Hydra
30-07-2010, 07:01 PM
‘’Aşk’’ hem ödül ve zevk ile ilgili görüngeler, hem de iştah ve bağımlılık yapan davranışlarla yakın ilişki içerisinde olabilir.
Özlem, eksikliğin giderilmesi ve belli bir duygusal uyaranın sağlanması olduğu belirgindir.
İlintili olarak kadınlar cinsellikle ilgili olayları erkeklere göre daha bütüncül yaşarlar.Sol frontal korteks sorunun içinde bulunduğu çerçeveye bakarken, sağ frontal korteks olayı içinde bulunan çerçeveden daha bağımsız değerlendirmektedir.Kadınların sağ frontal kortekslerinin erkeklerden daha büyük olduğu bundan dolayıdır ki daha mantıklı çözümlerle sonuçlandırdığı aşikar.
Dopamin
Dopaminerjik sistem ayrıca nedensellik için de önemli olabilir ve anormalliği düşünce bozukluklarına yol açabilir. Dopaminin ayrıca REM uykusu ile ilişkili olduğu da bilinmektedir. Bütün bu veriler göz önüne alındığında, aşk ve diğer sevgi ilişkilerinde görülen zaman, yorgunluk ve nedensellik algılarında görülebilen
değişimlere dopamin salgısındaki değişimlerin aracılık edebileceği ve öforinin baskın olduğu, sevgi ilişkilerinin başlangıcında dopaminin rol aldığı düşünülebilir.
Noradrenalin
Noradrenalin, bireyin çekici bulduğu nesne ile karşılaştığında sergilediği kan basıncı ve nabız değişikliklerinin, sevilenle ilgili algılardaki keskinleşmenin ve sevilene odaklanmanın yanı sıra ek görevler de üstlenebilir.
Serotonin
Obsesif Kompulsif Bozukluğun (OKB) en tipik örneğini oluşturduğu, obsesif kompulsif spektrum bozuklukları saplantılı düşünceler ve zorlantılı davranışların yanı sıra benzer aile öyküleri ve tedavi yanıtları ile de karakterizedir. Cinsel dürtülerin kontrolü ile ilgili sorunlarının bu spektrum içerisinde olabileceği önermesinin yanı sıra aşk ve sevgi ilişkileri sırasında gözlenebilen zorlantılı yakınlık arayışı, sevilen hakkındaki ruminatif düşünceler gibi fenomenolojik benzerlikler, bu iki durumun bağlantılı olabileceğini düşündürmektedir.
Kurup ve Kurup’un yürüttüğü bir çalışma hipokampus işlevinin ve hipokampustan salgılanan endojen bir membran Na/K ATPaz inhibitörü olan digoksinin aşk ve sevgi ilişkilerinde görülebilen nörotransmiter değişiklikleri açısından önem taşıyabileceğini göstermiştir.Bu araştırmada “aşık olmaya yatkın bireylerde” digoksin ve nörotransmiter salgısı değerlendirilmiş ve serebral dominansın etkisinin olup olmadığına bakılmıştır. Çalışma sonucunda “aşık olmaya yatkın bireylerde” digoksin sentezinin azaldığı,membran Na/K ATPaz aktivitesinin arttığı; triptofan yıkım ürünlerinin (serotonin, kinolik asit ve nikotin) azaldığı buna karşın tirozin katabolitlerinin (dopamin, noradrenalin ve morfin) arttığı saptanmıştır. Buörüntünün sol hemisferik dominansta gözlenenle uyumlu olduğu bildirilmiştir.
Nöropeptidler
Beyindeki nöropeptid sistemleri de aşk ve sevgi ilişkilerinin oluşumunda rol alabilir.
Oksitosin ve diğer bir kimyasal olarak ilişkili nöromodülatör olan vazopressin özellikle bağlanma ve bağ kurma ile ilişkili gözükmektedir. Her ikisi de hipotalamus tarafınan üretilmekte ve hipofizde depolanarak kana salınmaktadır. Bu salımın her iki cinsiyette de orgazm sırasında olduğu, kadınlarda ayrıca doğum ve emzirme sırasında da gözlendiği saptanmıştır.
Sonuç
Aşk ve sevgi ilişkileri güven ve inancın yanı sıra beyindeki ödüllendirme sisteminin (limbik sistem) aktivasyonuna dayanan karmaşık, nörobiyolojik fenomenlerdir. Bu süreçler oksitosin, vazopressin, dopamin ve serotonerjik işlevleri içermektedir. Ek olarak, bu süreçlerde endorfin ve endojen opiat sistemleri ve nitrik oksitte rol oynamaktadır. Aşk ve sevgi ilişkileri sırasında eleştirel toplumsal değerlendirme, fiziksel ve zihinsel stres algısı ve olumsuz emosyonlarla ilgili beyin sistemleri baskılanmaktadır. Aşk ve sevgi ilişkilerinin erken evreleri hem fenomenolojik hem de nörobiyolojik olarak daha geç safhalarından farklılık gösterebilir. Eldeki bilgiler ışığında maternal, romantik ve cinsel sevgi ve bağlanmaların fizyolojik açıdan önemli düzeyde örtüştüğü belirtilebilir.
Saygılar
Özlem, eksikliğin giderilmesi ve belli bir duygusal uyaranın sağlanması olduğu belirgindir.
İlintili olarak kadınlar cinsellikle ilgili olayları erkeklere göre daha bütüncül yaşarlar.Sol frontal korteks sorunun içinde bulunduğu çerçeveye bakarken, sağ frontal korteks olayı içinde bulunan çerçeveden daha bağımsız değerlendirmektedir.Kadınların sağ frontal kortekslerinin erkeklerden daha büyük olduğu bundan dolayıdır ki daha mantıklı çözümlerle sonuçlandırdığı aşikar.
Dopamin
Dopaminerjik sistem ayrıca nedensellik için de önemli olabilir ve anormalliği düşünce bozukluklarına yol açabilir. Dopaminin ayrıca REM uykusu ile ilişkili olduğu da bilinmektedir. Bütün bu veriler göz önüne alındığında, aşk ve diğer sevgi ilişkilerinde görülen zaman, yorgunluk ve nedensellik algılarında görülebilen
değişimlere dopamin salgısındaki değişimlerin aracılık edebileceği ve öforinin baskın olduğu, sevgi ilişkilerinin başlangıcında dopaminin rol aldığı düşünülebilir.
Noradrenalin
Noradrenalin, bireyin çekici bulduğu nesne ile karşılaştığında sergilediği kan basıncı ve nabız değişikliklerinin, sevilenle ilgili algılardaki keskinleşmenin ve sevilene odaklanmanın yanı sıra ek görevler de üstlenebilir.
Serotonin
Obsesif Kompulsif Bozukluğun (OKB) en tipik örneğini oluşturduğu, obsesif kompulsif spektrum bozuklukları saplantılı düşünceler ve zorlantılı davranışların yanı sıra benzer aile öyküleri ve tedavi yanıtları ile de karakterizedir. Cinsel dürtülerin kontrolü ile ilgili sorunlarının bu spektrum içerisinde olabileceği önermesinin yanı sıra aşk ve sevgi ilişkileri sırasında gözlenebilen zorlantılı yakınlık arayışı, sevilen hakkındaki ruminatif düşünceler gibi fenomenolojik benzerlikler, bu iki durumun bağlantılı olabileceğini düşündürmektedir.
Kurup ve Kurup’un yürüttüğü bir çalışma hipokampus işlevinin ve hipokampustan salgılanan endojen bir membran Na/K ATPaz inhibitörü olan digoksinin aşk ve sevgi ilişkilerinde görülebilen nörotransmiter değişiklikleri açısından önem taşıyabileceğini göstermiştir.Bu araştırmada “aşık olmaya yatkın bireylerde” digoksin ve nörotransmiter salgısı değerlendirilmiş ve serebral dominansın etkisinin olup olmadığına bakılmıştır. Çalışma sonucunda “aşık olmaya yatkın bireylerde” digoksin sentezinin azaldığı,membran Na/K ATPaz aktivitesinin arttığı; triptofan yıkım ürünlerinin (serotonin, kinolik asit ve nikotin) azaldığı buna karşın tirozin katabolitlerinin (dopamin, noradrenalin ve morfin) arttığı saptanmıştır. Buörüntünün sol hemisferik dominansta gözlenenle uyumlu olduğu bildirilmiştir.
Nöropeptidler
Beyindeki nöropeptid sistemleri de aşk ve sevgi ilişkilerinin oluşumunda rol alabilir.
Oksitosin ve diğer bir kimyasal olarak ilişkili nöromodülatör olan vazopressin özellikle bağlanma ve bağ kurma ile ilişkili gözükmektedir. Her ikisi de hipotalamus tarafınan üretilmekte ve hipofizde depolanarak kana salınmaktadır. Bu salımın her iki cinsiyette de orgazm sırasında olduğu, kadınlarda ayrıca doğum ve emzirme sırasında da gözlendiği saptanmıştır.
Sonuç
Aşk ve sevgi ilişkileri güven ve inancın yanı sıra beyindeki ödüllendirme sisteminin (limbik sistem) aktivasyonuna dayanan karmaşık, nörobiyolojik fenomenlerdir. Bu süreçler oksitosin, vazopressin, dopamin ve serotonerjik işlevleri içermektedir. Ek olarak, bu süreçlerde endorfin ve endojen opiat sistemleri ve nitrik oksitte rol oynamaktadır. Aşk ve sevgi ilişkileri sırasında eleştirel toplumsal değerlendirme, fiziksel ve zihinsel stres algısı ve olumsuz emosyonlarla ilgili beyin sistemleri baskılanmaktadır. Aşk ve sevgi ilişkilerinin erken evreleri hem fenomenolojik hem de nörobiyolojik olarak daha geç safhalarından farklılık gösterebilir. Eldeki bilgiler ışığında maternal, romantik ve cinsel sevgi ve bağlanmaların fizyolojik açıdan önemli düzeyde örtüştüğü belirtilebilir.
Saygılar