PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Dünden Bugüne Yaşlılığı Algılayış



9 ŞUBAT
01-12-2007, 10:05 PM
Yaşlıların sorunlarıyla kimse ilgilenmiyor.
Yaşlıların çevresinde suçlu bir sessizlik yaratılıyor.

Yaşlılığın sorunlarına eğilmeye başlamanın tarihi pek yenidir.(1970)

Bir yasak şey,bir tabuydu yaşlılık konusu,hiç yaşlanmamak gerekirdi.

İnsanlar yaşlılıkta ölümü daha çabuk ve kolay benimsiyorlar.

Erkekler de kadınlar da yaşlılıkta bir aşağılık durum,bir düşüş buluyorlar.insanın yaşlanınca kendi kendinin karikatürü olacağını düşünüyorlar.

İnsanlar hoşlarına gitmeyen görünüşlerden sıyrılıp kaçarlar,özellikle de yaşlılıktan.

Toplumumuzda yaşlı kişilerle ilgilenen,ilgilenmesi gereken kurumlarca onlara sağlanan yaşama şartları çok da leziz değildir.

Amerika : sözlüğünden “ölü” kelimesini çıkarmıştır; ‘kaybolmuş sayın kişi’den söz edilir. hatta bu ülke ileri yaşlara her türlü referansı vermekten kaçınır.

Fransa : 70li yıllarda ihtiyarlık yasak bir konuydu.

Kibarca ya da öfkeyle pek çok kişi(hele yaşlılar)yaşlılık diye bir şeyin olmadığını sık sık tekrar ederler; ”ötekilerden daha genç insanlar” vardır.

Toplum için yaşlılık sözü edilmesi ayıp, bir çeşit utandırıcı sır gibi görülür.

örnek; bir resimli roman kahramanı tüm çizdiklerini yenilemek zorunda kalmıştır. çünkü kişileri arasına bir büyükanne/büyükbaba çifti koymuştur çünkü ona “yaşlıları çıkar emri” verilmiştir. (Fransa 1968)

“Tüketim toplumu mutsuz bilinç yerine mutlu bir bilinç koydu ve böylece suçlu olma duygusundan sıyrılıyor” (Markuse)
Tüketim toplumu ihtiyaçları söz konusu olduğunda sadece sanık durumunda değil,aynı zamanda suçludur da.gelişim ve bolluk efsanelerinin ardına sığınmış bir tüketim toplumu,ihtiyarlara parya (Hindistan’da kast dışı olanlara verilen ad. paryalar her türlü toplumsal haktan yoksundurlar.herkes tarafından hor görülen ve aşağılanan kimselerdir.) muamelesi yapar.

İhtiyar(65 yaş yukarısı)oranın en yüksek olduğu ülke Fransa’da bile ihtiyarların hepsi yoksulluğa,yalnızlığa,hastalık ve umutsuzluğa mahkum edilmiştir.

A.B.D.’de de kaderleri pek farklı değildir.
Tüketim toplumunun açıkça öğretmeye yeltendiği insancı ahlakla yine onu barbarca tutumunu azlaştırmak için,egemen sınıf,ihtiyarları insan yerine koymamayı uygun bulur.

İhtiyarların sesine kulak verilseydi,bu sesin insancıl bir ses olduğunu itiraf ve kabul etmek gerekecekti.

İhtiyarlara uygulanan durum ve bu durum içinde onların yasayış tarzı birbiriyle anlamlı ilişkiler gösterir.

İhtiyarlara saygı göstermede toplumun durumu son derece ikiyüzlüdür.

Çocuklar (yeni yetmeler) için kitap (yayın,gösteri, tv, radyo programları) vardır. Yaşlılara yönelik program sayısı oldukça azdır. 1970 sonrası bu program sayısında bir artış olduğu inkar edilemez.

Sömürücülerin çıkarı çalışanlarla verimsiz olanlar arasındaki dayanışmayı yıkmaya bağlıdır.burjuva düşüncesinin ortaya attığı efsaneler ve basma kalıp sözler ihtiyar insanı başka biri gibi göstermeye çabalar.

İhtiyarlar yaşamakta olan insanın hatalarını ve niteliklerini taşırlar.oysa kamuoyu bunu bilmezden gelir. ihtiyarlar gençlerle aynı istekleri aynı duygu ve ihtiyaçları gösterseler türlü rezalete sebep olurlar.ihtiyarlarda aşk-kıskançlık duyguları iğrentici ya da gülünçtür. cinsellik tiksinti, şiddet alaylı karşılanır. erdem örneği olmak zorundadırlar. her şeyden önce onlardan sükunet beklenir.ihtiyarların sükunet içinde olduğu öne sürülür, bu da onların mutsuzluğuyla ilgilenmemeye yol açar.

İhtiyarlara yakıştırılan saf görünüş, ak saçları başında harelenmiş, pek çok deneme görmüş geçirmiş ve muhterem insan olma halinin çok ötesinde hüküm süren bir filozof görünüşüdür.
Eğer bu durumdan çıkarlarsa aşağılara yuvarlanırlar; öncekinin tam tersi olan bu görünüş, yerli yersiz konuşup hareket eden, çocukların maskarası olmuş yaşlı deli görünüşüdür. ne olursa olsun,ihtiyarlar erdemleri ya da ahlak düşkünlükleriyle insan topluluğunun dışında yer alırlar.

Bu yaşlıları dışa atmayı o kadar ileri götürürüz ki,sonunda işi ihtiyarın bize karsı olmasına kadar vardırırız.
Bir gün bizim de içine düşeceğimiz ihtiyarlıkta kendimizi görüp tanımak istemeyiz.

“20 yaşında,40 yaşındaki ihtiyarlığı düşünmem.sanki başka birini düşünmem demektir.”öyleyse değişimde bütünüyle korkutucu bir şey var.
Güzel bir genç kadının yanındaki annesi, kadının gelecek yılların aynasındaki hayalidir. bunu görünce içimiz üzüntüyle daralır.

“Nambik waralı hintliler “genç ve güzel” ve “ihtiyar ve çirkin” kelimelerini tek bir kelime olarak kullanıyorlar.” (Levi Strauss)
İhtiyar insanların bize sunduğu geleceğimizin görüntüsü önünde, kılımız bile kıpırdamadan duruyoruz.içimizde bir ses, böyle bir şeyin bizim başımıza gelmeyeceğini boş yere mırıldanır durur. böyle bir şey olup bitince de artık biz, biz değilizdir. yaşlılık, üstümüze çökmeden önce ancak başkalarına ait bir şeydir.

Bütün bunlardan şu anlaşılıyor; toplum, ihtiyar insanlarda kendi benzerlerimizi görmekten bizi alıkoymayı başarıyor.

Ömür sonu, içinde yaşadığımız sömürü düzenini olduğu gibi açığa vurur. kendi ihtiyaçlarını karşılamaya gücü yetmeyen ihtiyar, her zaman için bir yüktür.fakat bir köy komünotesi içinde, bazı ilkel uluslarda olduğu gibi belli bir eşitliğin hüküm sürdüğü topluluklarda yetişkin insan, belki de bilmeden, bugün ihtiyara verdiği yerin, yarın kendi yeri olacağını bilir.

İktisat, çıkar temeli üzerine dayanır, pratik olarak bütün uygarlık ona bağımlıdır. insan denen gereçle, ancak ürün verdiği sürece ilgilenilir. sonra da fırlatıp atılır. bir kongrede(1968), cambrige’de antropolog olan dr leach “makinaların en küçük işleri yaptığı, değişmeler içindeki dünyada insanların uzun süre hizmet etmesi gerekmiyor. 55 yaşını geçen kişi bir kenara bırakılmalıdır” diyor.

“kenara bırakılmak” sözü,söylenmek isteneni çok iyi anlatır. bize emekliliğin özgürlük ve oyalanmalar devri olduğu söylenir. şairler “kuytu limanın güzellikleri”ni överler oysa..

bunlar utanmazca aldatmalardır. toplum, yaşlıların çoğunu öyle bir hayat düzenine oturtur ki, “yaşlı ve yoksul” deyimi sözü uzatmaktan başka bir işe yaramaz; çünkü iki kelime de aynı kapıya çıkar. tersine; yoksulların çoğu ihtiyarlardır. oyalanmalar, emekliye yeni olanaklar açmaz.tam ayak bağlarından kurtulduğu sırada, bireyin kendi özgürlüğünü kullanma yolları elinden alınır. yalnızlık ve can sıkıntısı içine atılıp, tam bir gözden düşmeyle bitkisel bir hayata mahkum edilirler.hayatının son 15 ya da 20 yılında bir insana artık bir hiç gözüyle bakılması,bizim uygarlığımızın başarısızlığı değildir de nedir? ihtiyarları yürüyen ölüler değil de yaş yaşayıp gün görmüş insanlar yerine koysak; anlattığımız bu apaçık durum bizi boğar, bunaltır.

İnsanların son demlerinde yine insan olarak kalmalarını istemek, köklü bir kargaşalığa yol açacaktır. zaten kurulu düzene dokunmadan bazı sınırlı değişikliklerle bu sonucu almak mümkün değildir; bu insanlık dışı edilmiş ihtiyarlar, emekçilerin sömürülmesinin, toplumun atomizasyonunun, seçkin, imtiyazlı ve yönetici sınıfa ayrılmış bir kültür sefaletinin sonucudur


Kaynak :http://www.donusumkonagi.net/

Nefertiti
03-12-2007, 12:49 PM
---Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, hiçbir ailenin, evladın, anasını, babasını huzurevlerine bırakmaması gerektiğini belirterek, “Benim bugüne kadar aldığım eğitimde, öğretimde, gelenekte, görenekte bu yok. Ve istiyorum ki şu anda başbakanı olduğum ülkemde bu olmasın” dedi.

Erdoğan, BM ve Dünya Sağlık Örgütü verilerine bakıldığında acılı bir gerçeği görmek durumunda olduklarını dile getirerek, “21. Yüzyıl maalesef yaşlıların yüzyılı olacak” diye konuştu.

Erdoğan, bu gerçekten hareketle bütün toplumların çok boyutlu olarak kendi değerlendirmelerini yapmaları, önlemlerini almaları ve yaşlanma problemini sosyal hassasiyetleriyle ele alarak hal çarelerini de üretmeleri gerektiğini söyledi.

Konunun teknik boyutuna girmeyeceğini, bunu uzmanlara bıraktığını, ancak bir siyasetçi ve idareci olarak konuya ilişkin bazı kanaatlerini de paylaşmak istediğini vurgulayan Başbakan Erdoğan, “Çünkü biz öyle bir medeniyetin, öyle bir inancın, kültürün mensuplarıyız ki, bu medeniyet bu konuda bize çok farklı hassasiyetler emrediyor. Bu hassasiyetler içinde idareciliği bugüne kadar sürdürdük. Bundan sonra da bu şekilde sürdüreceğiz” diye konuştu.
Erdoğan, yaşlılık konusunda önemli birikimler ortaya koyan bir medeniyete sahip olduklarını, gelecekte çok daha ciddi boyutlar kazanacağı anlaşılan yaşlanma gerçeğini çok boyutlu bir problem olarak görmenin mümkün olduğunu dile getirerek, ekonomi, üretim, çalışma hayatı, sosyal devlet ve daha pek çok açıdan bu sıradışı yaşlanma tablosunun elbette üzerinde durulması gereken sıkıntılar ortaya çıkaracağını bildirdi.

Sosyal ve kültürel boyut ele alındığında Türkiye'de bir gerçeği gördüğünü ifade eden Erdoğan, Türkiye'de üst gelir grubundakilerden oluşan huzurevlerinin bulunduğuna dikkati çekti. Başbakan Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:

“Yalnızlığa terk edilmiş olanlardan oluşan huzurevleri var. Alt ve orta gelir gruplarında bunu fazla göremezsiniz. Geleneksel yapıyı koruyan insanlarımızda bunu göremezsiniz. Niye? Çünkü onlar hiçbir zaman büyüğünü yalnızlığa terk etmez. Huzurevlerini çok dolaşanlardanım. Geziyorum, görüyorum. Bunlar aslında üst gelir grubundan olan insanlar. Ama öyle evlatlara sahipler ki, terk edilmişler. Gelenek, görenek itibariyle hiçbir şey kalmamış. Kültürden tamamıyla kopmuş, farklı bir kültüre sahip. Dolayısıyla huzurevlerine terk ediliyorlar.”

“ORTADOĞU HEM KİLİT, HEM ANAHTAR”
Türkiye'de huzurevlerinin ilk örneğinin Sultan Hamit döneminde Darülaceze ile başladığını ve bu müessesenin gerçek anlamda kimsesizlerin evi olduğunu anlatan Erdoğan, “O dönemde hiçbir ayrıma, din ayrımına tabi tutulmaksızın bu ülkede yaşayan kim varsa bu çatı altında himaye görmüştür” dedi. Erdoğan, Ortadoğu coğrafyasının hem sorunun çapı ve büyüme potansiyeli bakımından, hem de bu sorunla baş edecek kültürel derinlik bakımından son derece zengin olduğunu belirterek, Ortadoğu'nun, dünyanın geleceğine damgasını vuracağı anlaşılan yaşlanma problemi konusunda hem kilit, hem de anahtar niteliği taşıyabileceğini söyledi.

Bu coğrafyada yaşayan herkesin dünyanın geri kalanıyla birlikte problemin bütün boyutlarıyla farkına varmasının önemine işaret eden Erdoğan, bu konuda çok hayati görevlerinin bulunduğunu, siyasetçilerin bu sorunun farkına vararak yetinme lüksüne sahip olmadığını bildirdi. Erdoğan, 2004 yılı istatistiklerine göre Türkiye'de 65 yaş üstü insan sayısının 7.5 milyon civarında olduğunu, ancak bu sayının her geçen gün arttığını kaydederek, uzmanların “rakamın 2050 yılında 18 milyona ulaşacağını” söylediğini belirtti.

Son yıllarda geniş aile modelinin çözülerek çekirdek aile modelinin yaygınlaşmasıyla birlikte aslında önemli sosyal arızaların ortaya çıktığının kabul edilmesi gerektiğini, bunu da geleceğin kendilerine ispatlayacağını dile getiren Erdoğan, özellikle Ortadoğu ülkelerinde kişi başına düşen milli gelirin yeterli boyutta olmaması nedeniyle bu sorunun yaratacağı arızaların tolere edilebilir düzeyde olmayacağını vurguladı.

Recep Tayyip Erdoğan, sorunun sadece merkezi yönetimin üreteceği çözümlere terk edilmesinin büyük bir hata olacağına da dikkat çekerek, meselenin toplumun ortak sorunu olduğu bilincinin yaygınlaştırılmasının önemine değindi.

“BUGÜNÜN GENÇLERİ YARININ YAŞLILARI OLACAK”
Erdoğan, bugünün gençlerinin yarının yaşlıları olacağını, herkesin bu merdivenlerin basamaklarını bir defa tırmanacağını kaydederek, medeniyetler arası diyalogdan söz edildiği böyle bir dönemde yaşlanma meselesinin son derece hayati bir insanlık sınavı olduğunu ve herkesin bu sınavın içinde bulunduğunu bildirdi.

Zaman zaman gerek yakın, gerek uzak çevresinde dertlendiği günlerin olduğunu anlatan Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

“Hatta ağladığım günler de olmuştur. Niye? Yani 'bu toplumun içerisinde bu tür insanlar çıkıyor mu?' düşüncesinden hareketle. Zira siz bir evlat olacaksınız, *****zı, babanızı bırakacaksınız. Nereye? Tanımadığı, bilmediği, yabancısı olduğu bir yere. Ben bir Başbakan olarak, buna katlanamam. Böyle bir şeyi kabullenemem. Benim hücrelerimde bu yok. Benim bugüne kadar aldığım eğitimde, öğretimde, gelenekte, görenekte bu yok. Ve istiyorum ki şu anda Başbakanı olduğum ülkemde bu olmasın. Hiçbir aile, hiçbir evlat, ama kız, ama erkek, anasını, babasını gelip de bu evlere bırakmasın. Engelli oluyor, bırakmasın. Bilesiniz ki, bugün bırakanlar, yarın bırakılacaktır. Bu da hayatın bir gerçeğidir. Yaşlılarımıza verdiğimiz değer, insana, dolayısıyla kendi varlığımıza verdiğimiz değeri ortaya çıkaracaktır. Bunu unutmayalım. Bizim medeniyetimiz, yaşına, ırkına, rengine bakmaksızın insanı 'eşref-i mahlukat' yani 'yaradılmışların en şereflisi' payesini uygun görmüştür.”

“DÜNYA KİMSEYE KALMAZ”
Erdoğan, yaşlanma problemini akılcı biçimde ele alıp çözüm yolunda adımları hep birlikte atabileceklerini ifade ederek, “Ancak bütün bunları masumiyete gölge düşürmeden, insan onurunu zedelemeden, yaşlıların bize emanet olduğu bilincini asla kaybetmeden yapalım. Bunun üstesinden gelemezsek sınavı başarıyla vermiş olmayız” dedi.
Başbakan Erdoğan, konuşmasını, Yunus Emre'nin “Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz” sözleriyle bitirdi.