Nefertiti
04-02-2009, 12:48 PM
Konu Başlığı : Maharetlerimiz ve Adillik
Muhtevası : İnsanların yaşamda karşılaştıkları adilsizlik, sahip olduğumuz becerilerimiz, hayatta olmak istediklerimiz ve yapabileceklerimiz
Belki de her şeye en baştan başlamalıyız. Belki de dünyaya yeniden gelmeliyiz. Bu uçsuz bucaksız gelgitlerle dolu yaşantımızda, kendimize bile gereken zamanı ayıramazken bir de uğraşmak zorunda olduğuz her şey için belki de en faydalısı olacak bu. Kim bilir belki de her şeye yeniden başlamak bir erteleme, yine aynı noktaya geleceğimizi bile bile yapılmış bir geri dönüş.
Neden mi bahsediyorum, bir düşünün isterseniz. Her insan gibi sizin de bir yaşantınız var, kendinize göre belirlediğiniz, kurallar koyduğunuz, belki de hayatın koyduğu kurallara uymak durumunda olduğunuz bir yaşam. Ama sahipsiniz işte, nasıl olursa olsun. Peki ya memnun musunuz, yaşamınızdan, dostlarınızdan, çevrenizden, geçmişinizden, ailenizden, kısaca hayatın size sunduğu her şeyden, yada hak ettiğinizden her şeyden? Belki çok zengin bir insansınızdır, her istediğinizi alacak, her istediğinizi yapacak, canınız istediğinizde olmasını istediğiniz ne varsa sahip olmaya yetecek kadar zengin.
Bu mu ! Gerçekten böyle bir insan mısınız ? Yoksa fakir misiniz, yoksul ve aç. Her istediğinizi alamayacak, her istediğinizi yapamayacak, canınız istediğinizde olmasını istediğiniz ne varsa sahip olamayacak kadar fakir. Belki de busunuzdur. İnsan hayatı işte bu iki kavram arasına sıkışmış bir biçimde asırlardır süre gelen bir monoton geçmişi yada geleceği yada bu iki kavram arasında ne varsa yaşam kabul etmiş ve hayatı bu iki somutluğa adarcasına çalışmış çabalamış, sonunda ise hedeflediği noktaya bile ulaşamamışken ayrılmış, dünyasından, yada yaşamdan. Monotonluk hayatın kendisidir belki, bir okul gibi gittiğimiz derslerde verdiğimiz sınavlar gibi. Her gün yaşadığımız 24 saatimiz, okula gittiğimiz bir gün, hayatın bizden beklediği kararlar okulda verdiğimiz sınavlarımız, aldığımız yanlış kararlar karnemizdeki zayıflar, yaptığımız doğrular okulda verilen bir başarı belgesi, okul bittiğinde aldığımız diplomamız, amel defterimiz, diploma notumuz, hayat notumuz… ve diğer bir çok benzetmeler yapılabilir, belki de sayısızca, ama konumuz bu değil elbette.
Bunlar sadece gerçeklere atılmış belki soyut bir giriş belki de hayatın ta kendisini yansıtan doğruların tümü, ama ne olursa olsun hiçbir zaman bir aldatma değil, bilakis hayat yolculuğumuzun kısa bir özeti. Hayat dedik ya, herkesin sahip olduğu, ama kimilerinin o kadar da önemsemediği, kimilerininse tek varlığı, sahip olduğu yada ona sunulanların bilincindeki tek şeyi, tek malı.
Kısacası hayat, tek gayemiz, tek düşüncemiz, apansızın geldiğimiz yaşamdaki beklentilerimizin olgunlaştırdığı, bizi gelir gelmez kurallarıyla karşıladığı, ama bizim için tasarlanmış ve yalnız bize özel bir nesne yada kavram yada ismini kendisinde gizlediği bir soyutluk. Ne olursa olsun, o biziz, yada kendisini içimizde gizlediğimiz yada gizlemeye çalıştığımız biz. Bu sözcükler hayatı yorumlamaya yada eleştirmeye yönelik kaygılar taşımasa da belki bunu birkaç şeyle açıklamak için yazılmış bir giriş yazısı, bir küçük not. Asıl amaçlarının ne olduğuna gelince; bunu, ilerleyen zamanlarda öğrenebileceğiz ancak.
Böylelikle de hayatı biraz farklı kelimelerle ama herkesin bildiği yönüyle ortaya koymuş olduk. İnsanoğlu dünyaya geldiği ilk günden bu yana sürekli olarak yenilediği bilincini, daha doğrusu öğrendikçe hızla artan düşünce sığasını yeniledi, geliştirdi ve böylece hayatta onu değiştirdi ve yeniledi. Bu hızlı gelişme ilk zamanlarda her ne kadar hızlı olsada, belirli oranlarda azalan bu gelişme ve değişme günümüze geldiğinde ilerlemek konusunda bencilliğe düştü belki de. Şimdiki ilerlemeler ne yazık ki hepimize uğramıyor. Ama kimileri ise kendisini geliştirmiş yada doğuştan kendisinde bulduğu üstünlüğünü değerlendirerek bunun üzerine yoğunlaşmış ve nihayetinde dünyada özel olan sınıfın içerinde yer edinmiş kendisine. Ama bu yüzen suçlayamayız kendisini tabi. Nitekim hepimizde varolan bir ışığın ortaya çıkmamasına, daha doğrusu ortaya çıkaramadığımıza yanmaktan daha iyisini yapmak varken bu fırsatı yakalayan insanların hayatına imrenerek bakarız. Bu şekilde düşünenlerin sayısı her ne kadar fazla olsada hepimiz elbetle böyle düşünmüyoruz, en azından bunun bilincinde olduğumuz bir başka gerçek. Bu şekilde düşünenlere gelince; hiçte haksız sayılmazlar elbette. Kimsenin nerede, nasıl yaşadığını, hayatın bize sunduğu fırsatlara karşın ona ne verdiğini nerden bilebiliriz ki. Kısacası o kişilerin yaşamından haberdarsız olduğumuz bir gerçek. Belki de değerlendirmeye değer bir fırsat bile bulamadı, yada farkına bile varamadı, geldi geçti onun için bu şans. Biliyorsunuz ki her ülke, vatandaşlarına öyle yada böyle sahip çıkmak ister elbet, ama kaçı buna muktedirdir ki. Bu yüzden hayatın kendisine fırsat sunmadığını ortaya atan her insan, hayatın adil olmadığından bahseder durur. Diğerleri ise, yani şanslı insanlar ki, onlara sorsan bu şans sadece kendi çabalarının sonucudur (bu sadece böyle düşünen için böyledir, elbette hepsini kapsamaz), onlar böyle düşünmezler.
Onlar için adil olan hayatta, her zaman başarı sağlayabileceğin bir çıkış yolu vardır. Tüm olumsuzluklara rağmen her zaman seni bekleyen ve senin için orada bekleyen, seni bekleyen bir umut, bir ışık, yani bir fırsat.
Peki sen neyi bekliyorsun? Ona adil olmadığını söylemekten daha fazlasını yapmak varken, sende seni bekleyen bu ışığı yakalamalısın belki de. Hayata göstermen gereken ne varsa… Unutma ki sen o iddia ettiğin şanslı insanlardan daha başarılı olabilir ve dünyada özel yeri olan bu insanların hayatına katılabilir ve onlardan farklı olmadığını onlara, her şeyden önemlisi kendine ispatlayabilir ve hayatta başarılı olamayacağın hiç bir şeyin olmadığının farkına varabilirsin.
Aslında önemli olan tek şey bu değildir elbette, önemli olan tek şey kendine toplumda yer edinmek varken aşağılanmış hissettiğin karakterini çıkarıp atmak ve yanlış olan bu düşüncelerinden kendini soyutlayarak geleceğe, yalnız kendine özel olan geleceğine güven dolu, kendini bilen, her şeyin bilincinde ve onlardan farksız girmektir. Bu uğurda karşılaşacağınız bir çok engel olabilecektir, ki olacaktır, bu engelleri göz önünde bulundurmaktan ziyade, bırakında engelleri zamanı geldiğinde yaşayın. Hazırlıksız olmak belki de en iyisidir. Çünkü bu yolda kendinizden başka hiçbir silahınız olmayacaktır, hazırlık olmayacaktır. Ama siz kendinize olan güveniniz sayesinde aşacaksınız bütün engelleri, hayatın size takacağı çelmeleri, çevrenizin ve belki de ailenizin istemediği ama sizin özlemle beklediğiniz her şeyi.
Alıntı
Muhtevası : İnsanların yaşamda karşılaştıkları adilsizlik, sahip olduğumuz becerilerimiz, hayatta olmak istediklerimiz ve yapabileceklerimiz
Belki de her şeye en baştan başlamalıyız. Belki de dünyaya yeniden gelmeliyiz. Bu uçsuz bucaksız gelgitlerle dolu yaşantımızda, kendimize bile gereken zamanı ayıramazken bir de uğraşmak zorunda olduğuz her şey için belki de en faydalısı olacak bu. Kim bilir belki de her şeye yeniden başlamak bir erteleme, yine aynı noktaya geleceğimizi bile bile yapılmış bir geri dönüş.
Neden mi bahsediyorum, bir düşünün isterseniz. Her insan gibi sizin de bir yaşantınız var, kendinize göre belirlediğiniz, kurallar koyduğunuz, belki de hayatın koyduğu kurallara uymak durumunda olduğunuz bir yaşam. Ama sahipsiniz işte, nasıl olursa olsun. Peki ya memnun musunuz, yaşamınızdan, dostlarınızdan, çevrenizden, geçmişinizden, ailenizden, kısaca hayatın size sunduğu her şeyden, yada hak ettiğinizden her şeyden? Belki çok zengin bir insansınızdır, her istediğinizi alacak, her istediğinizi yapacak, canınız istediğinizde olmasını istediğiniz ne varsa sahip olmaya yetecek kadar zengin.
Bu mu ! Gerçekten böyle bir insan mısınız ? Yoksa fakir misiniz, yoksul ve aç. Her istediğinizi alamayacak, her istediğinizi yapamayacak, canınız istediğinizde olmasını istediğiniz ne varsa sahip olamayacak kadar fakir. Belki de busunuzdur. İnsan hayatı işte bu iki kavram arasına sıkışmış bir biçimde asırlardır süre gelen bir monoton geçmişi yada geleceği yada bu iki kavram arasında ne varsa yaşam kabul etmiş ve hayatı bu iki somutluğa adarcasına çalışmış çabalamış, sonunda ise hedeflediği noktaya bile ulaşamamışken ayrılmış, dünyasından, yada yaşamdan. Monotonluk hayatın kendisidir belki, bir okul gibi gittiğimiz derslerde verdiğimiz sınavlar gibi. Her gün yaşadığımız 24 saatimiz, okula gittiğimiz bir gün, hayatın bizden beklediği kararlar okulda verdiğimiz sınavlarımız, aldığımız yanlış kararlar karnemizdeki zayıflar, yaptığımız doğrular okulda verilen bir başarı belgesi, okul bittiğinde aldığımız diplomamız, amel defterimiz, diploma notumuz, hayat notumuz… ve diğer bir çok benzetmeler yapılabilir, belki de sayısızca, ama konumuz bu değil elbette.
Bunlar sadece gerçeklere atılmış belki soyut bir giriş belki de hayatın ta kendisini yansıtan doğruların tümü, ama ne olursa olsun hiçbir zaman bir aldatma değil, bilakis hayat yolculuğumuzun kısa bir özeti. Hayat dedik ya, herkesin sahip olduğu, ama kimilerinin o kadar da önemsemediği, kimilerininse tek varlığı, sahip olduğu yada ona sunulanların bilincindeki tek şeyi, tek malı.
Kısacası hayat, tek gayemiz, tek düşüncemiz, apansızın geldiğimiz yaşamdaki beklentilerimizin olgunlaştırdığı, bizi gelir gelmez kurallarıyla karşıladığı, ama bizim için tasarlanmış ve yalnız bize özel bir nesne yada kavram yada ismini kendisinde gizlediği bir soyutluk. Ne olursa olsun, o biziz, yada kendisini içimizde gizlediğimiz yada gizlemeye çalıştığımız biz. Bu sözcükler hayatı yorumlamaya yada eleştirmeye yönelik kaygılar taşımasa da belki bunu birkaç şeyle açıklamak için yazılmış bir giriş yazısı, bir küçük not. Asıl amaçlarının ne olduğuna gelince; bunu, ilerleyen zamanlarda öğrenebileceğiz ancak.
Böylelikle de hayatı biraz farklı kelimelerle ama herkesin bildiği yönüyle ortaya koymuş olduk. İnsanoğlu dünyaya geldiği ilk günden bu yana sürekli olarak yenilediği bilincini, daha doğrusu öğrendikçe hızla artan düşünce sığasını yeniledi, geliştirdi ve böylece hayatta onu değiştirdi ve yeniledi. Bu hızlı gelişme ilk zamanlarda her ne kadar hızlı olsada, belirli oranlarda azalan bu gelişme ve değişme günümüze geldiğinde ilerlemek konusunda bencilliğe düştü belki de. Şimdiki ilerlemeler ne yazık ki hepimize uğramıyor. Ama kimileri ise kendisini geliştirmiş yada doğuştan kendisinde bulduğu üstünlüğünü değerlendirerek bunun üzerine yoğunlaşmış ve nihayetinde dünyada özel olan sınıfın içerinde yer edinmiş kendisine. Ama bu yüzen suçlayamayız kendisini tabi. Nitekim hepimizde varolan bir ışığın ortaya çıkmamasına, daha doğrusu ortaya çıkaramadığımıza yanmaktan daha iyisini yapmak varken bu fırsatı yakalayan insanların hayatına imrenerek bakarız. Bu şekilde düşünenlerin sayısı her ne kadar fazla olsada hepimiz elbetle böyle düşünmüyoruz, en azından bunun bilincinde olduğumuz bir başka gerçek. Bu şekilde düşünenlere gelince; hiçte haksız sayılmazlar elbette. Kimsenin nerede, nasıl yaşadığını, hayatın bize sunduğu fırsatlara karşın ona ne verdiğini nerden bilebiliriz ki. Kısacası o kişilerin yaşamından haberdarsız olduğumuz bir gerçek. Belki de değerlendirmeye değer bir fırsat bile bulamadı, yada farkına bile varamadı, geldi geçti onun için bu şans. Biliyorsunuz ki her ülke, vatandaşlarına öyle yada böyle sahip çıkmak ister elbet, ama kaçı buna muktedirdir ki. Bu yüzden hayatın kendisine fırsat sunmadığını ortaya atan her insan, hayatın adil olmadığından bahseder durur. Diğerleri ise, yani şanslı insanlar ki, onlara sorsan bu şans sadece kendi çabalarının sonucudur (bu sadece böyle düşünen için böyledir, elbette hepsini kapsamaz), onlar böyle düşünmezler.
Onlar için adil olan hayatta, her zaman başarı sağlayabileceğin bir çıkış yolu vardır. Tüm olumsuzluklara rağmen her zaman seni bekleyen ve senin için orada bekleyen, seni bekleyen bir umut, bir ışık, yani bir fırsat.
Peki sen neyi bekliyorsun? Ona adil olmadığını söylemekten daha fazlasını yapmak varken, sende seni bekleyen bu ışığı yakalamalısın belki de. Hayata göstermen gereken ne varsa… Unutma ki sen o iddia ettiğin şanslı insanlardan daha başarılı olabilir ve dünyada özel yeri olan bu insanların hayatına katılabilir ve onlardan farklı olmadığını onlara, her şeyden önemlisi kendine ispatlayabilir ve hayatta başarılı olamayacağın hiç bir şeyin olmadığının farkına varabilirsin.
Aslında önemli olan tek şey bu değildir elbette, önemli olan tek şey kendine toplumda yer edinmek varken aşağılanmış hissettiğin karakterini çıkarıp atmak ve yanlış olan bu düşüncelerinden kendini soyutlayarak geleceğe, yalnız kendine özel olan geleceğine güven dolu, kendini bilen, her şeyin bilincinde ve onlardan farksız girmektir. Bu uğurda karşılaşacağınız bir çok engel olabilecektir, ki olacaktır, bu engelleri göz önünde bulundurmaktan ziyade, bırakında engelleri zamanı geldiğinde yaşayın. Hazırlıksız olmak belki de en iyisidir. Çünkü bu yolda kendinizden başka hiçbir silahınız olmayacaktır, hazırlık olmayacaktır. Ama siz kendinize olan güveniniz sayesinde aşacaksınız bütün engelleri, hayatın size takacağı çelmeleri, çevrenizin ve belki de ailenizin istemediği ama sizin özlemle beklediğiniz her şeyi.
Alıntı