Hydra
05-07-2010, 04:46 PM
Geçenlerde hatırlayacak olursanız ilaçlar üzerinden konuşmuştuk.Bende dedim ki madem konuştuk.Bunun üzerine temel olarak birkaç şeye değiniyim.Müsadenizle;
Kullanılan ilaçların temelinde merkezi sinir sisteminde görev alan nörotransmitterler vardır.
Nedir nörotransmitter?
Nöron dediğimiz sinir sistemi yapıları arasında ki hücreler arası iletişim sağlayan kimyasallara denir.Bu kimyasallar sinir sistemi boyunca sinirsel sinyalleri bu kimyasallar aracılığıyla iletir.Temeldeki amaç sinyalleri işlemek ve bunların işlenmesini yani bilgiye dönüşmesini sağlamak.Böylece bazı sinyaller azalırken bazı sinyaller arttırılmış oluyor.
Depresyon gibi diğer depresif bozuklukların etiyolojisinde yer alan biyolojik varlığa ilişkin uzun yıllar çalışmalar yapılmış.Yapılan çalışmalar bu bozuklukların tamemen bahsettiğimiz nörotransmitterlerle ilgili olduğu ortaya koyulmuş ve ilgili sayısız araştırma yapılmıştır.
Bunlar;serotonin, nor epinefrin ve dopamindir.
Yaklaşık 35 yıl önce depresif bozuklukların beyinde serotonin düzeyinde azalma sonucu geliştiği ortaya atılmıştır.Günümüzde artık serotonin düzeyince azalma ile depresyon arasında bir ilişki bulunduğu kabul edilmektedir.
Bu ilişki serotonin eksikliğinde farklı problemlerinde görüldüğü (inmeler, hipertansiyon,vasküler bozukluklar, migren ve bulantı gibi) zaman serotoninin tek başına psikiyatrik vakaları açıklayamayacağı anlaşılmıştır.
Düzensiz bir dopaminejik enerji; kişide çevredeki yenilikleri algılayama sorunu başlatır.Bu anlamda seviye düşmesi ve yükselmesiyle birlikte klinikte belirti değişir.Nihayetinde kişinin yaşam tarzı ve kültürel etkisi ile sanrı son şeklini alır.
Nihayetinde bu enerjinin diğer sağlık koşullarının yanı sıra psikiyatrik durumların sağlam olması için düzenli olarak işlemesi gerekmektedir
.
Mesela bu yazı hoşunuza gittiyse beyniniz dopamin salgılıyor demektir.
Beynimizdeki nukleus akimbens dediğimiz yapı haz aldığımız şeyler söz konusu iken dopamin salgılanmasını uyarıyor.Yani dopamin salgılandığı sürece içinde bulunduğumuz durumdan zevk alıyoruz ve yeniden yapmak istiyoruz.Bunu limbik sistemimiz yapar.
Bu durumu baskılayan sistemimiz de var.Yani her zevk durumu yapılması gereken bir şey olmaya bilir işte bunu da frontal korteksimiz engeller.
Norepinefrin ise yine fiziksel etkilerinin yanı sıra ruhsal durum, öğrenme reaksiyonları, ödül sistemleri gibi durumlarda salgılanıyor.
Bu üç grup bir arada adrenalin salgılanmasına neden oluyor.Burada çok ayrıntıya girmek istemedim ama özetle şunu demek istiyorum;Uykusuzluk, iştah kaybı, dikkat dağılımı,anksiyete problemleri, ruhsal sanrılar bu üç grup yüzünden gerçekleşiyor.
Kullanılacak ilaçların endikasyonları bu bilgiler dahilinde organizmamızda söz konusu olan sinyal yolaklarıyla gerçekleşmektedir.İlaçların etken maddeleri bu moleküllerin azalması gerekiyorsa azaltıp çoğalması gerekiyorsa çoğaltacak işleve sahiptir.Kullanılan klinik ilaçların temel prensibi budur.Aslına bakarsanız mesele bu kadar da basit değil ama ayrıntıya girmek istemedim.
Saygılar
Kullanılan ilaçların temelinde merkezi sinir sisteminde görev alan nörotransmitterler vardır.
Nedir nörotransmitter?
Nöron dediğimiz sinir sistemi yapıları arasında ki hücreler arası iletişim sağlayan kimyasallara denir.Bu kimyasallar sinir sistemi boyunca sinirsel sinyalleri bu kimyasallar aracılığıyla iletir.Temeldeki amaç sinyalleri işlemek ve bunların işlenmesini yani bilgiye dönüşmesini sağlamak.Böylece bazı sinyaller azalırken bazı sinyaller arttırılmış oluyor.
Depresyon gibi diğer depresif bozuklukların etiyolojisinde yer alan biyolojik varlığa ilişkin uzun yıllar çalışmalar yapılmış.Yapılan çalışmalar bu bozuklukların tamemen bahsettiğimiz nörotransmitterlerle ilgili olduğu ortaya koyulmuş ve ilgili sayısız araştırma yapılmıştır.
Bunlar;serotonin, nor epinefrin ve dopamindir.
Yaklaşık 35 yıl önce depresif bozuklukların beyinde serotonin düzeyinde azalma sonucu geliştiği ortaya atılmıştır.Günümüzde artık serotonin düzeyince azalma ile depresyon arasında bir ilişki bulunduğu kabul edilmektedir.
Bu ilişki serotonin eksikliğinde farklı problemlerinde görüldüğü (inmeler, hipertansiyon,vasküler bozukluklar, migren ve bulantı gibi) zaman serotoninin tek başına psikiyatrik vakaları açıklayamayacağı anlaşılmıştır.
Düzensiz bir dopaminejik enerji; kişide çevredeki yenilikleri algılayama sorunu başlatır.Bu anlamda seviye düşmesi ve yükselmesiyle birlikte klinikte belirti değişir.Nihayetinde kişinin yaşam tarzı ve kültürel etkisi ile sanrı son şeklini alır.
Nihayetinde bu enerjinin diğer sağlık koşullarının yanı sıra psikiyatrik durumların sağlam olması için düzenli olarak işlemesi gerekmektedir
.
Mesela bu yazı hoşunuza gittiyse beyniniz dopamin salgılıyor demektir.
Beynimizdeki nukleus akimbens dediğimiz yapı haz aldığımız şeyler söz konusu iken dopamin salgılanmasını uyarıyor.Yani dopamin salgılandığı sürece içinde bulunduğumuz durumdan zevk alıyoruz ve yeniden yapmak istiyoruz.Bunu limbik sistemimiz yapar.
Bu durumu baskılayan sistemimiz de var.Yani her zevk durumu yapılması gereken bir şey olmaya bilir işte bunu da frontal korteksimiz engeller.
Norepinefrin ise yine fiziksel etkilerinin yanı sıra ruhsal durum, öğrenme reaksiyonları, ödül sistemleri gibi durumlarda salgılanıyor.
Bu üç grup bir arada adrenalin salgılanmasına neden oluyor.Burada çok ayrıntıya girmek istemedim ama özetle şunu demek istiyorum;Uykusuzluk, iştah kaybı, dikkat dağılımı,anksiyete problemleri, ruhsal sanrılar bu üç grup yüzünden gerçekleşiyor.
Kullanılacak ilaçların endikasyonları bu bilgiler dahilinde organizmamızda söz konusu olan sinyal yolaklarıyla gerçekleşmektedir.İlaçların etken maddeleri bu moleküllerin azalması gerekiyorsa azaltıp çoğalması gerekiyorsa çoğaltacak işleve sahiptir.Kullanılan klinik ilaçların temel prensibi budur.Aslına bakarsanız mesele bu kadar da basit değil ama ayrıntıya girmek istemedim.
Saygılar