9 ŞUBAT
02-11-2007, 02:59 PM
İnsanoğlu yaşadığı evreni, dünyayı, insanları tanımak; nasıl çalıştıklarını, nasıl çalıştıracağını bilmek ister. Bu bilme ihtiyacı düşünceleri harekete geçirir. Bir süre sonra insan yaşam anlayışını, yaşam duruşunu belirlemeye başlar. Bir söz vardır, insan bütün gün düşündüğüdür diye. Böyledir çünkü; düşüncelerimiz davranışlarımıza, ilişkilerimize, duygularımıza, iletişimimize yansır. Düşünceler insanın rotası, bir şekilde kaderi olur. İşte, düşünceleri geliştiren, onu en ileriye götüren şey bu noktada felsefedir. Felsefe arayıştır. Bulduğumuz sorular, aradığımız cevaplardır. Bulunan cevapları diğer bireylere aktararak yaşam sanatını öğretmek ise eğitimdir. Eğitim bireylerin hayata sıfır noktasından başlamasını engeller. Böylece insanlık, her seferinde kendini gittikçe geliştirerek ilerlemeye devam eder. Ancak yaşam sanatını sorulardan uzak tutarak, salt doğrular olarak bireylere vermek eğitimin kötü tarafıdır. Bu durumda değil ilerleme, düşüncelerde gerileme başlar.
Eğitimin ailede, toplumda, okulda kısacası yaşamın olduğu her yerde verildiğini düşünürsek, önemini bir kez daha fark ederiz. Daha iyi bir yaşam, daha iyi bir dünya için eğitimi doğru kullanabilmek şarttır. İnsanlığı ayakta tutacak olan eğitimin sistemli bir şekilde verilme ihtiyacı okul kavramını doğurmuştur. İlk olarak okulun görevi, çocuğun dünyaya uyumunu sağlamaktır. İkinci en büyük görevi ise dünyayı değiştirmektir. Hem uyum hem de değiştirmek... Çelişkinin en kötüsü, handikabın en büyüğü... Oysa ki bir şeyi değiştirebilmek için önce o şeye uyum sağlamak gerekir.
Doğada da, yaşamda da, insanlar arası ilişkilerde de bu böyledir. Uyum göstermeden hiçbir şeyi değiştiremeyiz. Peki uyum nasıl olur? Uyum, önce alıcıları açmak, dünyayı tanımak, dünyanın o anki gerçeğini kabul etmektir. Her şey mümkün dediğimiz noktada sistemle ahenk başlar. Kurduğumuz ahenkle artık yönetime geçebilir, yönetimde de gerçekleri değiştirebiliriz. Daha düşünen, daha bağımsız, daha mutlu hayatlar için değiştirmek, üretmek, dönüştürmek gerekir. Çünkü insan öncelikle gelişen, değişen, dönüşen bir varlıktır. İşte tam burası felsefenin tekrar yaşadığı yerdir.
Okullar bunu yapabildiği ölçüde toplumlarını uygarlık seviyesine getirebilirler. Çocuklarımız için okul seçerken vurgulanan bu noktalara sahip olup olmadıklarını çok iyi araştırmalıyız. Yaşam, insan ve evren üzerine kurulu anlayışımızla bağdaşan bir okul seçmeliyiz. Başka insanların tavsiyesi ile hareket etmemeliyiz. Çünkü başkalarının düşünceleri kendi düşüncelerimizi sınırlar, düşünce gücümüzü felce uğratır. Başkalarının kafalarının içi, insanın kendi gerçek mutluluğunun yuvası değildir. Sonunda her koyun kendi bacağından asılıyorsa eğer, önemli olan kendi bacağından asılan kişidir. Başkalarına göre yapılmış okul seçiminde, bindiğimiz yanlış trende koridorda tersine yürümekten başka çaremiz kalmaz. Bu durumda çocuklarımız bir çelişkinin içinde büyürken kaybolmaya mahkum olur. Burada çocuğum yerine benim karar vermem doğru olabilir mi? diye de sorabilirsiniz. Ancak unutmamalıyız ki, bilinçli bir karar çocuğumuzun kaybolmasından çok daha iyidir. Ve yine unutmamalıyız ki, daha güzel bir dünya ve insanlık adına oluşturduğumuz düşünce sistemimiz çocuğumuza zarar değil fayda getirir.
Kaliteyle direk karşılaşan çocuk bizim ödediğiniz birçok bedeli ödemeden yolunda ilerler. Ayrıca piyano, tenis, yüzme, binicilik v.b dersler arasında çocuğunuzu koşuşturmuyor ve onun da düşünmesini sağlayacak boşluklar bırakıyorsanız şimdi hiç üzülmemelisiniz. Çünkü siz de ona, kendi gerçeğini ve mutluluğunu seçme hakkı tanımış oldunuz. Tıpkı bir zamanlar kendinize tanımış olduğunuz gibi...
Dönüşüm Konağı
Meral ÖZYAŞAR
Eğitimin ailede, toplumda, okulda kısacası yaşamın olduğu her yerde verildiğini düşünürsek, önemini bir kez daha fark ederiz. Daha iyi bir yaşam, daha iyi bir dünya için eğitimi doğru kullanabilmek şarttır. İnsanlığı ayakta tutacak olan eğitimin sistemli bir şekilde verilme ihtiyacı okul kavramını doğurmuştur. İlk olarak okulun görevi, çocuğun dünyaya uyumunu sağlamaktır. İkinci en büyük görevi ise dünyayı değiştirmektir. Hem uyum hem de değiştirmek... Çelişkinin en kötüsü, handikabın en büyüğü... Oysa ki bir şeyi değiştirebilmek için önce o şeye uyum sağlamak gerekir.
Doğada da, yaşamda da, insanlar arası ilişkilerde de bu böyledir. Uyum göstermeden hiçbir şeyi değiştiremeyiz. Peki uyum nasıl olur? Uyum, önce alıcıları açmak, dünyayı tanımak, dünyanın o anki gerçeğini kabul etmektir. Her şey mümkün dediğimiz noktada sistemle ahenk başlar. Kurduğumuz ahenkle artık yönetime geçebilir, yönetimde de gerçekleri değiştirebiliriz. Daha düşünen, daha bağımsız, daha mutlu hayatlar için değiştirmek, üretmek, dönüştürmek gerekir. Çünkü insan öncelikle gelişen, değişen, dönüşen bir varlıktır. İşte tam burası felsefenin tekrar yaşadığı yerdir.
Okullar bunu yapabildiği ölçüde toplumlarını uygarlık seviyesine getirebilirler. Çocuklarımız için okul seçerken vurgulanan bu noktalara sahip olup olmadıklarını çok iyi araştırmalıyız. Yaşam, insan ve evren üzerine kurulu anlayışımızla bağdaşan bir okul seçmeliyiz. Başka insanların tavsiyesi ile hareket etmemeliyiz. Çünkü başkalarının düşünceleri kendi düşüncelerimizi sınırlar, düşünce gücümüzü felce uğratır. Başkalarının kafalarının içi, insanın kendi gerçek mutluluğunun yuvası değildir. Sonunda her koyun kendi bacağından asılıyorsa eğer, önemli olan kendi bacağından asılan kişidir. Başkalarına göre yapılmış okul seçiminde, bindiğimiz yanlış trende koridorda tersine yürümekten başka çaremiz kalmaz. Bu durumda çocuklarımız bir çelişkinin içinde büyürken kaybolmaya mahkum olur. Burada çocuğum yerine benim karar vermem doğru olabilir mi? diye de sorabilirsiniz. Ancak unutmamalıyız ki, bilinçli bir karar çocuğumuzun kaybolmasından çok daha iyidir. Ve yine unutmamalıyız ki, daha güzel bir dünya ve insanlık adına oluşturduğumuz düşünce sistemimiz çocuğumuza zarar değil fayda getirir.
Kaliteyle direk karşılaşan çocuk bizim ödediğiniz birçok bedeli ödemeden yolunda ilerler. Ayrıca piyano, tenis, yüzme, binicilik v.b dersler arasında çocuğunuzu koşuşturmuyor ve onun da düşünmesini sağlayacak boşluklar bırakıyorsanız şimdi hiç üzülmemelisiniz. Çünkü siz de ona, kendi gerçeğini ve mutluluğunu seçme hakkı tanımış oldunuz. Tıpkı bir zamanlar kendinize tanımış olduğunuz gibi...
Dönüşüm Konağı
Meral ÖZYAŞAR