitabı’nı yazıp doğru vitamin ve minerallerle yaşamın kökten nasıl değiştirilebileceğini anlatan da var sektörde, türlü buhar banyolarını, altın zerrecikleriyle çikolata masajlarını önerenler de… Akla gelmedik yiyecek ve egzersiz programlarını içeren kitaplar ise havada uçuşuyor. Peki, ortalığı toz dumana boğan ve sihirli kelime ‘anti-ageing’ olarak sunulan bu yöntemler yaşlanmaya çare mi?
İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Moleküler Tıp Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Turgay İspir ile ‘anti-ageing’in de konuşulacağı ve 24 Mart’ta başlayacak ‘Moleküler Tıp Kongresi’nin hazırlık çalışmalarını yürütürken konuştuk. Prof. İspir, vücutta oksidan ve anti-oksidan bir dengenin olduğunu; oksidan dengenin artıp anti-oksidan dengenin azaldığı durumda vücutta birtakım organ hasarlarının meydana geldiğini ve yaşlılığın da böyle ortaya çıktığını belirtiyor sözün başında. Biz de hemen soruyoruz: Yaşlanma önlenebilir mi? Cevabı kısa ve net: “Yaşlanma önlenemez, ancak vücuda vereceği hasar dengeli bir beslenme ve hayat tarzı ile geciktirilebilir.” Sözünün sonunda zaten ‘anti-ageing’in, yaşlanmanın önlenmesi ve uzun yaşama anlamlarına değil, ileri yaş dönemlerinde sağlıklı ve kaliteli bir yaşama anlamına geldiğini belirtiyor.
Porf. İspir’e göre ‘anti-ageing’i pek çok ‘faktör ile birlikte düşünmek gerekiyor. Çünkü filan vitamini alın, buhar banyosu yapın, şu yiyecekleri ağırlıklı olarak tüketin’ demek, sözü eksik bırakmaktan başka bir şey değil. Ve ona göre anti-ageing ajanları içinde psikoloji hep atlanan bir faktör: “Daha huzurlu bir ortamda yaşama, kaliteli ve sağlıklı bir yaşam için elzemdir. Yaşlı büyüğünüzü kötü olmayan alışkanlıklarından vazgeçirmememiz, mümkün olduğunca gençliğinde nasıl yaşıyorsa, aynı ortamı yaşlılığında da oluşturmanız gerekir. İleri yaştakiler, huzurlu bir aile ortamı içinde, sevdikleri ile bir arada yaşamalı, yalnızlık duygusunu hissetmemeli. Yaşlı birinin, çocukları ve torunları ile beraber olması onun yaşam kalitesini artırır, yaşlanmasını azaltır.” Gençlik döneminde de kötü psikolojinin insanın yaşam şeklini bozduğunu; ancak yaşlılıkta bunun daha önemli hale geldiğini söyleyen Prof. Dr. Turgay İspir, bu konudaki görüşlerini şöyle tamamlıyor: “Aksi halde, mesela yaşlı bir insan evlatları ve torunları hayatta olduğu halde onlardan uzak ve huzurevinde ise kendisini atılmış gibi hissedecek, hayata küsecek, hayattan kopacaktır. Böyle olunca da yaşlılığın kalitesi bozulacak, dışarıdan ne kadar iyi bir bakım da sağlasanız, kırgınlıkları, psiko-somatik rahatsızlıkları, çeşitli hastalıkları ortaya çıkacaktır.”
Huzurlu bir hayat yaşayıp beslenmesine dikkat ediyor, yeterli ölçüde sporunu yapıyorsa kimsenin hiçbir anti-ageing yöntemi kullanmasına gerek olmadığını söyleyen Prof. İspir, “Anti-ageing, insanların normal bir yaşamda yapması gereken birtakım şeyleri yapamamasından dolayı ortaya çıkmış bir şeydir.” diyor. Peki belli vitamin ve minerallerin verilmesine dayalı uygulanan ‘anti-ageing’ yöntemleri ne ölçüde faydalı? Bozulmaya uğramış bir sistemin yeniden eski haline getirilemeyeceğini, vitamin ve mineral takviyeleri ile vücutta oluşan hasarın daha da ileri gitmesinin önlenebileceğini söyleyen İspir, yine de uyarıyor: “Bilinçsizce ve bir doktorun gözetimi olmaksızın ‘vücudum sağlıklı olsun’ diye alınan antioksidan E vitamini, A vitaminitakviyeleri yarardan çok zarar getirir. Vitamin haplarının doktor kontrolünde gerekli tetkikler yapıldıktan sonra reçete ile alınması gerekir.”
Arkasında ne kadar ‘ölümü geciktirmek’ var bilinmez; ancak neredeyse herkes yaşlanmamanın, genç kalmanın derdine düşmüş durumda. Hal böyle olunca yaşlanmayı durdurmanın, genç ve dinç kalmanın sihirli formüllerini kulaklara fısıldayanlar, koca bir sektör oluşturdu. ‘Vitaminlerin Kutsal Kitabı’nı yazıp doğru vitamin ve minerallerle yaşamın kökten nasıl değiştirilebileceğini anlatan da var sektörde, türlü buhar banyolarını, altın zerrecikleriyle çikolata masajlarını önerenler de… Akla gelmedik yiyecek ve egzersiz programlarını içeren kitaplar ise havada uçuşuyor. Peki, ortalığı toz dumana boğan ve sihirli kelime ‘anti-ageing’ olarak sunulan bu yöntemler yaşlanmaya çare mi?
İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Moleküler Tıp Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Turgay İspir ile ‘anti-ageing’in de konuşulacağı ve 24 Mart’ta başlayacak ‘Moleküler Tıp Kongresi’nin hazırlık çalışmalarını yürütürken konuştuk. Prof. İspir, vücutta oksidan ve anti-oksidan bir dengenin olduğunu; oksidan dengenin artıp anti-oksidan dengenin azaldığı durumda vücutta birtakım organ hasarlarının meydana geldiğini ve yaşlılığın da böyle ortaya çıktığını belirtiyor sözün başında. Biz de hemen soruyoruz: Yaşlanma önlenebilir mi? Cevabı kısa ve net: “Yaşlanma önlenemez, ancak vücuda vereceği hasar dengeli bir beslenme ve hayat tarzı ile geciktirilebilir.” Sözünün sonunda zaten ‘anti-ageing’in, yaşlanmanın önlenmesi ve uzun yaşama anlamlarına değil, ileri yaş dönemlerinde sağlıklı ve kaliteli bir yaşama anlamına geldiğini belirtiyor.
Porf. İspir’e göre ‘anti-ageing’i pek çok ‘faktör ile birlikte düşünmek gerekiyor. Çünkü filan vitamini alın, buhar banyosu yapın, şu yiyecekleri ağırlıklı olarak tüketin’ demek, sözü eksik bırakmaktan başka bir şey değil. Ve ona göre anti-ageing ajanları içinde psikoloji hep atlanan bir faktör: “Daha huzurlu bir ortamda yaşama, kaliteli ve sağlıklı bir yaşam için elzemdir. Yaşlı büyüğünüzü kötü olmayan alışkanlıklarından vazgeçirmememiz, mümkün olduğunca gençliğinde nasıl yaşıyorsa, aynı ortamı yaşlılığında da oluşturmanız gerekir. İleri yaştakiler, huzurlu bir aile ortamı içinde, sevdikleri ile bir arada yaşamalı, yalnızlık duygusunu hissetmemeli. Yaşlı birinin, çocukları ve torunları ile beraber olması onun yaşam kalitesini artırır, yaşlanmasını azaltır.” Gençlik döneminde de kötü psikolojinin insanın yaşam şeklini bozduğunu; ancak yaşlılıkta bunun daha önemli hale geldiğini söyleyen Prof. Dr. Turgay İspir, bu konudaki görüşlerini şöyle tamamlıyor: “Aksi halde, mesela yaşlı bir insan evlatları ve torunları hayatta olduğu halde onlardan uzak ve huzurevinde ise kendisini atılmış gibi hissedecek, hayata küsecek, hayattan kopacaktır. Böyle olunca da yaşlılığın kalitesi bozulacak, dışarıdan ne kadar iyi bir bakım da sağlasanız, kırgınlıkları, psiko-somatik rahatsızlıkları, çeşitli hastalıkları ortaya çıkacaktır.”
Huzurlu bir hayat yaşayıp beslenmesine dikkat ediyor, yeterli ölçüde sporunu yapıyorsa kimsenin hiçbir anti-ageing yöntemi kullanmasına gerek olmadığını söyleyen Prof. İspir, “Anti-ageing, insanların normal bir yaşamda yapması gereken birtakım şeyleri yapamamasından dolayı ortaya çıkmış bir şeydir.” diyor. Peki belli vitamin ve minerallerin verilmesine dayalı uygulanan ‘anti-ageing’ yöntemleri ne ölçüde faydalı? Bozulmaya uğramış bir sistemin yeniden eski haline getirilemeyeceğini, vitamin ve mineral takviyeleri ile vücutta oluşan hasarın daha da ileri gitmesinin önlenebileceğini söyleyen İspir, yine de uyarıyor: “Bilinçsizce ve bir doktorun gözetimi olmaksızın ‘vücudum sağlıklı olsun’ diye alınan antioksidan E vitamini, A vitaminitakviyeleri yarardan çok zarar getirir. Vitamin haplarının doktor kontrolünde gerekli tetkikler yapıldıktan sonra reçete ile alınması gerekir.”