9 ŞUBAT
12-06-2008, 02:33 PM
Geçiş, insanın günlük yaşamında ciddi farklar yaratan olumlu veya olumsuz bir hayat değişikliğidir. Evlilik, doğum, boşanma, göç, ölüm, iş değişiklikleri, kaza nedeniyle sakat kalma durumları ve seyahatler geçiş olaylarına örnek olarak verilebilir. Ergenliğe geçiş gibi gelişimsel değişiklikler veya sosyal ya da politik değişimler de birer geçiş dönemidir. Geçiş döneminin tanımlanabilen bir başlangıcı vardır. Bir geçiş istemli ya da istemdışı olabilir ve emeklilik gibi önceden bilinen bir zaman diliminde ya da ölüm gibi beklenmedik bir anda gerçekleşebilir. Özellikle olumsuz geçişlerde yaşanan rol değişimi ve kaybı, kişiyi olumsuz bir ruh hali ve yas döneminin içine sokabilir.
Antik Yunan şairi ‘Homeros Modeli’ne göre geçişler kişi için anlamlı bir metafordur ve hayat olaylarını görme konusunda cesaretlendirir. İş hayatına yeni atılan bir üniversite mezununda olduğu gibi, kişi yeni ortam ve zorlukların etkisiyle benliğinin tanımadığı taraflarını keşfedebilir, kendi değerleri ile yeniden yüzleşir ve kimliği yapılanma sürecine girebilir.
Geçiş dönemlerini konu eden ‘Sosyal Etkileşim Modeli’ne göre bir geçiş: kişinin geçiş olayına verdiği değer, geçişin niteliği, geçiş olayıyla başa çıkabilme kaynakları, kişinin karakter yapısı ve çevresel etkenler (sosyal destek gibi) açılarından incelenmesi gerekir. Araştırmalar sonucunda kişinin yaş ve olgunluk gibi gelişimsel karakteristik özelliklerinin geçiş dönemlerini nasıl yaşadığını etkilediği görülmüştür. Geçiş dönemine verilen değer, başa çıkma mekanizmalarının niteliği ve bu mekanizmaların tatmin sağlayıp sağlamadığı, bu dönemin nasıl yaşandığını etkiler.
Olumsuz geçiş dönemi içindeki biri farklı süreçlerden geçer. Geçişle yaşanan kayıp, bilinmezlik ve şaşkınlık ilk olarak bir şok süreci getirir. Huzursuzluk ve çaresizliğin sürdüğü bu kısa dönemi takiben ferahlık ve pozitif duygular yaşanır. Örneğin ayrılıktan sonra kişi, ilişkinin çözümsüzlüklerinin yarattığı mutsuzluğu yaşar, fakat çatışma ve belirsizliğin sona ermesiyle bir rahatlama da olur.
Bir sonraki süreç kaybın ciddiyetine göre yaşanan sabitlenme dönemidir. Bu dönemde, inkar etme ve hayal kurma gibi mekanizmalar devreye girerken başa çıkma metodları ve destek ağı gibi kaynaklar kullanılmaya başlanır. Ancak gelecek korkuları ve geçiş olayına duyulan kızgınlık nedeniyle genellikle kısa süren bu duygusal sabitlenme döneminden sonra melankolik duygular tekrar ortaya çıkar.
Depresif duyguların yaşanma süresi, kişinin kaybın ciddiyeti hakkındaki algısına, başa çıkma düzeneklerine ve yasla ilgili kültürel tutumlara bağlıdır. Birey, iyileşme dönemine girmesiyle sorumluluk sahibi olduğu alanlarda rahatlık duymaya başlar. Bütün bu anlatılan dönemlerde kişinin yetişme biçimi ve destek ağıyla etkileşimi rol oynasa da her kişi kendine özgü başa çıkma metodlarını geliştirir.
Kişinin yeni bir ilişki ya da obje ile yenilenme fırsatı yakalaması geçmişi ile barışmasını kolaylaştırır. İnsan yüzünü geleceğe çevirmeye başladığında, yeni hedefler ve planların olduğu yenilenme dönemine girer.
http://www.veritaspsikiyatri.net
Antik Yunan şairi ‘Homeros Modeli’ne göre geçişler kişi için anlamlı bir metafordur ve hayat olaylarını görme konusunda cesaretlendirir. İş hayatına yeni atılan bir üniversite mezununda olduğu gibi, kişi yeni ortam ve zorlukların etkisiyle benliğinin tanımadığı taraflarını keşfedebilir, kendi değerleri ile yeniden yüzleşir ve kimliği yapılanma sürecine girebilir.
Geçiş dönemlerini konu eden ‘Sosyal Etkileşim Modeli’ne göre bir geçiş: kişinin geçiş olayına verdiği değer, geçişin niteliği, geçiş olayıyla başa çıkabilme kaynakları, kişinin karakter yapısı ve çevresel etkenler (sosyal destek gibi) açılarından incelenmesi gerekir. Araştırmalar sonucunda kişinin yaş ve olgunluk gibi gelişimsel karakteristik özelliklerinin geçiş dönemlerini nasıl yaşadığını etkilediği görülmüştür. Geçiş dönemine verilen değer, başa çıkma mekanizmalarının niteliği ve bu mekanizmaların tatmin sağlayıp sağlamadığı, bu dönemin nasıl yaşandığını etkiler.
Olumsuz geçiş dönemi içindeki biri farklı süreçlerden geçer. Geçişle yaşanan kayıp, bilinmezlik ve şaşkınlık ilk olarak bir şok süreci getirir. Huzursuzluk ve çaresizliğin sürdüğü bu kısa dönemi takiben ferahlık ve pozitif duygular yaşanır. Örneğin ayrılıktan sonra kişi, ilişkinin çözümsüzlüklerinin yarattığı mutsuzluğu yaşar, fakat çatışma ve belirsizliğin sona ermesiyle bir rahatlama da olur.
Bir sonraki süreç kaybın ciddiyetine göre yaşanan sabitlenme dönemidir. Bu dönemde, inkar etme ve hayal kurma gibi mekanizmalar devreye girerken başa çıkma metodları ve destek ağı gibi kaynaklar kullanılmaya başlanır. Ancak gelecek korkuları ve geçiş olayına duyulan kızgınlık nedeniyle genellikle kısa süren bu duygusal sabitlenme döneminden sonra melankolik duygular tekrar ortaya çıkar.
Depresif duyguların yaşanma süresi, kişinin kaybın ciddiyeti hakkındaki algısına, başa çıkma düzeneklerine ve yasla ilgili kültürel tutumlara bağlıdır. Birey, iyileşme dönemine girmesiyle sorumluluk sahibi olduğu alanlarda rahatlık duymaya başlar. Bütün bu anlatılan dönemlerde kişinin yetişme biçimi ve destek ağıyla etkileşimi rol oynasa da her kişi kendine özgü başa çıkma metodlarını geliştirir.
Kişinin yeni bir ilişki ya da obje ile yenilenme fırsatı yakalaması geçmişi ile barışmasını kolaylaştırır. İnsan yüzünü geleceğe çevirmeye başladığında, yeni hedefler ve planların olduğu yenilenme dönemine girer.
http://www.veritaspsikiyatri.net