9 ŞUBAT
02-11-2007, 03:00 PM
“Hocam biz onun her istediğini yapmaya çalışıyoruz. Yine de yetinmiyor. Her günümüz ayrı eziyet oldu. Ağlaması bir taraftan, öfkesi bir taraftan, ne yapacağımızı şaşırdık…”
“Evde her istediğini rahatça ifade ediyor hatta isteği olmadığında ortalığı birbirine katıyor. Fakat okulda çok farklı. 2 hafta oldu, henüz hiç arkadaşı yok, öğretmeniyle de iletişim kuramıyor. Basit sorulara bile cevap veremiyor. Ne yapabiliriz?”
“- 300 tane arabası var. Biriyle bile oynamıyor. İşi gücü beni sinirlendirmek…
- Sorumluluğu var mı?
- Ne gibi?
- Oyuncaklarını topluyor mu mesela?
- Canı isterse… Genellikle birkaç kez uyardıktan sonra sinirlenip kendim topluyorum.
- Odasının düzenini kendi sağlayabiliyor mu?
- Hayır, o alışkanlığı henüz kazandıramadım. Kendim düzenliyorum. Arada bir bir şeyler yapsa da arkasından ben düzeltiyorum.
- Kıyafetlerini veya ayakkabılarını giyip çıkarıyor mu?
- O daha çok küçük bir de sabrım yok. Bazen denese bile başaramayınca müdahale ediyorum.”
Bunlar ya bizzat yaşadığımız ya da şahit olduğumuz ebeveyn durumlarına örnekler… Az ya da çok pek çok ebeveyn bu tarz problemlerle karşılaşmakta. Peki nedir sebep? Nedir çözüm?
İnsan türü, tüm canlılar arasında yavrusuna en uzun süre bakan türdür. Ya da insan yavrusu en uzun süre bakıma ihtiyaç duyan canlıdır. Bu süre ortalama 18 yıldır. İçinde bizim de bulunduğumuz bazı toplumlarda bakım 30-40 yıl ve hatta ebeveyn veya çocuğun ölümüne kadar devam edebilir. Bazı toplumlarda ise bu süre 15 yıla kadar düşer ki bu bizim acıyarak batığımız bir durumdur. Biz kanunların söylediğini baz alalım ve ailenin himayesinden çıkma yaşına 18 diyelim.
Bizim çocuklarımız 18 yaşına kadar bizim himayemizde, bizim bakımımıza muhtaç vaziyetteler. Çünkü insan yavrusu yürüyemez, konuşamaz, temel ihtiyaçlarını bile karşılayamaz şekilde dünyaya gelir. Yürümesi ve konuşması için 1, temizlik alışkanlığını kazanabilmesi ve kendini doyurabilmesi için 2, giyinip soyunabilmesi için 3, soyut kavramları anlama yeteneğini kazanabilmesi için 8 yıl gibi bir süre geçmesi gerekir ki bunlar iyi ihtimallerdir. Kişisel ve çevresel şartlar dolayısıyla bu süreler uzayabilir, kısalabilir. Sonuç olarak, çocuklar çeşitli gelişim süreçlerini tamamlayana kadar ebeveynlerine bilfiil ihtiyaç duyarlar. Daha açık bir ifadeyle çocuklar, kendilerine yol gösterilmesine gereksinim duyarlar. Onların henüz yol gösterme yetileri yoktur.
Şimdi düşünelim;
Çocuklarımız sorumluluk alacak kadar büyük değiller. Odalarını, oyuncaklarını toplayamaz, ayakkabılarını çıkaramazlar. Fakat gelin görün ki kendi ve hatta ailelerinin hayatıyla ilgili kararları alabilirler. Nereye gidilip nereye gidilmeyeceğine, ne zaman ne yapılacağına, hangi programın izleneceğine her konuda söz sahibidirler. Peki sizce bu, onlara yaptığımız çok büyük bir haksızlık değil mi? Böyle davranarak neyi yapıp neyi yapamayacağı konusunda çelişki yaratmış olmuyor muyuz?
Biraz daha denge, biraz daha ebeveyn sorumluluğu, tek gereken bu. Kararlarını nasıl alacakları, nerede duracakları, doğru yanlış, toplumsal kurallar gibi soyut kavramları da üstünü nasıl çıkaracağı, kaşığı nasıl tutacağı, dişini nasıl fırçalayacağı gibi somut davranışları da önce ailesinden öğrenecek. Önce ailesini modelleyecek. Önce onların kurallarına uyacak.
Dileğimiz özgüvensiz, bağımlı çocuklar yetiştirmek mi? İstediğimiz en ufak zorlukta hedefinden vazgeçen bireyler mi? Biliyorum hiçbirimiz bu amaçlarla yetiştirmedik çocuklarımızı. Hiçbirimiz o amaçla çıkmadık yola. Yine de geç değil, hiçbir zaman geç değil. Biraz daha denge, biraz daha ebeveyn sorumluluğu, tek gereken bu…
Mutlu yarınlar...
Dönüşüm Konağı
Psk. Ece ÇALIŞ
“Evde her istediğini rahatça ifade ediyor hatta isteği olmadığında ortalığı birbirine katıyor. Fakat okulda çok farklı. 2 hafta oldu, henüz hiç arkadaşı yok, öğretmeniyle de iletişim kuramıyor. Basit sorulara bile cevap veremiyor. Ne yapabiliriz?”
“- 300 tane arabası var. Biriyle bile oynamıyor. İşi gücü beni sinirlendirmek…
- Sorumluluğu var mı?
- Ne gibi?
- Oyuncaklarını topluyor mu mesela?
- Canı isterse… Genellikle birkaç kez uyardıktan sonra sinirlenip kendim topluyorum.
- Odasının düzenini kendi sağlayabiliyor mu?
- Hayır, o alışkanlığı henüz kazandıramadım. Kendim düzenliyorum. Arada bir bir şeyler yapsa da arkasından ben düzeltiyorum.
- Kıyafetlerini veya ayakkabılarını giyip çıkarıyor mu?
- O daha çok küçük bir de sabrım yok. Bazen denese bile başaramayınca müdahale ediyorum.”
Bunlar ya bizzat yaşadığımız ya da şahit olduğumuz ebeveyn durumlarına örnekler… Az ya da çok pek çok ebeveyn bu tarz problemlerle karşılaşmakta. Peki nedir sebep? Nedir çözüm?
İnsan türü, tüm canlılar arasında yavrusuna en uzun süre bakan türdür. Ya da insan yavrusu en uzun süre bakıma ihtiyaç duyan canlıdır. Bu süre ortalama 18 yıldır. İçinde bizim de bulunduğumuz bazı toplumlarda bakım 30-40 yıl ve hatta ebeveyn veya çocuğun ölümüne kadar devam edebilir. Bazı toplumlarda ise bu süre 15 yıla kadar düşer ki bu bizim acıyarak batığımız bir durumdur. Biz kanunların söylediğini baz alalım ve ailenin himayesinden çıkma yaşına 18 diyelim.
Bizim çocuklarımız 18 yaşına kadar bizim himayemizde, bizim bakımımıza muhtaç vaziyetteler. Çünkü insan yavrusu yürüyemez, konuşamaz, temel ihtiyaçlarını bile karşılayamaz şekilde dünyaya gelir. Yürümesi ve konuşması için 1, temizlik alışkanlığını kazanabilmesi ve kendini doyurabilmesi için 2, giyinip soyunabilmesi için 3, soyut kavramları anlama yeteneğini kazanabilmesi için 8 yıl gibi bir süre geçmesi gerekir ki bunlar iyi ihtimallerdir. Kişisel ve çevresel şartlar dolayısıyla bu süreler uzayabilir, kısalabilir. Sonuç olarak, çocuklar çeşitli gelişim süreçlerini tamamlayana kadar ebeveynlerine bilfiil ihtiyaç duyarlar. Daha açık bir ifadeyle çocuklar, kendilerine yol gösterilmesine gereksinim duyarlar. Onların henüz yol gösterme yetileri yoktur.
Şimdi düşünelim;
Çocuklarımız sorumluluk alacak kadar büyük değiller. Odalarını, oyuncaklarını toplayamaz, ayakkabılarını çıkaramazlar. Fakat gelin görün ki kendi ve hatta ailelerinin hayatıyla ilgili kararları alabilirler. Nereye gidilip nereye gidilmeyeceğine, ne zaman ne yapılacağına, hangi programın izleneceğine her konuda söz sahibidirler. Peki sizce bu, onlara yaptığımız çok büyük bir haksızlık değil mi? Böyle davranarak neyi yapıp neyi yapamayacağı konusunda çelişki yaratmış olmuyor muyuz?
Biraz daha denge, biraz daha ebeveyn sorumluluğu, tek gereken bu. Kararlarını nasıl alacakları, nerede duracakları, doğru yanlış, toplumsal kurallar gibi soyut kavramları da üstünü nasıl çıkaracağı, kaşığı nasıl tutacağı, dişini nasıl fırçalayacağı gibi somut davranışları da önce ailesinden öğrenecek. Önce ailesini modelleyecek. Önce onların kurallarına uyacak.
Dileğimiz özgüvensiz, bağımlı çocuklar yetiştirmek mi? İstediğimiz en ufak zorlukta hedefinden vazgeçen bireyler mi? Biliyorum hiçbirimiz bu amaçlarla yetiştirmedik çocuklarımızı. Hiçbirimiz o amaçla çıkmadık yola. Yine de geç değil, hiçbir zaman geç değil. Biraz daha denge, biraz daha ebeveyn sorumluluğu, tek gereken bu…
Mutlu yarınlar...
Dönüşüm Konağı
Psk. Ece ÇALIŞ