9 ŞUBAT
23-02-2012, 01:24 PM
İnsanlar dünya hayatında iki ana görev üstlenirler bana göre: Biri yaradanına karşı kulluk görevi, diğeri de neslin devamını sağlama görevi. Bunları lâyığıyla yerine getiren, iki dünyada aziz olur.
Evlenip çoluğa çocuğa karışan insanlar bir süre sonra haklı olarak çocuk beklentisi içine girerler. Baba ve anne olmanın keyfine varmak, tadını almak isterler. Genel teâmül, babaların erkek, annelerin kız çocuğa sahip olmayı istemesi yönündedir. İster erkek, ister kız olsun, sağlıklı olarak aileye yeni katılan her birey, taze bir bahar havası soluklandırır ev halkına.
Baba erkek çocuğu ile spora, maça, kahveye, hâsılı erkeklerin gittikleri her yere gidebilir. Kız çocuk böyle mi ya?
Erkek, onlara göre mızmızlık yapmaz, dayanıklıdır. Her şeye ağlamaz, sulu göz değildir. Hayata bakışı, oturuşu, istekleri baba gibidir. Bu sebepten babalar genellikle erkek çocuk isterler.
Kız babası olmak zordur. Bir kere cinsiyeti babadan farklı olan bir varlığa nasıl davranacağını kestirmek baba için zor bir olaydır. Duygularını anlamak konusunda tecrübeli olmadıkları için her davranışlarında tedirgindirler. Çocuk büyüdükçe ortaya çıkan olumsuz durumlarda otorite kurma yolunu denemek isteseler bile, kız çocuğu iki cilveli hareketiyle babasını mat etmeye muvaffak olur. Bazen ısrarcıdırlar fakat bunu öyle yoluyla yordamıyla yaparlar ki baba farkına varmaksızın karşı olduğu şeylere onay veriverir. Onlar her hareketleriyle erkek çocuğundan farklıdır. Giyimi, hayata bakışı, babayla ilişkisi, beklentileri…
Başından itibaren iyi iletişim kurabilen babalar, kızları için ilk sevgilidirler akşam yolu gözlenen. İlerideki hayatlarına dair bütün düşünceler bu ilişki ile somutlaşır. Kız, babası gibi şefkatli, anlayışlı, fedakâr, candan bir eş hayali kurar. Onu sarıp sarmalasın, korusun, kollasın ister. Hayata karşı mücâdelesinde daima destek olsun ister. Onun her yaptığına hayran, onun her tavrından memnun, onu hiçbir şarta bağlı olmayarak, şartsız sevsin ister. Büyüyüp hayata atıldıklarında çevresiyle daha uyumlu ve sıcak ilişkiler kurabilirler bu sayede.
Eskiler;’’Seveceksen erkek çocuğunu sev, kız nasıl olsa kendini sevdirir!’’derlermiş. Kızlar eskileri yalancı çıkarmak istemezmişçesine babalarıyla en içten ve samimi diyaloğu kurarlar kısa sürede.
Cahiliye döneminde babalar kız çocuklarını diri diri toprağa gömerlermiş biliyorsunuz. Onlara değer vermek bir yana, en tabii hakları olan yaşama hakkını ellerinden alırlarmış. Böyle bir dönemde peygamberlik verilen Hz. Muhammed (s.a.v.) ilk kızı olan Rukiye validemizi omuzlarına oturtup sahabenin önüne geçerek imamlık yapmıştır. Vermek istediği mesaj çok açık değil mi? ‘’ Kızlarımızın başımızın üstünde yeri var!’’
Bir de erkek çocuk soyun devamını sağlar düşüncesi hâkim birçok kişide. Anadolu insanı birçok meziyetin yanında maalesef bazı önyargılara da sahip. Kız çocuklarını bu sebeple ikinci sınıf insan olarak görüyor. Halbuki önündeki örnek yine peygamberimiz olmalıdır. Onun soyu, kızı Hz. Fâtıma’dan devam etmemiş midir? Anadolu’muzda birçok seyyid ve şerif yok mudur? Onlar ya Hz. Hasan ya da Hz. Hüseyin yoluyla Hz. Fâtıma’nın torunları değil midir? Öyleyse din dışı bazı geleneksel tavırları atmalı, doğruya yönelmelidir.
Kız çocuk ile güzel şeyleri paylaşmak, mutluluğu katmerlemek varken hayatı sınırlandırmanın hiç gereği yok. Hayat denilen şey bir göz açıp kapatmak kadar kısa sürüyor. Herkesin bu kısacık süreyi gerektiği şekilde huzur içinde geçirmesi en akıllıca davranış olur.
Hepinize elinizdekinin değerini bilerek geçireceğiniz uzun ve mutlu bir hayat dilerim.
İyi haftalar.
H. NURHAYAT ÖRENCİK
Evlenip çoluğa çocuğa karışan insanlar bir süre sonra haklı olarak çocuk beklentisi içine girerler. Baba ve anne olmanın keyfine varmak, tadını almak isterler. Genel teâmül, babaların erkek, annelerin kız çocuğa sahip olmayı istemesi yönündedir. İster erkek, ister kız olsun, sağlıklı olarak aileye yeni katılan her birey, taze bir bahar havası soluklandırır ev halkına.
Baba erkek çocuğu ile spora, maça, kahveye, hâsılı erkeklerin gittikleri her yere gidebilir. Kız çocuk böyle mi ya?
Erkek, onlara göre mızmızlık yapmaz, dayanıklıdır. Her şeye ağlamaz, sulu göz değildir. Hayata bakışı, oturuşu, istekleri baba gibidir. Bu sebepten babalar genellikle erkek çocuk isterler.
Kız babası olmak zordur. Bir kere cinsiyeti babadan farklı olan bir varlığa nasıl davranacağını kestirmek baba için zor bir olaydır. Duygularını anlamak konusunda tecrübeli olmadıkları için her davranışlarında tedirgindirler. Çocuk büyüdükçe ortaya çıkan olumsuz durumlarda otorite kurma yolunu denemek isteseler bile, kız çocuğu iki cilveli hareketiyle babasını mat etmeye muvaffak olur. Bazen ısrarcıdırlar fakat bunu öyle yoluyla yordamıyla yaparlar ki baba farkına varmaksızın karşı olduğu şeylere onay veriverir. Onlar her hareketleriyle erkek çocuğundan farklıdır. Giyimi, hayata bakışı, babayla ilişkisi, beklentileri…
Başından itibaren iyi iletişim kurabilen babalar, kızları için ilk sevgilidirler akşam yolu gözlenen. İlerideki hayatlarına dair bütün düşünceler bu ilişki ile somutlaşır. Kız, babası gibi şefkatli, anlayışlı, fedakâr, candan bir eş hayali kurar. Onu sarıp sarmalasın, korusun, kollasın ister. Hayata karşı mücâdelesinde daima destek olsun ister. Onun her yaptığına hayran, onun her tavrından memnun, onu hiçbir şarta bağlı olmayarak, şartsız sevsin ister. Büyüyüp hayata atıldıklarında çevresiyle daha uyumlu ve sıcak ilişkiler kurabilirler bu sayede.
Eskiler;’’Seveceksen erkek çocuğunu sev, kız nasıl olsa kendini sevdirir!’’derlermiş. Kızlar eskileri yalancı çıkarmak istemezmişçesine babalarıyla en içten ve samimi diyaloğu kurarlar kısa sürede.
Cahiliye döneminde babalar kız çocuklarını diri diri toprağa gömerlermiş biliyorsunuz. Onlara değer vermek bir yana, en tabii hakları olan yaşama hakkını ellerinden alırlarmış. Böyle bir dönemde peygamberlik verilen Hz. Muhammed (s.a.v.) ilk kızı olan Rukiye validemizi omuzlarına oturtup sahabenin önüne geçerek imamlık yapmıştır. Vermek istediği mesaj çok açık değil mi? ‘’ Kızlarımızın başımızın üstünde yeri var!’’
Bir de erkek çocuk soyun devamını sağlar düşüncesi hâkim birçok kişide. Anadolu insanı birçok meziyetin yanında maalesef bazı önyargılara da sahip. Kız çocuklarını bu sebeple ikinci sınıf insan olarak görüyor. Halbuki önündeki örnek yine peygamberimiz olmalıdır. Onun soyu, kızı Hz. Fâtıma’dan devam etmemiş midir? Anadolu’muzda birçok seyyid ve şerif yok mudur? Onlar ya Hz. Hasan ya da Hz. Hüseyin yoluyla Hz. Fâtıma’nın torunları değil midir? Öyleyse din dışı bazı geleneksel tavırları atmalı, doğruya yönelmelidir.
Kız çocuk ile güzel şeyleri paylaşmak, mutluluğu katmerlemek varken hayatı sınırlandırmanın hiç gereği yok. Hayat denilen şey bir göz açıp kapatmak kadar kısa sürüyor. Herkesin bu kısacık süreyi gerektiği şekilde huzur içinde geçirmesi en akıllıca davranış olur.
Hepinize elinizdekinin değerini bilerek geçireceğiniz uzun ve mutlu bir hayat dilerim.
İyi haftalar.
H. NURHAYAT ÖRENCİK