PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : çocuk öğretmen Ve Başari



9 ŞUBAT
28-05-2008, 12:11 PM
Öğrenciliğini unutan öğretmenler, öğretmenliğini unutan idareciler olmamayı dileyerek yazıma başlamak istiyorum.

Çocuğumun benim gibi bir öğretmeni olmasını ve benim görev yaptığım okul gibi bir okulda eğitim görmesini istemem diyorsanız bir elinizi yüreğinizin üzerine, bir elinizi de başınıza koyup ama sırtınızı bir yere yaslamadan düşünülmesi gerekiyor. Neden istemiyorsunuz?

Eğitim ortamları ile ilgili benim bir benzetmem vardır. Ben eğitim ortamlarını kurmalı saatlere benzetirim. Kurmalı saatlerin hiç içini açıp baktınız mı? İçersinde birden fazla, farklı büyüklüklerde dişlerini birbirine geçirmiş çarklar vardır. Çarklar kendi etrafında dönerken/hareket ederken aynı zamanda dişlerini geçirdikleri diğer çarkında dönmesini hareket etmesini sağlarlar. Bir çarktaki sorun diğer çarkların da hareketini kısıtlamakta ya da sorunlara neden olmakta. Böylece saatin işleyişinde de sorun çıkmakta. Eğitim sistemimizde, Bakanlığından, İl ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüklerine, Okul İdarelerinden, Rehberlik Servislerine, öğretmenlerden, velilere ve öğrencisine vs. her biri bir çarkı oluşturmakta. Eğitim sistemimizdeki bu çarklar da/birimler de kendi işleyişini en iyi şekilde yaptığında hem kendi işleyişini hem de diğer çarkların/birimlerin işleyişini nitelikli kılacaktır. kolaylaştıracak ve niteliği artıracaktır. Böylece hem birimlerin işleyişi hem de ürünlerin/çıktıların/öğrencilerin başarısı beraberinde gelecektir. Bu bakış açım, süreci bir bütün olarak değerlendirerek ideal olanı ortaya koymak içindi. Ne yazık ki uygulamada olan çalışanlar olarak şunu da çok net görüyoruz ki aksak giden olmazsa olmaz denilebilecek birçok faktör,durum ya da olay var. Fakat bu büyük sistemi oluşturan küçük sistemlerin kendi içindeki direnişleri ve çabaları denizkabuğu misali de olsa başarıyı ve nitelikli ürünleri beraberinde getirebilmekte. Pes etmemek, yılmamak, inanmak, kararlı olmak, gerektiğinde koltuk kaygısı duymadan dim dik durabilmek süreci etkileyen en önemli unsurlar sanırım. Tüm aksiliklere rağmen yüreğiyle ve beyniyle canla başla çalışan eğitim gönüllülerimize saygılarımı sunarak yazıma devam etmek istiyorum.

Her birimiz eğitimin farklı ama birbirini destekleyen bir ucundan tutuyoruz. Malzemelerimiz küçücük yürekler. Dışarıda suçlu olarak nitelendirilebilecek tüm insanlar bir zamanlar eğitim yuvalarımızdan geçmiş bizim ürünlerimiz/çıktılarımız. Öğrenciler ve sistemdeki diğer ürünlerin başarısında ne kadar payımız varsa, başarısızlıklarda da o kadar payımız olduğunu düşünüyorum. Birçok bölgede öğrenciye ve veliye ışık olan tek bir güç var ki oda öğretmenlerimizin gücü. Bu yazımda öğretmen boyutunu ele almamın sebeplerinde biri de öğretmenlerimizde var olduğuna inandığım bu güç ve insanlar üzerinde yaratabileceğimiz etkiye olan inancımdır. Benim aşağıda belirteceğim birçok nokta pedagojik formasyona sahip tüm öğretmenlerimizin bilgi dağarcığında olan noktalar. Burada sadece bu noktaları tekrar gözden geçirmiş, hatırlamış olacağız.

Okulun tüm birimleri kendi işlerini en iyi şekilde yapmaya çalışırken aynı zamanda gerekli olduğunda tüm birimler birbiri ile etkileşimde bulunarak çalışmalıdır. Böylece saat geri kalmayacak ve başarıyı okulun bünyesindeki herkes elde etmiş olacaktır. Başarı da devamında daha büyük başarıları getirecektir. Rehberlik servisinden nasıl faydalanabilirim ki…

Öğrenmeyi öğrenmek… Öğrencilerimizin bir çoğu maalesef öğrenmeyi öğrenme konusunda yeterli bilgi ve beceriye sahip değiller. Oysa ki öğrencilerimizin öncelikle kendi öğrenme süreçleri ile ilgili farkındalıklar kazanmaları sağlanırken ardında öğrenmeyi öğrenme konusunda destek sunulmalı ve rehberlik yapılmalıdır. Bununla birlikte her branşa özgü olarak o branşın dersinde öğrenmeyi kolaylaştırmak, etkili kılmak için destek sunulmalı, ipuçları verilmeli. Öğrenciye, öğrenemedikleri bir konuda neden öğrenemedikleri ve nasıl çalıştıkları sorgulatılarak verimli ders çalışma yöntemleri de dahil gerekli yönlendirmeler ve destekler sunulmalıdır. Ben başarılı olmak istemez miyim? Ama ne yapmam ve neyi nasıl yapmam/öğrenmem gerektiğini bilmiyorum ki. Bana tekrar yap diyorlar ama öğrenemediğim şeyin tekrarını nasıl yapabilirim ki… Nasıl öğrenilir ki.Öğrenmeyi öğrenme, öğrenme yöntem ve teknikleri nedir ki…

Bazen öğrencinin akademik başarısına odaklanırken onun sosyal ve duygusal yaşantısındaki olaylar göz ardı edilmekte. Öğretmen öğrencinin dersi dinlemesini, derse aktif katılmasını beklerken, öğrencinin dünyasında bambaşka şeyler olabilmekte. Öğrencinin bilinmeyen bir sağlık sorunu, aile de geçimsizlikler ve bir takım ihtiyaçları baş gösterebilmekte. Siz de taktir edersiniz ki benmerkezci dönemden henüz çıkamamış ya da yaşantısındaki fırtınalarla baş etme becerisi geliştirememiş öğrencilerde akademik başarı önceliğini yitirebilmektedir. Ben başarılı olmak istemez miyim? Öğretmenim beni neden anlamıyor? Acaba şu anda babam annemi dövüyor olabilir mi? Ama ben sıkıldım dikkatimi uzun süre toparlayamıyorum ki…

Öğrenciyi akademik başarısında iten bir güç vardır ki bu öğrencinin içinde bulunduğu koşullara, onun kişiliğine, imkanlarına/imkansızlıklarına vs. göre değişir. Öğrencileri motive ederken çoğu zaman eğitimciler kendi motive unsurlarından yola çıkıyorlar. Oysa eğitimci karşısındaki öğrencinin koşullarını, imkanlarını, kişilik özelliklerini vs. odaklanarak öncelikle onun motive olacağı unsurlara dikkatini çekerek motive etmeli daha sonrada öğrencinin fark etmediği yada kabul etmediği olumlu motive unsurları devreye sokulmalıdır. Öğrencileri hem anı kaçırmamaları konusunda hem de geleceklerine sahip çıkıp yatırım yapmaları için motive etmek gerekmekte. O zaman öğrenci süreçte yapılanları ve yapılacakları sahiplenecektir. Derslerimde başarılı olsam nolcak ki… Neden başarılı olmalıyım ki…

Bazen benim içimi acıtan bir cümle duyarım öğretmenlerimizden. “Ben dersimi anlatırım anlayan/öğrenen anlar/öğrenir anlamayan/öğrenmeyen anlamaz/öğrenmez.” Bazı eğitimcilerimiz müfredat kaygısı yada sınıfta başarısı ile ön plana çıkmış birkaç öğrenci ile dönemi kapatırken yaşıtlarından geri olan “müfredat olarak” öğrenciler süreçte erimekteler. Bu cümleyi üniversitede derslere giren hocalarımızdan duyacak olsam bu kadar içimi acıtmaz çünkü onların karşısındaki insanlar genç yetişkinler. Yaşamlarının sorumluluklarını alabilecek konumdalar. Fakat ilköğretim yada ortaöğretimdeki öğrencilerimiz için durum öyle değil. ilköğretim ve ortaöğretim kurumlarındaki öğrencilerimiz henüz gelişimini tamamlamamış değiller ve onların bize ihtiyacı var. Hangi kurumda olursa olsun, insan, ürününe sahip çıktığı zaman başarıda arkasından geliyor bence. Beni neden görmüyorsun öğretmenim? Benim neden elimden tutmuyorsun? Başarısızlığımda benim kadar sizin de ailemin de sorumluluğu yok mu? Ben yetişkin değilim ve benim yolumda ilerleyebilmem için ışığa ihtiyacım var. Bana da ışık olur musunuz?

Öğretmenler öğrencileri arasında ayrım yapmadıklarını söylerler. Ben öğrenci olduğum dönemde bu cümlelere içimden çok gülerdim. “Ya kabul edin ayrım yapıyorsunuz işte derdim.” Ayrım yapmamakla adil davranmamak arasındaki bağı kurarak öğrencilerimizi kandırmamamız gerekiyor sanırım. Ayrıca her öğrenci farklıdır, farklılığının içinde olumlu özel özellikleri barındıran bir takım öğrenciler doğal olarak farklı davranışlara maruz kalacaklardır. Bence öğrenciler bunu anlaya da biliyor kabul de edebiliyor. Ama öğrenciyi yaralayan şey adil davranılmaması, haksızlıklara maruz kalması ve yok sayılması. Yok sayıldığı noktada da varlığını göstermek adına olumsuz ne varsa yapabilmekte öğrenci. Yetişkinlerin bile zaman zaman varoluş kaygısı yaşayarak çırpınışları yok mudur? Ben ne zaman bir şey söylemeye çalışsam “sus tamam, diyorsunuz yada kaşlarınız çatık beni dinliyorsunuz ve anlattıklarıma inanmıyorsunuz ama sınıftaki Yusuf’u hem gülümseyerek dinliyorsunuz, hem ne dese inanıyorsunuz ve onun yanına gidip aferin diyorsunuz. Ben ne yaparsam yapıyım beni sevmiyorsunuz ve sevmeyeceksiniz. Aferin de demeyeceksiniz. Açıklama da yapsam bana inanmayacaksınız ki…

İdarecilerin okulda çalışan öğretmenleri, birbirleri ile kıyasladıklarını düşünsenize, “Ayşe hanım bakın size de aynı desteği sunuyorum ama siz Melek hanım kadar başarılı değilsiniz vs. Ya siz Ahmet bey, bakın Umut bey ile yıllardır tanırım, daha 1 tane okuma yazma öğretemediği öğrencisi bile olmadı.” Sizde taktir edersiniz ki kulak tırmalıyor ve hoşa giden bir tavır değil. Hâlbuki bu tür tavırlara öğrencilerimizin bir kısmı gün içinde birçok kez maruz kalmakta. “Oğlum neden Kaan kadar başarılı değilsin, Selahattin kadar sorumluluk sahibi değilsin… Bakın pırlanta gibiler. Sizlerde onlar gibi olun” Eğitimcilerimiz öğrencileri birbiri ile kıyaslarken kıyaslanan öğrencinin diğer öğrencilere olumsuz duygu beslemesine zemin hazırladığının (çünkü o öğrenciler sınıfta olmasa başarılı, sorumluluk sahibi vs. olmasalar kıyaslanacakları kimse olmamış olacak.) farkında bile değiller maalesef. Ayrıca öğrencinin olumsuz yönlerini ya da başarısızlıklarını bu şekilde sabitlemiş ve etiketlenmiş oluyor. Öğrenciden olumlu anlamda sürekli değişim beklenirken velisinden, öğretmeninden değişim görmeyen öğrenci kendisinde değişim için neden adım atsın ki… Benim adım Didem ve siz Didem’ i görmediğiniz sürece ben Didem’ de neden olumlu değişimler yapıyım ki… Sizin Kaan’ınız ve Selahattin’ iniz var…

devamı alttadır.

9 ŞUBAT
28-05-2008, 12:11 PM
Öğrenciler bazı derslerinde özellikle matematik, sosyal bilgiler, tarih, fen bilgisi, fizik, kimya, biyoloji, türkçe derslerinde başarısız olduklarında tembel, zeki olmayan, bir şey başaramayacaklarına dair önyargı ile hareket edilebilmekte. Oysa öğrenci ile ilgili değerlendirmelerde mümkün olduğunda objektif olmak ve öğrencinin varolan potansiyeline ilişkin somut ve doğru değerlendirmeler yaparak gerçekçi beklentiler içinde olmak gerekmektedir. Böylece de öğrenciden hem potansiyelinin üzerinde gerçeküstü bir performans beklenmemiş olacak hem de işe yaramaz başarısız insanlar olarak muamele görmelerinin önüne geçilmiş olacaktır. Öğretmenim ben bu kadar yapabiliyorum, bazı derslerimde başarılı olamıyorum diye başarılı olabildiğim dersleri yada başarılı olabileceğim olumlu konuları göz ardı etmeyin… bana işe yaramaz insanmışım gibi davranmayın lütfen…

Birçok bölgede öğrenciye ve veliye ışık olan tek bir güç var ki o da öğretmenlerimizin gücü, olduğunu söylemiştim. Bu gücümüzü kullandığımız alanlardan biri öğrenci ve velilerimize gerekli yönlendirmeleri yapmaktır. Velilerimize yapılan yönlendirmelerde genelde söylenen şeyler, çocuğunuzla ilgilenin, onu sevin vs. oluyor. Bu yönlendirmelerin içini açmakta daha somutlaştırarak bunların nasıl yapılacağını ifade etmekte fayda var. Çünkü bir çok velimiz özellikle alt sosyo ekonomik düzeydeki velilerimiz söylenenleri anlamlandırmakta ve uygulamakta ciddi sorunlar yaşayabilmektedir. Dolayısı ile yönlendirme yaparken somut ve uygulanabilir net ifadeler kullanılmalıdır. Anneme ve babama öğretmenim çocuğunuzla ilgilenin onu sevin demiş ama benimle nasıl ilgileneceklerini benim nasıl bir ilgi beklediğimi bilmiyorlar ki yada gösteremiyorlar ki…

Öğretmenler odası, genelde dinlenmek, çalışmak, yapılan güzel çalışmaları paylaşmak vs. için kullanılır. Fakat bazen olumsuz davranışları olan öğrencilerin/sınıfların isimlerinin zikredilerek konuşulduğu yerlerde olabilmekte. Ne var ki bunda denilebilir fakat duyarlı eğitimcilerimiz fark edecektir ki bu durum bazı öğretmenlerimizin o öğrenciler/sınıflar hakkında okula yeni gelen öğretmenlerin olumsuz anlamda önyargı sahibi olmasına neden olacaktır, diğer bir çok öğretmeninde o öğrencilere/sınıflara yönelik daha öfkeli hareket etmelerine neden olacaktır. Okullarımızda bazen duruşuyla, sinerjisiyle, olumlu bir takım özellikleri ile bu öğrencileri/sınıfları olumlu anlamda yönlendirebilecek öğretmenlerimiz çıkabilmekte. Umutsuzluklar içinde bile umutların soldurulmaması her koşulda olumlu bir şeylerin yapılabileceğinin göstericileridirler adeta. Öğretmenim geçen sınıfımıza yeni gelen Fen bilgisi öğretmeni daha ben hiç bir şey yapmadan bana dur sus vs. dedi aynı diğer öğretmenler gibi davrandı. Diğer derslerde öğretmeler deyince anlıyorum çünkü bir şey yapıyorum onlar da diyor. Ama daha bir şey yapmadan böyle davranılmasını anlamadım… Daha sonra nedeni araştırınca görüyorum ki; öğretmene sınıfa girmeden önce diğer öğretmenler sınıf ve sınıfın yaramaz öğrencileri hakkında bilgi verilmiş. Öğretmen de gardını alarak sınıfa girmiş. Halbuki öğretmen kendi kişiliği ve donanımı ile her zaman öğrenci karşısında güçlü olabilir.

Sınıf ortamının düzenlenmesinde özellikle dikkat dağınıklığı olan öğrenciler göz önünde bulundurulmalı ve ona göre düzenleme yapılmalıdır. Öğretmenim beni dinle bana bak diyorsunuz ama benim gözüm sınıftaki renkli, hareketli vb. şeylere takılıyor. Napa bilirim ki…

Öğrenciye okulu da öğretmeni de sınıfı da arkadaşları da sevdirilmelidir. Öğrenci okuluna geldiğinde kendini güvende, huzur ve sevgi ortamında olduğunu hissetmelidir. Okulumu seviyorum. Sevgiyi,saygıyı güveni bulduğum ortama neden gelmeyeyim ki…

Öğrencilere ödevleri dışında yapabilecekleri sorumluluklar verilmelidir. Bu yaklaşım öğrencilerin hem bir şeyler yapabileceklerine inanmalarını, kendilerine olan güvenlerinin artmasına, sorumluluk duygusunun gelişmesine vs. olumlu katkısı olacaktır. Ben de bir şeyler yapabiliyorum, ben de bir işe yarayabiliyorum …

Geçim derdi içinde zilin çalmasını dört gözle bekleyip ikinci, üçüncü işine yetişmeye çalışan eğitimcilerimizin mevcudiyeti bazen içimizi bursa da umut ediyor ve çaba gösteriyoruz ki bu durumu ortaya çıkaran nedenler ortadan kalksın. Vebali büyük bir iş yapıyoruz ve öncelikle potansiyelimiz ölçüsünde tüm performansımızı öğrenci ve velilerimize sunmamız gerekiyor. Öğretmenimiz bizden önce hazırlanıyor zil çalar çalmaz otobüse yetişecekmiş… Bende teneffüslere çıkarken önceden hazırlanıyorum…

Yukarda anlatılanların dışında; öğretmenin derse vaktinde ve hazırlıklı gelmesi, anlatılan konuya hakimiyeti, dersi bir plan içersinde yürütmesi, dersi anlatırken anlaşılır bir dil kullanması, öğrenci ile iletişim kurma becerisi, öğrenciyi küçük düşürücü sözler kullanmama, zamanı iyi kullanma, öğrencilere olumlu örnek olma, öğrenciyi soru sormaya cesaretlendirme, öğrenciyi araştırmaya teşvik etme, öğrencinin derse aktif katılımını teşvik etme, öğrencinin ders saati dışında öğretmene ulaşabilme kolaylığı, derste görsel-işitsel ve benzeri araçlar kullanmak eğitim öğretim sürecini olumlu etkileyen diğer unsurlardır. Benden derse vaktinde gelmem bekleniyor ama öğretmenim de geç geliyor derse, ayrıca arkadaşlarımla kibar konuşmam gerektiğini söylüyorlar ama öğretmenim daha geçen gün arkadaşıma aptal mısın oğlum dedi, bazen öğretmenimin ne anlattığını anlamıyorum, ayrıca anlamadığınız yer varsa sorun çocuklar diyorlar ama sorduğumuzda da bunumu anlamadın kaç defa anlattım diyorlar ben bu öğretmenleri bazen anlamıyorum valla…

Eğitimciler olarak geleceğin büyük yürekleri bugün küçük yürekler olarak bizim avuçlarımızda ve bizler bu yüreklere mühürlerimizi basıyoruz. Eğitimciler olarak yaşamlara güzellikler adına müdür basamıyorsak en azından geleceğin büyük yürekleri olacak küçük yürekleri hırpalamamak örselemek gerektiğini hatırlatmak isterim. Senden bir şey olmaz denilen öğrencinin daha sonra başarılar elde ettiğini, vs. göz ardı etmemek lazım. Bana insanca yaşamak adına nasihatler ederken siz bana geri zekalı dediğinizde senden bir şey olmaz vs. dediğinizde benden ne bekleyebilirsiniz ki… Ayrıca ailem okula her geldiğinde benimle ilgili sizlerden sadece şikayet duyunca bana öfkeli gözlerle bakıyor. Ailemle de aram açılıyor. Beni şikayet ederken aileme nasıl davranmaları ne yapmaları gerektiği konusunda da bilgi verseniz ne iyi olur. Yaşamıma çizik atmayın öğretmenim…



YALANLARIN GÖLGESİNDE Kİ GERÇEKLER NE KADAR GERÇEKTİR?

Cevriye Gülebağlan
http://www.rehberlikportali.com